KAF DAĞI’NIN ARDINDAN İZMİR’E

 

Anımsadığım kadarıyla  çocukluğumda ben ,

Öfke ve tepkilerimi ,

Hıçkırıkla ağlayarak , göz yaşlarımla  ifade ederdim.

Çaresizliğimde  saçımı,başımı yolardım hep.

Çevreyi köyümüz kadar,

Dünyayı da ,amcamın anlattığı masallar kadar biliyordum ancak.

 

“ masal- masal “uzaklarda, taaa “Kaf Dağı’nın”ardında,

Padişahın Sultanı’nın ihtişamlı sarayından oluşan,

Keloğlan’ı sevdiğine kavuşturan,Zümrüt-ü Anka kuşu ile,

Ak dev ve Kara Devlerin hakim olduğu  bir dünyam vardı benim.

Ben dünyayı masallardan   öğrendiğim kadarıyla biliyordum.

 

Fakat büyüdükçe ,kazma - kürekle eşelediğim  kara toğrağın,

Fidan dikip,mahsul aldığım  tarlaların,

Beni ,“ben”yapan” arazilerin,Vatan olduğunu  ,

Mukaddes vatan’ın ,”dünyanın” bir parçası olduğu gerçeğini,

Okulda,coğrafya dersinde,eli öpülesi öğretmenimden öğrendim.

 

Bizi besleyen ve yaşatan” kara toprağın,”Kutsal Vatan olduğunu,

Sevdiklerimi “Vatanımın aziz kucağına” verdiğimde anladım.

Uğrunda can veren “milyonlarca şehitlerimizi ,”

Onlarca “Kahraman  Gazilerimizi”,

Nöbet bekleyen yüzbinlerde “ şanlı ordularımızı “idrak edince,

Ve kendiminde hiç tereddüt etmeden,Vatan uğruna,

“Seve –seve  can vereceğim “ gerçeğini anlayınca,

“ Kutsal Vatanımı “eşsiz bir tutku ve sevdayla sevdim.

 

Uğrunda milyonlarca canların feda edildiği,Aziz vatan,

Nam-ı diğer”kara toprak”benim tenim,benim bedenimdir.

Tüm soyum-sopum,ebebeğim,geçmişim ve geleceğimdir.

Muazzez Cennet  vatan salt“kara toprak”değil,

O’ en kutsal varlığım,ölümsüz  aşkım,saygın sevdamdır.

 

Masallardan algıladığım“Dünya’da”,benim olan hiç bir şeyim yoktu.

Masallar dünyası ,içimi dolduran  serüven ve hayallerdi.

Yaşadığım dünyada , benim olan “Kutsal bir vatanım” vardır.

Aşk vardır,sevgi ve sevda vardır. arzu ve heyecanı vardır.

 

Bu gerçeği, kendi yaşamımda   test ederek yargıladım.

Çocukluğumda, köyümden gayrı bir yeri bilmiyordum .

En iyi bildiğim yerler,bağ ve bahçeler,tarla ve çayırlar,

Köyün yamaçlarını süsleyen  yem-yeşil, gür ormanlıklardı.

Dünyayı, ancak göre bildiğim kadarıyla seviyordum.

Annemden dayak yediğimde bile,sakalanacak bir yer bilmiyordum

Oyunlarımı bile evimizin etrafında oynardım hep.

En çok oynadığım oyun çelik-çomak ve saklanbaç’tı.

 

önce“Kur’an kursu’nda”Arapça okumayı öğrendiğim.

Namaz kılmayı“Cennet ve cehennemi’i”biliyordum artık.

“Cennet”i  bizim köyün güzellikleri ile kıyaslıyordum.

“Cehennem” olarak da,korktuğum” dereleri” algılıyordum.

Zaten bizim köydeki derenin adıda “cehennem deresi”ydi.

Benim  ufkum,dünyayı daha fazla kavrayacak ölçekte değildi ki.

 

Fakat, çiçekleri,ağaçları,kuşları,hayvanları  çok iyi biliyordum.

Gökteki bulutlar’in seyrine göre  hava durumunu,

Gölgemin boyutuna göre zaman tayinini öğrenmiştim.

Köy koşullarına göre yaşamayı  kavramıştım.

 

Ancak,düşlediğim dünya,o’ zaman”Kaf Dağı’nın”ardındaydı.

“Zümrüt-ü Anka kuşu’nun dev kanatları“beni büyülemişti.

Ben dünyaya,masallardan öğrendiğim  kadarıyla düşlüyordum.

Gerçek  bilgilere henuz ulaşamamıştım ki.

Düşlediğim dünya benden çok uzaklardaydı.

Gerçek dünyaya  hayallerimle bile ulaşamıyordum.

 

Caka ile  atına binen” Muhtarın”,Sık-sık  şehre inmesinden,

Jandarmaların köyümüze gelip-gitmesinden ,

Dedemin” sırketçi”denen vergi memurundan mal kaçırmasından,

Annemin anlatmalarından,başımızda “Devlet Baba”nın olduğunu,

“Devlet Babadan”da herkesin korktuğunu  biliyordum.

“dedem “ kimseden  korkmazdı.

Çok güçlü ve varlıklı bir adamdı.

Fakat,”Devlet Babadan” ve adamlarından çok korkardı.

İçini çekerek ”Ah Atatürk,ah Kemal Paşa”derdi hep.

“karneci,baskıcı,köylü aleyhtarı insanlara bizi niye bıraktın”derdi.

“Zaten bunlar  Atatürk aleyhtarı kimselerdi,”

“Paralardan ve köy odasından Ata’nın resmini kaldırtılar,”

“İnşallah Demirkırat bizi bunlardan kurtaracak”diye söylenirdi.

 

Nineme göre,”Vatan Annemiz,Devlet babamız,bizde çocuklarıydık.

Fakat sonraları,herşyin “vatan” olduğu gerçeğini inançla kavradım.

 

“Devlet’in” daha  başka  makamlarının bulunduğunu,

“Muhtarlığın”,bu idari sistemin  “temel  öğesi “olduğunu,

O’ küçücük “ beynimle” düşünebiliyordum artık .

 

Nevar ki ben,”koca-koca adamlar”gibi,Muhtar ve Jandarmadan,  

Ya’ da “Sırketçi” denen vergi memurlarından korkmuyordum.

Jandarma’lara “Ayran”,Muhtar’da ”elma” ikram ederdim.

Zira ayran ve elmamız bol miktarda vardı.

Fakat “sırketçi’”denen  maliye memurundan  bende korkuyordum.

O’hep mallarımızı,tahıl ve paralarımızı alıp gidiyordu.

Şahane de bir atı vardı.

Orman Muhafaza memrunun atı bile onunkü kadar güzel değildi.

 

Muhtar’ı  ve jandarmayı çok severdim ama,sırketçiyi sevmezdim.

Sırketçiyi nasıl sevebilirdim ki  zaten?

Dedem beni dayaktan öldürüdü…

Çünkü,”sağır’ın zorbaları “ adıyla tanımlanan sırketçiler,

Köyü ve köylüyü  canından bezdirmişti.

Dedemin”sırketçiden”sakladığı koyunları,Ormanda“kurtlar” yemişti.

“Karne dönemiydi “o zamanları.

C.H.P iktidar,İsmet Paşa  milli şef’ti.

“Köylü” canından usanmıştı adeta.

Herkes ”demirkıratı “sayıklıyordu.

“Yetişen hububatları  beyan etmeyenlerin vay halineydi.”

 

Askerlik bile dört yıl süreyle yapılıyordu.

“Atatürk’ün” memleketin efendisi dediği” köylü” çile çekiyordu.

Acaba,”Yüce Ata”böyle buyurdu diye,

Birileri kasten “köylüyü mü” cezalandırıyordu?

 

Köy odalarında “bu sözler”hep söyleniyordu.

Atatürk’ün yerine,”Ata’nın  istediği Cumhurbaşkanı”oturmamıştı.

“Celal Bayar’ın”oyunu ile “Ata’nın vasiyeti” yerine getirilmemişti.

Bu sözleri   köyün ileri gelenleri her zaman  söylüyorlardı.

Fakat,bunları o günkü  boyutumla bugünkü ölçekte anlıyamıyordum.

Bugün çok iyi anlıyorum. Fakat,ne varki artık çok geç.

 

O zaman her şey “karneye “bağlıydı.

“nam-ı diğer sağır” İsmet Paşa “ Devletin “başıydı.

O ‘dönem,katı devletçi  düzenin ”karne” dönemiydi.

Bu süreç,”Karne dönemi”diye de tarihi olaylardaki yerini almıştı.

Hafızalardan her acı ve zorluklar silindi fakat bu süreç silinmedi.

Karne’nin Cezasını da” bi günah Cumhuriyet Halk Partisi “çekti.

Cumhuriyet Halk Partisi Türk Siyasi hayatı’nın “banisi”ydi.

Fakat,Demokratik Laik Cumhuriyetin yükseliş okları,

Ulusal umdeleri ,sanki revize edilerek altı ok’a çevrilmiş,

Altı ok da”Altı sivri mızrağa çevrilmiş” ve “halka” batırılmıştı.

Halk bunu böyle algılıyordu.

 

Koyu bir Atatürkçü olan dedem“Hasan Ağa”bunları  söylüyordu.

Yıllar sonra “dedemin “haklı olduğunu,büyüyünce bende anladım.

Demokrat parti iktidarıyla” karne dönemi,”bir günde son bulmuştu.

Bunu kim nasıl izah edebir ki?

 

 

Jandarma ve Muhtarın,Devlet’in“temel öğesi ” olduğunu biliyordum.

Lakin   karmaşık yumağın ,dolaşan tellerini  birtürlü çözemiyordum.

Çocukluğumu  işte bu çerçevede  yaşayıp gidiyordum..

 

Yaşıyordum ama,küçük müydüm?büyük müydum ?belli değildi.

Yedi-sekiz yaşlarında bir çocuk olmama karşın,

Köyde evin  işlerini ben yapıyordum.

Zira babam para kazanmak için gurbetteydi.

Annem ,benden küçük olan dört kardeşimin sorunlarıyla ilgiydi.

 

Kışın odun kırarken üşüdüğümü,ellerimin soğuktan donduğunu,

Odunları eve taşıyamadığımdan“Sobayı” yakamadığımı,

Bu nedenle ” annemden”odunlarla  sopa yediğimi,

Daha dün gibi ,hala  aynı tazeliği ile anımsıyor ve yaşıyorum.

 

Bir ilkbahar günü, dolu yağdığında,Sırıl sıklam ıslandığımı,

Isınmak için yaktığım ateşin rehavetinde  uyuduğumu,

Otlattığım Koyunların tamamını  kayıb ettiğimi,

Koyunları buluncaya dek,Annemden sopa yediğimi unutamıyorum

 

 

Mandayı dereye düşürüp,At’ı, dar geçitte uçurduğumda ,

Sevdiğm kıza,”annemin altınlarını “hediye ettiğmde,

Annemden  yediğim sopayı hiç unutamıyorum.

Sonra ,evimizden çok uzakda olsada bir okulum opldu.

Onlarca arkadaşlarım, öğretmenlerim vardı her yaştan.

Defterlerim,kitaplarım,kalemlerim oldu kucak kucak.

 

Bir üst sınıfa geçtikçe ufkumun genişlediğini anlıyordum.

İlkokul beşindi sınıfa geldiğimde bile,

Hala masalların  etkisi altında olsamda,

Fakat,okul denen  ışıklı dünyada ,gerçekleri kavramaya başlamıştım.

Düşlerimde ki “Kaf dağını ve zümrüt-ü Anka kuşu’nu,

Okuduğum hikaye kitaplarında yazılı olduğu gibi algılıyordum artık.

Zira,hikayeyi,masalı,romanı,gazeli,destanı öğrenmiştim.

 

Gün geçtikçe,serpildim büyüdüm.

Aşklarım,sevdalarım oldu.

Köyden şehre uzanan yollarım oldu.

İlkokulu müteakiben ilçeye,

Ortaokulu müteakiben İl’e,

Liseyi mütekkiben “Ankara”ya  uzanan hedeflerim oldu.

Zira hep “ileriye” doğru koşmak istiyordum.

Beklide,hala o”masalların”belleğimde bıraktığı etkinin altında,

Sanal alemde ki O’gizemli dünyayı arıyordum.

Edebiyat Öğretmenim,ünlü yazar “Fakir Baykurt,”

Dünya açılan pencerelerimizin perdelerini bize öylesine açmıştı ki…

Dışarıyı,hatta ufuk hattını aşarak daha ileri ufukları  görebiliyordum.

 Objeleri   tanımıyor ,canlıların dokularını yeterince  bilmiyordum.

Ama,Çoruh nehrinin hep bulanık akması beni  çok düşündürürdü.

 

Efkar tepesinden korzul’a baktığımda,

Çoruhun  çamur seli gibi akması  beni ürpertiyordu.

Çoruhun üzerinden,Horhor’un köprüsünden geçerken bile,

Ben gözlerimi tutuyordum.

Nehirden sıçrayan sular,araç içinde bize ulaşıyordu.

Sanki Çoruh o hırçınlığı ve coşkusuyla bize bir şeyler söylüyordu.

 

1963 yılı Sonbaharında,Artvinden Ankaraya  hareket ettiğimde,

Karadenizin azgın dalgaları ile ,denize akan nehirlerin kıyılarda,

En kanlı savaşta savaşırcasına  birbirleriyle boğuştuğunu görünce,

Ben Deli çoruhu anlar ve arar  gibi oldum.

Bu beklide “Karadeniz sularının” ortak yazgısı,ortak isyanıydı.

Karadeiz sularının hırçınlıklarının  nedenlerini düşünerek “yol”aldım

 

 

“On dokuz saatlık” yolculuktan  sonra “Ankara’ya”vardığımda,

Kızılırmakda ki “Artvin öğrenci yurdu’na yerleştim.

Yolculukta çok acıkmıştım.Yolda yediğim simitle doymamıştım.

Bu nedenle “Yurtda” yediğim menemenin tadını hiç unutamıyorum.

 

Menemeni en iyi Şinasi Toker yapıyordu.

Emin Toker  ve Dinçer Yıldız’in yaptığı menemen de güzeldi.

Fakat,Şinasi Toker bir başka lezzetle yapıyordu.

Zaten Dinçerle aynı ranzayı paylaşıyorduk.

Aydın Karasüleymanoğlu’nun Fareyi idam etmesi,

Sonrada bu öyküyü  kitap olarak yayınlaması beni etkilemişti.

 

Başkentin renkli ışıkları  arasında yer alan binalar,

Podyumda sıralanmış  mankenler gibiydiler.

Bulvarda  boy gösteren görkemli  apartmanlar,

Yürüyen merdivenli çarşılar,

Kapısında “Hayatta en hakiki mürşit İlimdir” yazan,

“Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi” beni büyülemişti.

 

Yarınlara doğru yürürken,

Öğrenci dernekleri arasında ki sağ-sol kavgalarından,

Siyasi çekişmelerinden uzak durmaya özen gösteriyordum.

 

Zira,öğrenci dernekleri siyasallaştırılmıştı.

Her derneğin,her öğrenci liderinin arkasında bir siyasi parti vardı.

Sol ve aşırı solun arkasında C.H.Pve T.İ.P  vardı.

Sağ ve  aşırı sağ’ın arkasında A.P ve M.H.P vardı.

Bunların dışında ki aşırı akımlar,

Akımlar arasında ki farklı fraksiyonlar,

Sovyetler Birliği,Çin,İran,Ortadoğu,Avrupa,

Hatta “Amerika” patentliydi ağırlıklı olarak..

 

Net,arı Atataürkçü olan  gençlik ,

Milli Türk Talbe Birliği ,Adalet Partisi Gençlik Kolları,

Yüksek öğrenim Gençliği Atatürkçüler Teşkilatı,

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partısi orijinli,Milliyetçi Hareket Partisi

 Ve  Cumhuriyet Güven Partisi çatısı altında yer alıyorlardı.

 

Atatürk’ün eseri olan C.H.P gençliği,

Doğan Aralsı ve Erkin Top Kaya’nın liderliklerinden sonra,

Ulusal istikametlerini,ulusal  zeminden kopartmaya başlamışlardı.

Yüzlerini “Kuzey Batı Asya ve Uzak Doğuya”doğru çevirmişlerdi.

Hatta boyutları Küba’ya değin uzanan fraksiyonlar vardı.

 

Milliyetçi Türk Gençliği’nin  yeri ve yönü belliydi.

Türk Gençliği için” tek bir yol,tek bir ülkü” vardı.

O’da”Atatürk Milliyetçiliği Ülküsü” ve” Atatürk ilkeleri”ydi.

 

“Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü” özümsedikçe,

“Atatürk ve Atatürkçülüğe olan” aşkım,sevdam,saygım arttı.

Aziz Vatan ölçeğinde Ulu Önder Yüce  Ata’ya ” yüreğimi” adadım.

 

Bu kulvarda,bu yolda,bu ufukta yer aldım ve ulusal hedefe koştum.

Kalemi elime aldım ve  “ Basın-yayın” hayatına atıldım.

Çünkü,ülke ve ulusumuza,bu alanda hizmet etmeye kararlıydım.

Bunu bana, edebiyat öğretmenlerim daha ortaokuldayken aşılamıştı.

 

Çok genç yaşlarda kendimi ,gerçek  hayatın içinde buldum.

Okul hayatı,Basın-Yayın hayatı derken,

Yaşamımı sürdürmek için  sağladığım memuriyet,

Aldığım mütevazi ücretle kurmaya çalıştığım düzenli hayat,

Çevremin dikkatlerini çekmişti.

 

Büyüklerim,hiç anlıyamadığım bir sırada,

Beni nikah masasına  oturtuverdiler.

Artık  gencecik bir aile reisi olmuştum.

 

Daha ne olduğunu anlamadan birgün,

1967 yılı Ağustos  ayının ikinci haftasında,

Bir akşam vakti” baba” oldum.

 

Çok çalıştım,hep zorluklarla savaştım.

Koşullar beni geriye doğru çektikçe,

Ben yılmadan hep ileriye doğru koşuyordum.

Ne var ki,bir zamanlar hep uzak kalmak istediğim,

Hırçın siyasetin dişlikeri arasına takılıvermiştim.

 

Baba olmanın  sorunluluğu,

Eş olmaının mesuliyeti  ve koşulları,

Sorumluluk taşayan vatandaş olmanın bilinci,

Memuriyette yükselebilmenin dikenli kriterleri,

Siyasllaştırılan Gençlik örgütlerinde ki çekişmeler,beni yormuştu.

 

“Şanlı Tarihimiz”i  daima dikkatlice okudum ve devamlı araştırdım.

O’ anlatılmaz irade ve mücadele evreleriyle,

Ulusumuz için verdiği ödenmez emekleriyle,

Ulu Önder Yüce Atatürk’ün mücadelesini tekrar tekrar okudum.

 

Ünlü Tarihçimiz, Enver Behnan Şapolyo’nun,

Türk Dil Kurumu Başkanı Prof.Dr.Gündüz Akıncı’nın,

Halkevleri Başkanı Tahsin Banguoğlu’nun,

Yüce Atatürk’e ilişkin sohbetlerine  hayrandım.

Halk Evleri’nin “D.K.D” kurslarınada devam ediyordum.

 

 

Senato Başkanı” Em.Hv.Org. Tekin Arıburun “Paşamın,

“Org.Cemal Tural,Korg.Faruk Güventürk paşalarımın,”

“Ord.Prof.Dr. Sadi Irmak’ın,Dr.Vedat Ali Özkan’ın,”

Genel Müdür “Hüseyin Rahmi Kılıç’ın,Av.Fehmi Alparslan’ın”

“Adnan Ötüken’in,Münis Faik Ozansoy’un,”

“ Babür Ardahan’ın ,Servet Develioğlu’nun,Necati Gündüz’ün,”

“Halit Taşçıoğlu’nun Prof.Dr. Sabahattin Özbek’in” 

Ali İhsan Göğüş ve General İsmail Atak Paşa’ evladı gibiydim.

 

Hayatımda çok sayida siyasileri,Milletvekili ve bürokratları  tanıdım

Saygı duyduğum,örenek aldığım  çok değerli şahsiyetler,

Unutamadığım  Eli öpülesi“Devlet ve siyaset adamları “var.

Üniversitelerde ,gençlik liderlikleri yaparak yetişen  değerler var.

 

Büyüklerimin vatan ve Millet adına çabalarını gördükçe,

Kendimi bu gerçekler  karşısında  yargıladım.

Hayatımdan”usanç ve yorulmayı”

“Durup-dinlenmeyi”,”boyun eğmeyi”söküp attım.

 

Yüce Atatürk’ün eşsiz ışınları altında,

Atatürkçülük Ülküsünün onursa ufkunda,

Ulusal  hedeflerimiz çerçevesi içinde daima ileriye  yürüdüm.

Çünkü  en akılcı,en doğru Ulusal “ tekyol”;

“Atatürk ve Atatürkçülük yolu” dur.

Ben bu yola inanmış,bu yola baş koymuşum.

 

Bu yolda,mesai mefumu tanımadan  çalıştım.

Her türlü olanaksızlıklar ve koşullarla  savaştım.

Çok değerli Devlet ve Siyaset adamlarımızın,

Üst yönetimde ki büyüklerimizin,yakın mesailerine,

Edindiğim “Bilgi, emek ve liyakatımla”çok genç yaşta ulaştım.

 

Rizkleri çekinmeden üzerime alarak bürokraside  yükseldim.

 

Daha önceleri imrendiğim,hatta,hayal bile edemediğim  makamlara,

Sayın Başbakan’ın teklifleri,Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylarınıyla

Çalışmakta olduğum,Başbakanlık üst yönetiminden,

Başbakanlık müşavirliği  görevine atandım.

 

Üst yönetim Makamlarında “Ulu Önder Yüce Atatürkün” yüceliğini,

“Erişilmez erdemini “tüm liderlerden  farklılığını daha iyi anladım

 

Siyasetin çirkin dişlerini gördükçe,İşleyişini özümseyip kavradıkça,

“Yüce Atatürk’e “ sevgim, sadakatım,şükran ve minnet duygularım,

Bir yanardağ gibi yükseldi.

Bilinç ve ruhumdan ,”Yüce Atatürk’ün müstesna Lavları” fışkırdı.

Bu lavlar,yüreğimden taşarak tüm benliğimi sardı.

 

Artık ufkumda,İnanç ve idealimde yüce bir varlık vardır.

Oda ,”Atatürk ve Atatürkçülük”tür.”

 

Yüce Atamızın canını adadığı” Aziz vatan,”

Var ettiği” Büyük Türk Ulusu,”

Kurduğu,”Demokratik Laik Cumhuriyet”

Onun erişilmezliği,emsalsızlığı,baniliğini  tartışılamaz.

 

Hayallerimde ki “Kafdağının ardında ki dev”in yerini,

Muasır Medeniyetlerin ufkundan,“Yeni bir Güneş gibi doğacak”

“Büyük Türkiye Cumhuriyeti”

Ve oradan sonsuzluğa parlayan,Müstesna”Atatürk Güneşi”almıştır.

 

Bu “Kutsal  inanç ve şuur” benim yaşayacağım tek hayattır.

Muzzez ve onursal tek yol  Atatürk ve Atatürkçülük yoludur.

 

Her türlü  olanakları,nimetleri , güzellikleri bizlere sunan,

Tüm çirkinliklerimizi  bir ana gibi silip atan,

Bu  aziz  vatan,Ulus olarak bizim en kutsal varlığımızdır.

 

Aziz vatan bizlere,Ezelden ebede giden süreçte yaşamış,

Tüm soy ve sopumuzun,Aziz kahramanlarımızın kutsal mirasıdır.

Ölümsüz Şehitlerimizin en mukaddes armağanıdır.

 

Devlet ve Cumhuriyetimizin Mimarı,kurucusu,ebedi banisi,

Ulusal ve evrensel eşsiz  Güneşimiz “Yüce Atatürk’tür”.

 

Onlarca sevdiklerim ,.Onlar olmadan “yaşayamam” dediklerim,

Hepsi beni terk etmişlerdir.

Yada hayat  koşullarında”ben onları terk etmiştimdir”.

 

Fakat,Var  olan ve yaşayan ve bizi terk etmeyen ,

Tek gerçek dost,en aziz varlığımız  vardır.Oda aziz cennet vatan’dır.

Ve bu aziz vatanın  üzerinde parlayan” Atatürk Güneşi”idir.

Bana yaşama ve varolma olanağını veren”AzizVatan veYüce Ata’dır

 

Bizi terk etmeyen,bize güç veren, “aziz vatan ve  Yüce  Ata” dır..

Onlard  bizlere,”Yüca Allahın “en kutsal armağanıdır.

 

Yaşadığım hayat’a,geçen tüm ömrüm’e baktım.

Çevremi,tüm sevdiklerimi,tanık olduğum gerçekleri   irdeledim.

FakatYüreğimde yükselen bir aşk,Kalbimi dolduran bir sevda vardır.

Oda“Yüce Atatürk ve Cennet Vatan aşkı ve sevdasıdır.

Bu ölçekte  sevdiğim Şanlı Bayrağım,Kahraman Ordum vardır..

 

Çünkü  ölümsüz olan bir “vatan,bir de Atam “ vardır.

Bizim için en büyük ebedi varlıklar,”Aziz Vatan ve Ulu Ata”dır.

Ve bunları temsil eden onursal timsal “Şanlı Bayraktır.”

Zira,  Ulu Önder Yüce Atatürk salt bir “Lider” değil.

O’aynı zamanda  “ölümsüz “vatan,dalgalanan şanlı Bayraktır.

Çünkü  “aziz vatanı “bize,”Yüce Atatürk’,

Ve Kahraman Ordumuz armağan etmiştir.

 

Tüm sevdiklerim,”Vatan’ımızın” mukaddes bağrında yatıyorlar.

“Vatan,“ sevdiklerimin tümüdür.

 

Hiçbirşeyi“Vatan kadar,Bayrak ve Yüce Atürk”kadar  kutsal değildir

Yüce Atamız,eşsiz  bir”Kahraman,müstesna  bir lider olması yanında

 O’”Aziz Vatandır,O onursal  Bayrakdır ,şanlı Sancakdır.”

Yüce Atamız,işte bu ölümsüz aşk ve sevgiyle,ebediyen  yaşayacaktır.

“Aşk ve sevgi“dediğimiz”kutsal tutkular”zaten bu ölçekte  olmalıdır.

 

Gönüllerin ebediyen yaşamsı adına,

“Ölümsüzleri”sevmelidir insanoğlu.

“Tanrı Aşkı,”yaratan Yüce Allah’ın”ilahın aşkı” gibi.

 

Anlatılamaz yüceliklerin sahibi,“Ulu Önder Yüce Atatürk’ün aşkı,”

“Vatan aşkı,Ulus ve Bayrak aşkı” gibi.

 

 Ben  böylesi bir aşkın,  kutsal bir sevdanın tutkunuyum dostlar.

 

 Ölümsüz tek lider,Ulu Önder Yüce Atatürk’ü,

Kutsal Vatanımızı,

Şanlı Bayrağımızı,

Vatan ve Ulusumuzu ,koruyan ve kollayan,

 “Kahraman Ordumuzu “,ebedi bir aşkla sevdiğim için mutluyum.

 

Zira,Atam yaşadıkça,Vatanım oldukça,Bayrağımız dalgalandıkça,

Benimde” gönlüm ve sevdam “yaşayacaktır.

İnaniyorum ki ,bu aşk beni ölümsüzlüğe,sonsuzlığa taşıyacaktır.            

Ruhum,cennet vatanda,ebediyen  dolaşacak ve yaşayacaktır.

 

 

                                         Şecaattin Zenginoğlu

                                          10 Kasım 2004 İzmir

 

 

 

 İtaf:

    “Yeni dünya”düzeni içerisinde,

“Büyük Türk Uslun”un “ulusal ve evrensel çıkarları ile”  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin

”Bekası”bakımın- dan iç ve dış çevrelerin, hayata geçirmeye  çalıştıkları ve Türkiye Cum- huriyeti’nin sahip olduğu viziyon ve derin tarihten gelen saygınlığı ile örtüşmeyen,hiçbir dostluk ve yaklaşımlar ölçütlerine girmesi olanaksız olan,samimi ve dostane olmayan vaki projeler, proğramlar,senaryo ve kurguları sonucunda  meydana gelen üzücü olaylar, gaflet ve dalalet boyutlarını aşarak, ihanet ve hainlik  hatta ve hatta duşmanlık eylemleri ne dönüşen  olaylar ile bu cümleden olan fiillerin en üzücü ve acıların- dan birisini teşkil eden  “Kahraman Subaylarımız’ın Irak- Süleymaniye- de,bugüne değin  dost ve müttefik ülke olarak bildiğimiz Amerika Asker lerince çuvallara konması olayı nedeniyle,ülke ve ulusumuzun  bekasını korumak ve kollamak adına,Cumhuriyetimizin kurucusu” Ebedi Lideri- miz  Ulu Önder Yüce ATATÜRK”e arz etmek üzere yazmış bulunduğum “Ulusal sesleniş”adlı”nesirsel şiirimi”Yüce Atatürk’ün doğduğu ve ebe- dileştiği ulusal ocak ve ufuklarımızda yeralan tüm değer,kadro ve şahsi yetlere ,

     Atatürkçülük Ülküsüne,inanç  ve sadakatla bağlı yurdum insan- larına,Atatürkçü Türk Gençliğine itaf ediyorum.

 

  ULUSAL SESLENİŞ 

  ARZ   EDERİM                                                                         

 

Bağımsızlığımızın,

Özgürlüğümüzün,

Ulusal Egemenliğimizin,

Hak ve adalet’in

Barış ve Muzafferiyetlerimizin ,

ileri uygarlıkları,ilmi,bilimi ,

Fen ve akılcılığı  kucaklayan,

Demokratik Laik Cumhuriyetimizin,

Mazlum Milletler ve Tüm Dünya Türklüğü’nün,

Ulusal ve evrensel ufkumuzun

“Batmayan tek Güneşi”;Ulu Önder Yüce Atam :

 

“Küreselleşme şablonu”altında,yeniden yapılandırılan ,

Gizli arzular ve Entrikalarla dolu,”yeni dünya düzeninde,

Bugün “Sana” öylesine muhtacız, öylesine ihtiyacımız var ki;

Anlatamam…!

Anlatamam Yüce Atam,anlatamam!

 

Ülke ve Ulusumuzun,

Bölge ve  Coğrafyamızın,“Size“olan  gereksinimini,   

Burada size”arz etme“olanağım yoktur.

Ancak çok önemli sorunlarımızı,

Çok özet “satırbaşlarıyla”arz etme durumundayım.

Zira;tüm reel durumlarımızı“Yüce katlarınız’a”arz etmeye,

Yasal mevzuatlar,kelime ve tümcelerimin gücü olanak vermiyor .

 

Yüce Atam;

Ancak  yüce huzurlarınızda şu kadarını arz etmek isterim ki;

“İç ve dış gelişme ve oluşumlar karşısında,”

Ulusal bilincimiz ve hassasiyetlerimiz “ teyaküz’e” geçmiştir.

 

Bu nedenlerle“ Ulusal Bekamız ve Müdafaayi Hukuk’un”bilinciyle,

Cesur,inançlı,kararlı vatanperver evlatların yüreğinde,

“kuvayi  Milliye Hareketi”yeniden  şahlanmıştır.

Bu coşku ve şahlanış hareketi’nin yegane ilham kaynağı,

“Aziz Vatan,Siz Ulu Önder Yüce Atam ve Büyük Türk Ulusu’dur”

 

 

“Yeniden Kuvayi Milliye    hareketi”

“Atatürk Milliyetçiliği Ülküsünde”vucüt bulan”ulusal bilincin”

“Sine-i milletten”yeniden şahlanış hareketidir.

 

İşte bu nedenlerle ,Ulusal varlığımızın”Banisi”

iç ve dış sorunlarımızın”tek çaresi ve tek güvencesi”,

Yüce Atamaz’ın“yüksek huzurlarınızdayız.”

 

Zira,Atatürk Güneşi’nin ışınlarıyla  aydınlanmayanlara,

Yüce Atatürk’den  feyiz almayanlara,

Atatürk ilke ve ülküleri ile  yaşayıp yürümeyenlere,

Atatürk fikir sistemiyle düşünmeyenlere,

İnancımız ve güvenimiz  kalmamıştır.

 

Takiyecilerden,vurguncu ve soygunculardan,

 Özenti veya  çıkar ilişkileri içerisinde bulunanlardan,

 Maskeli veya maskesiz cilız politikacılardan,

 Dış kaynaklara entegre olmuş siyasi canbazlardan,

Ulus olarak, artık bıktık ve  usandık .

 

“ Ulu  Allah’ın ve Yüce Atatürk’ün”kutsal ve onursal ismiyle,

Siyasi tacir ve gayri samimilerin;

“Demokrasi,hak-hukuk “ edebiyatı yapmalarından,

Keza,“Mustafa Kemal”veya “Kemalizm”söylemleriyle,

“Halkımızı ve gerçek Atatürkçüleri”aldatan zatlardan”

“Anti Atatürkçü “olan “aktörlerden” bıktık,usandık Yüce Atam !

 

 

  Başka ulusların,markası belli olmayan armatürlerini,

  Ülkemize ithal etmek isteyen çok yönlü siyasi  tacirlerden,

  Türk Ulusu’nun,ulusal iradesini  bulandıranlardan,

  İç ve dış afakımızda yer alan siyasi işbirlikçilerden,

  Art niyetli  hainlerin çığırtkanlıklarını yapanlardan,

 Yetersiz,yeteneksiz,yüreksiz,bazı cılız politikacılardan,

 Özenti ve çıkar ilişkileri içerisinde olan hainlerden, 

 Ulusal Ufkumuzu  iç ve dış güdülerle hançerleyenlerden,

 Ülke ve Ulus olarak,artık arınmak  ve kurtulmak istiyoruz.

 

 Siyasi,idari,ekonomik,kültürel ve sosyal yelpazede,

 Diplomasi ve hatta daha hassas olan  alanlarında,

 Bu anlam ve kapsamda , İcra-i san’atta bulunanlardan ,

 Salt bu kapsamda ki siyasi ajan ve simsarlarından,

  Ekonomik ve kültürel oyun ve vurgunlardan bıktık,usandık!

 

Zira,İç ve dış çevrelerimizde yer alan “hain ve meczuplar’,

Geçmişte olduğu gibi yine”kendileri ve işbirlikçileri”adına,

“Ulusal değerlerimiz ve bekamız’a”kast etmeye devam etmekteler!

 

Entegre olan dahili ve harici  bedhahlar ve satılmış meczuplar,

Yakın ve uzak mesafelerdeki müstevlileriyle,

“Atatürk ilke ve Ülküleri“ne karşı angaje  oldukları ,

Dış güçlerin ve  ulusların,”amaç ve sistemlerini,”

“Bir plan dahilinde”,ustaca usul ve taktiklerle,

Oluşturulan ve hatta  yasallaştırılan  çok boyutlu zeminlerde,

İdari,siyasi ve ekonomik ve lojistik destek  olanaklarıyla,

Çivileri sökülmüş, dejenere olmuş otorite ve sanal demokrasinin,

Çürümüş,bozuk ithal  kostümlerini”ulusumuz’a“ikame ediyorlar.

Oysa demokrasi,dejenerasyonlar ve başı boşluklar rejmi değildir.

 

Demokratik Laik Cumhuriyetimize rağmen,

Siyasllaştırılmaya çalışılan “din ve çıkar siyaseti’nin”

Meslek,iş ve ekonomik kaynak haline getirilmesine  çalışılması,

“Atatürk İlke ve Ülkülerine,”“Atatürkçü düşünce ve fikriyatına,”

İnanç ve kararlılıkla  bağlı olan “vatan evlatlarını”

Hatta bu doğrultuda hareket  eden” idealistleri,”

Her kademedeki”Kemalistleri,”üzmekte ve düşündürmektedir.

Atatürkçüler,kurulan barikat ve tuzaklarla“Sabote”edilmektedirler.

 

Atatürkçü vatanperver yurdum insanlar’ının, hizmet etme  yoları,

Bu hain şebekeler  tarafından  kesilmektedir.

 

Atatürk Ülküleriyle vucüt bulan vatan evlatlarının,

Ulus ve Ülkemize hizmet etme olanakları,İmkan ve kabiliyetleri ,

Sistemli ve planlı bir şekilde, yok edilmektedir.

 

Yüce Atam;

Esasen,bizlerin,şu anda;“Yüce  huzurlarınıza” çıkmaya ,

Onursal  adınızı,”ağzımıza almaya” dahi hakkımız yoktur!

 

Çünkü hepimiz;bugüne dek,hatta bugün dahi,

Görevlerimizi ,sorumluluk bilinciyle yapmadık.

 

Sizin ulusal ve evrensel güzergahınızdan sapmadan,

 İlke ve ülkülerinizle  yolumuza  devam etseydik  eğer,

Eserlerinizi,fikir ve  düşüncelerinizi,korumak ve geliştirmek adına,

Ulusal ve toplumsal  ölçekte,

“Atatürkçülük  bilinç ve ülküsü’nü”

“Ulusal  zihniyete” dönüştürebilseydik eğer,

Sadakatla, özen ve kararlılıkla  çalışsaydık , 

içine düşürülmemiz için çalışılan bataklık bugün olmazdı.

Çok uluslu entegre güçlerce oluşturulan kasisli yollar olmazdı.

Tuzak  ve kasislerle örülü,tehlikeli ve rizkli “ sisli “yolların,

Menfur güzergahların içindeki meşum trafiğin sitresiniyaşamazdık

 

İşte o zaman,İleri uygarlıklar ve yükselmeye yönelik hedeflerimiz,

Salt “kendi Ulusal ve evrensel yol  haritamızla”,

Sizin emir ve işaret buyurduğunuz  şekilde kat edilirdi.

 

Geçmişin  kin’i ve  çirkin siyasetlerin düzmece senaryolarıyla,

Sanal katliam ve  düzmece acıların çığırtkanlıklarıyla,

“Yeni dünya düzeninin” trafiğinin düzenlemeye çalışan aktörlerin,

Tarihi gerçeklere dayalı olmayan,aslı-astarı bulunmayan savlarla,

Kurgulanmış,kasti siyasi  bilinç altı düşüncelerle yüklü olmaları,

Ve Avrupa Birliği  küresel trafiğinin  idaresinin,  

Süper güçlerce,böylesi zihniyetin mümessillerine verilmesi vakası

Ulusumuzun  kuşku ve güvensizlik  duygularını  artırmaktadır.

 

Böylesine  kin ve saplantılarla Ulusumuz’a rehberlik edeceklerin,

Bizi,hangi çıkmaz sokaklarda,hangi üçurumlara doğru itecekleri,

Hangi meçhüle  doğru yol almamıza  gayret edecekleri belli değil .

 

 Bu nedenle,Ulusal ve evrensel güzergahlarda ,

Küresel oluşum ve birlikteliklerin yol haritasında,

Şartlandırılmış  saplantı,kin ve nefretle bize muhatab olacaklara,

Avrupa Birliğinin küresel coğrafyasında trafiği idare edeceklere,

Yurdum insanı’nın,sağduyulu halkımızın  güven ve itimadı yoktur. 

Kuşku duyduğumuz  düzen içerisinde yer almamız olası değildir.

 

Yüce Atam;

Maruzatlarımızın  aciliyeti ve önemi adına;bizi bağışlamanızı,

Yüce Huzurlarınıza kabul buyurmanızı,

Yüksek katlarınıza  azr ediyorum.

 

“Büyük Güçlü Türkiye idealı ve  sevdası “,

Demokratik,laik Cumhuriyetimiz,

Inkılap ve ilkeleriniz,“düşünce ve fikriyatlarınız” adına,

Ülkemiz ve Ulusumuzun“bekası“,

“Dünya Türklüğü,tüm insanlık alemi” adına,

Dünya barışı ,huzuru ve güveni“için ,

Size yalvarıyorum;

Ne olursunuz “kalkın artık  istirahatgahınızdan!”

“Yalvarıyorum kalkın!”

 

Ülke ve ulusumuzun,

Yaşadığımız çağ ve  yeni dünyamızın,

Size ve  kadrolarınıza o denli ihtiyacı var ki;

Muhtaçlığımızın boyutlarını,

Gereksiniminizin  tüm derinliklerini,

Size, tam olarak, arz edebilme  olanağına sahip değilim!

 

O ‘denli  ihanetlere uğradık ki Yüce Atam;

Bize,”dost olduklarını” söyleyenler’e ,

Artık “kuşkuyla” bakıyoruz!

Zira,Kimin “dost”?

Kimin  “düşman”olduğu belli değil!

En sadık dost,stratejik ortak  bildiğimiz müttefik bir Ülkenin,

Kahraman  subaylarımıza,”en alçakça” bir saldırıda bulunması,

Başlarına”Çuval geçirmesi”gibi affı olası olmayan bir vakanın,

Dünya Kamuoyu önünde tezahür etmiş olması karşısında,

Daha  kime ? nasıl inanacağız ki?

Ne var ki” Kahraman Türk ulusu “bu iğrenç olayı unutmayacaktır.

Uğradığı ihanete yönelik  aldığı notu“yanıtsız”bırakmayacaktır.

 

Bu kuşkular içerisinde yaşamanın olanağı yoktur Yüce Atam!

 

Bu nedenlerle,tüm kuşkular,sathımızdan derhal silinip gitmelidir.

Bu satıh,sizin  işaret buyurduğunuz ”bütün Vatandır!”

 

Arz ettiğim  nedenlerle  yüce katlarınızda  yalvarıyorum;

“Karanlıkları yırtan yıldırımlar,artık çaksın  Anıttepeden!”

Müstesna şimşekleriniz,“ufkumuzu aydınlatsın” yeniden.

 

Vursun o“ güçlü ışıklarınız”  başımıza !

Ülke ve Ulusumuz;”uyansın  kalksın!”

 

Ulusal  topraklarımızda ,gecenin karanlığında,  

“av peşinde koşan eşkıyalarla,”

“Katliamcı teröristlerle,”omuz omuz’a olan “hainler,”

Taşıdıkları  kimliklere,yedikleri ekmek ve sofralara ,

Yetiştikleri ve yaşadıkları topraklara, ihanet edenler,

İç ve dış afakımızda  bulunan  tüm  şebekeler,

Çok uluslu veya entegre olan veya olmayan çeteler,

Temizlenip gitsinler ufuklarımızdan!

Temizlenip gitsinler kutsal yurdumuzdan.

 

Allahın Yüce adı ve “Atatürkçülük” söylemleriyle ,

“Demokrasi ve insan hakları” edebiyatı yapanlar tarafından,

Saf,temiz  halkımız ve kamuoyu kandırılmasın artık!

 

Vahiy edilen dinle,”Arap kültür ve gelenekleri” ayıklansın.

 Bu boşluklardan yararlananların “maskeleri” indirilsin.

Art niyetli  hain kadroların  paravan olarak kullandıkları,

“İrtica”adlı”ihanet virusü”; ”dini defolar”arasından atılsın.

 

Ülkemizde bu operasyonu yapacak güçlü eller,

Ve çok değerli  güvenilir“bilge kişiler” vardır.

Onları hizmet  nöbetine acilen  gelme yolları açılsın.

 

Dinle alakası olmayan,ancak bölücü ve yıkıcı  organizasyonların,

Semavi giyisilerle  bezendirip”Haçlı” motifleriyle süslediği,

Diğer izimler gibi,her türlü kötülük ve aşağılığın özü olan”irtica,”

Aynı zamanda”Demokratik Laik Cumhuriyete”düşman olanların,

Meşüm ve menfur projeleri ile vucüt bulan ihanetler olgusudur.

 

Bu çerçeve içerisinde yer alan   iç ve dış “ şer” odakların,

Ortak amaç ve eylemlerinde kullandıkları “habis virus” irticadır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin,“bağımsızlık ve hükümranlık haklarını,”

Demokratik Laik Cumhuriyeti,Devletimizin “Üniter yapısını”,

Ulusumuzun “birlik ve bütünlüğünü” tartışılır hale getirmek,

Ve ya getirilebilmesine”seyirci kalmak”Dinsel yaklaşım değildir.

Kemalizm ve  Atatürk Milliyetçiliği ise,hiç değildir!

 

 

“Neme lazımcılığın,hıyanet,gaflet ve dalaletin”içerisinde yer almak

İç ve dış zeminlerde“Bölücü ve yıkıcı örgütlere,destek  vermek,”

”tepki koymadan”seyirci” kalmak,ve ya onlarla”işbirliği yapmak,

Ne için olursa olsun desteklemek,dinsel bir yaklaşım değildildir.

 

 Kemalistlik ve “Atatürk Milliyetçiliği” hiç  değildir!

Demokrasi,çağdaşlaşma hareketi,insan hakları ise hiç değildir.

 

Ulu Önder Yüce Atataürk’ün “eserlerini kapatmak,”

Onları,”yağma Hasanın böreği”gibi “satmak,”

Bu eserleri” kapatanları ve satanları” alkışlamak,

Siyasi ,sosyal ,ekonomik ve kültürel  alanlarda ödüllendirmek,

Uygarlık ve “Atatürkçülük” değildir.

 

“Küreselleşme”adlı maskeli iptotizmanın ağına takılanlar,

Kurtuluş Savaşlarıyla,büyük zaferlerle ,zor mücadelelerle,

Onlarca” Şehit ve Gazilerimizin” canlarıyla  kazanılan,

Ulusal Egemenlik Haklarımızı;

Kurtarılan  kutsal topraklarımızı,

Ulusal kuruluş ve tesislerimizi,

Kamüfle edilmiş  yeni  ambalaj  ve kıyafetlerle  karşımıza çıkan ,

Dünün işgalcilerine”küresel olgu ve birliktelikler”aldatmacalarıyla

Satılmak ve sunulmak suretiyle  geleceğimiz tehdit edilmektedir.

 

Istanbul’a hala Konstantinepolis”diyenler,

Roma ökümenliği açılım ve kazanımlarıyla,

İstanbul”Yedi tepe”hinterlantında,

“Vatikan bağımsız toprakları”nı,yeniden  ihdas etmeye,

Avrupa Birliği  oyunlarıyla yeniden  kazanmaya  çalışmaktadırlar.

Bu oyunun açık ve gerçek adı;

Bizansı yeniden Istanbul’a taşımak ve kurmaktır.

 

 Bu ihanetin,gaflet ve dalalaetin adına ,

“Dinler ,Kültürler veya Medeniyetler buluşması”denemez Atam!

 Bu söylemlerle Ulusumuz uyutulmakta ve kandırılmaktadır.

 

Bu ne gaflet,bu ne ihanet Yüce Atam?

 

Ülkemizde ki “Azınlıklara”sahip oldukları hakları,

Yüksek malumlarınız olduğu veçhiyle,

Yaklaşık beşyüz kırk iki  yıl öce,28 Mayıs 1463 tarihinde,

“Milodraz Köşkünde “yazdığı tarihi fermanıyla,

“İnsan haklarını en öne alan ve  dünyada ilk kez uygulayan,

“Büyük Türk Hükümdarı”,“ Fatih Sultan Mehmet  Han”vermiştir.

 

Bu  tarihi fermanın aslı,Franciscan Kilisesinde saklanmaktadır.

 

Fatih’Sultan Mehmet Han’ın fermanıyla,Azınlıklara“verilen haklar,”

Yine bu Fermanın,son paragrafta yer alan koşullara bağlanmıştır.

 

Bu koşul;“Azınlıkların,”Osmanlıya,Osmanlı Tebası’na,

Yani, Türk Ulusuna bağlı kalması,”İhanet edilmemesi” koşuludur.

 

Oysa ki,onsekizinci yuz yılın ikinci yarsından sonraları,

Bilhassa Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde,

Ve Kurtuluş savaşları süreçlerinde,

Cumhuriyet dönemlerinde,

Hatta ,günümüz gelişmelerinde,

Kıbrıs katliamları süreçlerinde,

Ulusumuzun “himaye ettiği azınlıklar”

Ülke ve Ulusumuza “vaki olan  ihanetlerini” yapmışlardır.

 

Böylece,Azınlıkların;Fatih’in Fermanıyla  kazandıkları hakları,

Yine aynı fermanın son paragrafında yer alan koşullar nedeniyle,

Hukuken,siyaseten,idareten,aklen ve mantıken ortadan kalkmıştır.

 

Nevar ki hoş görülü Ulusumuz;

Bu tarihi düzeltmeyi ,bugüne değin  gündemine almamıştır.

Ancak ihanetler aynen  devam ederse,

Bu “Hukuki durum” gündeme alınacak  ve düzeltme yapılacaktır.

 

Devletimizin diplomatik  kurum ve kuruluşlarından,

Ulusal siyaset ve haklarımızı korumakla görevli olanlardan,

Bu gerçeklerin  ışığı altında  hareket etmesi gerekenlerden,

İlgili  diğer tüm kurum ve kuruluşlarımızdan,

Ülke ve Ulusumuzun, hak  ve menfaatlerini korumalrını,

Tarihi belgelerin ışığı altında,gereğini yapmalarını istiyoruz.

 

Aksi halde,ulus olarak  bizde bu bağlamda,

“Ayasofyada” Ezan okur,

 Fatih Sultan Mehmet Han’ın  torunları  olarak,

 O’nun gibi”Ayasofya’yı”ibadete açarak gereğini yaparız.

 

Tarihsel bilincimiz  ve Ulusal  şuurumuzun ışığı altında,

Bu kabil tüm  girişim, fiiliyat, ihanet,hatta“gaflet ve dalaletlerin”

Daha vahim hadiselere dönüşmesine olanak vermeden,  

Acilen hukuki ,idari ve siyasi icraatların realizesini istiyoruz.

 

Bu bağlamda ki  açık,gizli oyun,senaryo ve kurguların,

Düplukkasyonlar ve huzursuzluklar’ın,iç ve dış çevrelerde,

Daha fazla boyut kazanmadan izale edilmesini istiyoruz.

 

Raflarda tozlanan Cumhuriyet yasaları,tarihi belge ve gerçekler,

Atatürk ilke ve ülküleri  derhal yaşama geçirilsin.

 

Atatürkçülük Ülküsünün şanlı  Bayrağı,

Tüm  ufkumuzda ,şanıyla,şerfiyle dalgalansın.

 

Atatürk İlke ve ülkülerinin eksiksiz olarak uygulanması noktasında

“Kastı ,hatası,ihaneti” olanlara,tüm birey, kurum ve kuruluşlara,

Münferit ve müşterek iç ve dış  oluşumlara ,

Hak edecekleri“caydırıcı ceza ve yaptırımlar” uygulansın.

 

 

Ulusal  bütünlüğümüz ve bekamızın temel  yasaları,

“Ulusumuzun onayı alınmadan” değiştirilmesin.

Zira,çoğunluk dahi olsa ,salt bir siyasi partı veya iktidar,

Tüm Türk Ulusu’nu ve Devleti  bağlayıcı konularda,

Tek başına  reysen hareket edemez.

Bu olgu çağdaş hukukun normları ile örtüşmez.

 

Cumhuriyetimizin” yükselen değerlerini,”

“Kamu düzenimizi ve Adaleti” korumakla görevli,

“Yargı organları ve mensuplarına,”

İç ve dış güvenlik birimlerimize,

Devlet; tüm olanaklarıyla sahip çıkmalıdır.

 

Hukukun ve hukukçunun hakim olmadığı bir yerde,

Özgürlük,adalet,hak,haukuk ve uygarlık olmaz.

Demokrasi,barış ,güven ve huzur ise hiç olmaz.

 

Eşkıya ve katil teröristlerin “baskı ve tehditlerine” karşın,

Güçlü şekilde “korunmaları” gereken” hizmet kadroları,”

Devlet tarafından en yüksek seviyede korunmalıdırlar.

 

Cumhuriyet ve Demokratik laik düzenimizi koruyanlar,

Tehdit ve şantaj altında görev yapmamamalıdırlar.

Ülkede,bu trajikomik manzaralar ortadan kalkmalıdır.

 

İnanç ve sadakatla,bilinç ve kararlılıkla,

Türkiye Cumhuriyeti’nin, Egemenlik haklarını,

Büyük Türk Ulusunun ulusal  çıkarlarını,

Cumhuriyetin niteliklerini,Demokratik Laik düzeni,

Hukukun üstünlüğünü,Büyük Güçlü Türkiye  idealini,

Atatürk İlke ve Ülkülerini,Barış,huzur ve kamu düznini,

 Korumak,kollamak ve geliştirmekle  görevli olanlar,

Devlet ve Siyaset adamları,Sivil Toplum kuruluşları,

Asker,Sivil,Fikir,İlim ve Bilim adamalarımız,

Şeytan üçgenlerince güzergahlarına konan”menfur barikatlardan,

Döşenen mayinlerden kurtulmalıdırlar.

 

Kurulan iç ve dış tuzaklar,tüm iç ve dış engeller ,

Ulusal güç ve kuruluşlarımızca,tüm vatan sathından kaldırılmalıdır

Bu önlem”Güçlü  Büyük Türkiye “ereğinin temel gereğidir.

 

Enerji  ve Işıklarını;Salt Atatürk Güneşinden,

Kaynağını,Misak-i millimizden,

Gücünü “Yüce Ulusumuzdan alan yıldızlarımız”,

“Vatanperver Kamu görevlileri ve  vefakar halkımız”

En Mukaddes  varlıklarımız olarak  korunmalıdır.

 

Mevcut olan birim ve kuruluşlar yetmiyorsa eğer,

Salt bu görevlerle yüklü“Ulusal kurum ve birimler”,

Acilen yeniden kurulmalı ve hayata geçirilmelidirler.

 

Vurguncular,soyguncular,tetikçiler,katil eşkıyalar,

Teröristler,hırsızlar,en iyi şekilde korunurlarken;

“Otuzbin yurttaşımızın katilleri,”çete ve elebaşları,

Turistik nitelikli adalarda korunur ve yaşarlarken,

Ülke ve Ulusumuzun ;

Ulusal varlığını,birliğini,beraberliğini,

Kaderini,geleceğini,barış ve huzurunu“moral değerlerini

Ulusal değer ve çıkarlarını koruyanlar ,

Yurt içi ve yurt dışında ,olması gereken ölçeklerde,

Gereği gibi , özenle  neden korunmasın ki?

Bunları istemek, en doğal hakımız değil midir? Yüce Atam!

 

Devletimizin ekonomik kaynakları, başka yerlere akıtılmazsa,

Siyasal ve kişisel amaçlarla,yağmalanmaz  ve yağmalattırılmazsa,

Ülkemiz’in”Ulusal bütçesi”her şeye yetecek güç ve  zenginliktedir.

 

İç ve dış dünyamızda,

“Müstevlilerinin siyasi emelleri ile tevhid olanlar,”

Silinip gitsinler  artık kaderimizden !

Silinip gitsinler  tüm afakımızdan!

 

Silinip gitsinler artık“Kutsal vatanımızdan!”

“Biz ulus olarak,”bu olumsuzlukları hak etmedik.

Gaflet, dalalet ve hıyanetler son bulsun artık!

 

Ulusal bilincimiz,tek vücut olsun Ülkemizde.

Birlik,bütünlük  olgusu,Atatürkçülüğün yükselen ülküsü,

En şanlı bir”bayrak”gibi dalgalansın ufuklarımızda.

 

“Atatürk Güneş sistemi” hakim olsun göklerimize.

Biz ,Atatürk Güneşinden başka bir“ışık“istemiyoruz !

”Atatürk Güneşiyle”doğduk,“Atatürk Güneşiyle “büyüdük.

Atatürkle  yaşadık,“Atatürk’le “ yaşayacağız.

 

“Jeopolitik ve jeostratejik” özellikleriyle,

Çok önemli  değerlere  sahip olan coğrafyamızda,  

Ülkemizin iklimi“Atatürk Güneş sistemi”ne göre  oluşmuştur.

 

Başka bir ışık ,armatür veya unsurlarla,

Ulusal  afakımızın  ısıtılıp,ışınlandırılması girişimleri,

Ülke ve Ulusumuzun ”Ulusal iklimini“ bozar!

  

Bu duygu ve düşüncelerle;Size yalvarıyorum Yüce Atam:

 

“ Lütfen doğ başımıza  yeniden!

Yükselsin o’kudretli sesiniz”Şanlı Harbiyeden”!

 

İçimizdeki “Bin ikiyüz seksen üç”ler,

Güçlü sesleriyle aydınlatsınlar  ufkumuzu.

Aydınlatsın  tüm Aziz  Yurdumuzu!

 

Ülke ve ulusumuzla birleşsin, bütünleşsin halkımız.

Şahlanıp,coşsun tüm Mustafa Kemaller.

Şahlansın Kuvayi Milliyeciler…

Şahlansın Tüm Atatürkçü gönüller,gönüldaşlar,

Kahraman Yurdum insanları şahlansınlar…

 

“Demokratik Laik Cumhuriyeti,”

“Çağdaş Demokrasiyi,“Hakkı,hukuku“ zedelemeden,

Ülkemizin kültürel ve tarihi zenginliklerini,

Ulusal bünyemizle bütünleşmiş olan“mozaikleri,”

Yeniden” şahlanışın coşkusu ve  taşkınlığıyla,

Hiçbir şeyi  kırmadan,dökmeden,bozmadan,

Bir kuşun kanadını dahi incitmeden,

Hiçbir bireyi darıltıp,küstürmeden,

Hiçbir canlının “mağdur” edilmesine,

“ Halinden şikayetçi  “olmasına olanak vermeden…

 

Kurtuluş   savaşları sürecinde “Yüce Atamızın”,

Ülke ve Ulusumuza açmış olduğu şefkatlı kucağı gibi,

Halkımız;Sevgi , saygı ve şefkatle  kucaklansın.

 

Ülke ve Ulusumuza,Ulusal değer ve çıkarlarımıza,

ihanet eden,iç ve dış hainler,hak ettikleri cezalara  çarptırılsınlar.

 

Kahraman Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’lar,

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’lar,

General Kazım Karabekir’ler,

FahrettinAltay’lar,Orbay’lar,Okyar’lar,

Bele’ler, Cebesoy’lar,

Daha nice  isimli,isimsiz kahramanlarımız,      

Sütçü İmamlar,Şahin Beyler,HasanTahsinler,

Doğsunlar sine-i milletten…

“Yıldırımlar yaratsınlar yeniden!”

 

Atatürk Güneşiyle  bütünleşsin tüm ışıklar.

 Salt “Atatürk Güneşi’nin ışınlarıyla parlayan Yıldızlar,”

Sarsın ufkumuzu,Sarsın tüm yurdumuzu.

 

 Başımızda ve İçimizde ki  muhteşem” Yıldızlar,”

“Atatürk Güneş sistemiyle” bütünleşsinler.

Birleşsin  yanan “tüm ulusal meşaleler!”

Tek vücut olsun Fatihin yaşında ki delikanlılar.

 

Tek Vucut olsun  tüm Atatürkçüler.

Ülke ve Ulusumuzun;İç ve dış  nöbetinde  kenetlensinler hepsi.

 

Destanlaşan zaferleriyle,Tarihlere sığmayan  Kahramanlarımız;  

“Demokratik Laik Cumhuriyetin,

Özgürlük ve bağımsızlığımızın,

Barışın,hak ve hukukun korunması adına,

İleri uygarlıklar ve Adalet ateşiyle tutuşarak,

Yeniçağlara yükselen alevlerle,

ileri medeniyetlerin ufkunda,

Avrasya Coğrafyasında,

Batmayan Atatürk Güneşi“Sönmeyen Atatürkçülük meşaleleriyle”

Şahlanıp  yükselsinler yeniden.

 

Bekamız, tüm ulusal  varlık ve değerlerimiz,

Güvence içinde yaşayıp gitsin  ebediyete  dek.

 

Marşlarımızla,kahramanlık türkülerimizle,

Destanlarımızla,Folklörumuzla ,

Enstrumanlarımızla şenlensin  vatanımız.

Şenlensin tüm yurdumuz.

Şenlensin evimiz,ocaklarımız,

Taşımız,toprağımız şenlensin.

Şenlensin Ulusumuz yeniden.

Şenlensin kızımız kızanlarımız.

Köylümüz,kentlimiz şenlensin.

 

Nene Hatunlar,Zübeyde Analar,

Satı Kadınlar,Kara Fatmalar,

Şerife Bacılar,Nalan Bacılar,Anatürkler,

Efeler,Dadaşlar,Seymenler,

Yahya çavuşlar,Kubilaylar,

Vural Savaşlar,Güven Erkayalar,

Yekta Güngör Özdenler,Necati Özgenler,

Onursal mevcudiyetleriyle,çıksınlar sine-i milletten .

Şahlansınlar  hepbirlikte vatan uğruna.

Bir kere,birkere daha şahlansınlar.

 

Gönül-gönüle olsunlar ülküdaşlarımız.

Cefakar ve vefakar yurttaşlarımız…

Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanı olan hainler,

Bü ülkenin gerçek sahiplerini  bir kez daha öğrensinler.

 

Zira Kemalist ülküdaşlar,her türlü iç ve dış tehlikelere karşın,

 Ulusumuz içinde  yaşayan,ve ebediyen var olan,

 Eşsiz  güç,değer ve Ulusal  dinamitlerimizdirler.

 

İşte bu özlemlerle size yalvarıyorum Yüce Atam!

“Doğ başımıza yeniden!

“Ata yurdu Larende’den ;”

“Karaman’dan,”

“ Kızıllar’dan,”

“Taşkale’den,”

“Aydın’dan,”

“Söke’den,”

“Sarıgöl’den,”

“Serez’den,”

“Ohri’den,”

“Çupa’dan,”

“Kocacık’tan,”

 “Selanik’ten,”

“Trablusgarp’tan,”

“Çanakkale’den doğ!”

 

“Doğ İstanbul’dan,”

“ Marmara’dan,”

“Bandırma Vapuru’ndan, “        

“Karadeniz’den”

“Samsun’dan,”

“Havzadan,”

“Merzifon’dan,”

“Tokat’tan,”

“Amasya’dan,”

“Erzurum’dan,”

“Sivas’tan doğ!”

 

 

Doğ “Ankara’dan,”

“Dikmen’den,”

“Çankaya’dan,”

“Ulus’tan” doğ.”

 

Şahlan” Koca Tepeden” yeniden ,

“İn  önünden,”

“Dua Tepeden” doğ!

 Doğ “Sakarya’dan,”

“Dumlupınar’dan,”

“Tınaztepe’den,”

“ Zafertepe’den” doğ.

 

“Egede’den,”

“Belkahve’den,”

“Kordon’dan,”

İlk  Hedefimiz “ Akdeniz’den”doğ!

 

Tüm yurdum insanı gibi bizde,Sizi“İzmirde”;

Derin özlemlerle bekliyoruz Yüce Atam!

 

Cumhuriyet Meydanında,

Konakda  “ilk Kurşun anıtı” önünde,

Kadifekale’de,Alaybey’de,Sancakkale’de,

Çatalkaya’nın  eteklerinde,

 Nabzı, aynı ülkü ve düşüncelerle  çarpan bizler,

Cennet Vatan Türkiyemiz’de,

Doğu’da,Batı’da,Kuzey’de,Güney’de,

Ülkemizin tüm “ana ve ara” yönlerde,

Halkımızın yükselişi ve yeniden şahlanışı Hareketi içerisinde;

“Atatürk Milliyetçiliği ülküsünde vucüt bulan”

Tüm cesur,samimi,inançlı yürekler,Ülküdaşlar,

Gönüller, Gönüldaşlar,Ülküdaşlar,

Kahraman Yurtdaşlar,asil ve muazzez” Yurdum İnsanları,”

Atatürkçü Türk Gençliği,Onlarca Kemalistler,

İdealist,vefakar ve cefakar  halkımız,

“Atatürk ışınlarınla” ağaracak” tanyerini,”

Sökecek güçlü şafakları bekliyor” Yüce Atam!

Hep birlikte Ulus olarak,”Muştulu”güçlü şafakları bekliyoruz…

 

Senin doğduğun”Kutsal Ocaklar’dan”

Senin feyzinle, ilke ve ülkülerinle yetişenler,

Senin ışınlarınla parlayan ,aylar,yıldızlar,

 Ve “Ulusal ufkumuzdan yükselen  oğuz kartalları”

Ülke ve Ulusumuzun“en temel  güvencesidirler!”

 

Işınlarını senden alan  yıldızlarımızı ,

Tüm” Mustafa Kemalleri,

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarını,

Kararlı,bilinçli,kahraman vatan  evlatlarını,

Ülke ve Ulusumuzun kutsal nöbetine bekliyoruz.

Yeniden Kuvayi Milliye şahlanışına ,

Halkımızın  yeniden şahlanış Hareketine bekliyoruz Yüce  Atam!

 

İnançla  ve kararlılıkla bekliyoruz .

Özlemlerle bekliyoruz.

 Hasretle bekliyoruz  Yüce Atam,hasretle!

 

Yer aldığımız  kutsal   coğrafyada,

Avrasyada,

Ön Asayada,

Ortadoğu da,

Balkanlarda,

Karadenizde,

Akdenizde,

Ege Denizinde ,

Yüzü sevimsizleştirilen yeni dünya düzeninde;

Seni ve senden feyiz alan Vatan evlatlarını bekliyoruz.

 

İçtenlikle bekliyoruz Yüce Atam,içtenlikle!

İnançla bekliyoruz  Yüce Atam,inançla.!

 

Karartılmaya  çalışılan   dünyamızın,

Ve Ulusal bekamızın  tek güvencesi ,

“Yüce Güneş Sisteminizi,”bekliyoruz.

 

Sizin ışıklarınızla ağaracak  tanyerini,

Ulus ve Ülkemizi,yaşadığımız gizemli coğrafyamızı,

Yeniden sağlığına kavuşturacak güçlü ve müstesna sıcaklığınızı,

Heyecanla bekliyoruz Yüce Atam,heyecanla!

 

Atatürk Güneşinin  ışıklarıyla  sökecek şafakları ;

Umutla bekliyoruz Yüce Atam Umutla!

 

Gözlerimiz artık salt” Anatürklere”çevrilmiştir Yüce  Atam!

Zira,Anatürkler’den doğacak Yüce Türkler’i”bekliyoruz.

 

Asker,sivil ,genç,ihtiyar,Tüm  vatanperver evlatlarına,

Muzafferiyetlerin mümessili,“Kahraman Mehmetçiklere”

Ve o’nun eşsiz Komutanları’na,

Güçlü Devlet ve Siyaset adamlarımız’a,

Hamiyetperver yurttaşlarımız’a,

Gücünü ve enerjisini sizden alan halkımız’a,

İlim,Bilim ocaklarımız’a,Fikir  ve düşünce  adamlarımız’a

Gözlerimiz çevrili olarak bekliyoruz .  

İnançla,Umutla,heyecanla  bekleyiyoruz Yüce Atam.

 

Çünkü:

“ATATÜRKLER”,“Kahraman Komutanlar,”

Vatanperver“Devlet ve siyaset adamları,”

Salt“ANATÜRK’lerden  doğarlar“YÜCE ATAM.!

Salt Anatürklerden doğarlar.

 

Anatürklerden  doğup,fazilete eren Kahramanlar,

Ya Kahraman Mareşal Gazi Mustafa Kemal olurlar,

Ya da;Ulu Önder Yüce Atatürk Güneşiyle bütünleşirler.

 

Arz olunan hadiseler nedeniyle,

Yüce katlarınıza arz ediyorum Yüce Atam;

        

Ya istirahatgahınızdan kalkın,

Ya da ;“Asyadan,

Avrasyadan,

Ön Asyadan,”

“Kafkasyadan,

Orta Doğudan,

Küresel Yeni Dünyadan”

Türk Dünyasından,

Doğudan,Batıdan,

Kuzeyden,Güneyden,

Yüce Anatürk “Zübeyde” Anadan,

“Büyük Türk Ulusu’nun “sinesinden,

“Derin Tarihimizden,

Kaderimizden,

Kahraman Ordumuzdan,

Şanlı Harbiyemizden ”

“İlim ve Bilim Yuvalarımızdan,

Ulusal Ocaklarımızdan,

Diplomasi’den,

Siyaset’ten,

Demokrasi’den,

Bürokrasi’den,

İş alemi’nden,

Köylerimiz’den,

Kentlerimiz’den

Adli ve idari mekanizmamız’dan,

”yeniden doğ Yüce Atam,yeniden doğ!

 

Doğ da;

Nerden emredersen”oradan  doğ”Yüce ATAM!

 

“ Ülke ve  Ulusumuzun,yaşadığımız çağ ve dünyamızın,

 Birey,kurum ve kuruluşlarımızın,

Toplum olarak  tüm hepimizin,

 Sana öylesine gerksinimimiz var ki…

Sana öylesine muhtacız ki…

Seni öylesine özledik ki…

Anlatamam Yüce Atam,anlatamam.

 

ilke ve ülkülerine,

Eser ve emanetlerine ,

İnanç ve sadakatla bağlı olanlara,

Cesur yürekli,akılcı “Kahraman evlatlarına ,”

O’ denli gereksinimimiz var ki !

O’ denli özlemler  içerisndeyiz ki,Yüce Atam;

Anlatamam!...

 

İşgal kuvvetlerinden,

Kaputulasyonlardan,

Duşman ordularından,

Saltanat idarelerinden,

Feodalite ve hanedanlıklardan kurtardığınız   vatanımız,

Yurdumuzun  kutsal toprakları ,

Ülkemizden kovduğunuz  ulusların vatandaşlarına,

“Yağma Hasanın böreği “gibi satılıyor Yüce Aatam!

 

Ülkemizin mülkiyet  ve hükümranlık haklarını,

İç ve dış tehdit ve tehlikelere karşı,

Koruma ve kollama  görevi bulunanlar,

Acaba daha neyi bekliyorlar? Yüce Atam neyi!

 

Bizim gözümüz ve  kulağımız  daima Ankarada,Çankaya’dadır.

Gözü Kulağı Pentangon’da,Kopenhang’da,Bürüksel’de,

Paris’te,Roma’da,Londra’da,vedaha başka yerlerde olanlar,

Zamanımızda ,”acaba neden daha müteber oluveriyorlar ki ?”

 

Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz Yüce Atam.

 

Doğuda,Güneydoğuda,

Orta Anadoluda,Akdenizde,Egede,

Marmarada; onlarca dönüm araziler,

Binlerce malikhane ve daireler,

“Mütekabiliyet”esası kılıfıyla,yok pahasına  satılıyor Yüce Atam!

 

Ne acıdırki;”Ben Atatürkçüyüm”diyenlerden çektiğimizi,

Anti Atatürkçülerden  bile çekmedik.

 

Hatta,yabancılardan, hainlerden ,

Meczuplardan,irticacılardan  bile çekmedik.

 

Zira onlara karşı önlemli ve uyanığız biz.

 

Fakat;rozet ve söylemlerine inandığımız bazı kimseler,

“Atatürkçü”olduklarını  söyleyerek,bizi aldatan “anti Atatürkçüler”

“Sadakatsız,neme lazımcı,çıkarcı siyasi tacir ve gafiller,”

“Atatürk  Milliyetçisi” vatan evlatlarını,

Bu sahte  söylem ve maskeleriyle hep kandırdılar.

 

Kandırılan  cumhuriyetçi vatanperver bireylerimiz,

Gizli ve karanlık emelleri doğrultusunda kullanıldılar.

Toplumsal barışın bozulmasına yönelik çalışmalarda,

Demokratik ve ekonomik hayatımızın durağanlaştırılmasında,

Kalkınma ve yükselme hareketimizin inkitalara uğratılmasında,

Hep bu taktik ve oyunlar dolgu malzemesi olarak kullanıldı.

 

Heyecan ve enerji dolu gençlik ve alın teri döken emekçiler,

Bu senaryolarla ,bu yalan ve riyalarla kandırıldılar.

Bu metodlarla  mağdur edildiler ve kirletildiler.

 

Bir zamanlar ,Türk Parası’ndan,

Yüce Atamız’ın resmini  kaldırtanlar,

Kurumlardan Atatürk resimlerini  indirtenler,

Yerine kendi resimlerini  astırtanlar,

Kitaplardan  Yüce Atamızın ismini çıkarttıranlar,

Tarihi Vasiyetnamenizi yerine getirmeyenler,

Takiyelerle,bir başka “eda ve tavırlarla” ortaya atılanlar,

Salt”Atatürkçülük” söylem  ve vaadleriyle,

“Ülke yönetimini  ele aldıklarını” ifade edenler,

Bizzat sizin kurmuş bulunduğunuz devasa eserlerimizi,

Peşkeş çekercesine,kendilerini aldatan siyasilerin”yandaşlarına,”

Siyasi yelpazedeki çıkar çevrelerine,

Ahpap–çavuş ilişkisi içerisinde satılmasına  vesile oldular.

Satamadıklarını da  kapattılar.

Eti Bank’ı erittiler.

Sümerbank’ı sildiler.

Ve bu zatlar,siyasi literatürde “ Atatürkçü “olarak yer aldılar.

“Gerçek Atatürkçü vatanperverler”  Atatürkçü olamıyorlar…

Ancak,bu aktörler Atatürkçü olabiliyorlar!...

Çok trajikomik değil mi?

 

Üstelik,Gerçek Atataürkçüler  başka savlarla,

Başka” yafta ve adlarla” damgalanıyorlar.

Fakat,sahte ve sanal Atatürkçüler ,

Anti Atatürkçüler ,en radikal Atatürkçü olabiliyorlar…

Bu ne iştir yüce Atam?

Bu sahtekarlığın gizemini çözemedim.

Bu ihanet ve sahtekarlıklara dur diyecek yok mu?

Eğer yoksa,biz Kuvayi Milliyeciler “ durun,yeter artık” diyeceğiz.

     

Bir yangının küllerinden,yepyeni bir devleti,

Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyetini kurarken,

Muzaffer olduğunuz “Kurtuluş savaşlarında,”

Lideri olduğunuz” Müdafaayi Hukuk Cemiyeti’nin tüzüğü”nü,

Cumhuriyeti ilan etmenizi müteakiben redakte ederek,

Önce “Halk Fırkası”,sonra“ Cumhuriyet Halk Fırkası,”

Daha sonraları” Cumhuriyet Halk Partisi’”adıyla

Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin,

Demokratik siyasi hayatına armağan ettiğiniz tarihi C.H.P,

Sizin  makam ve eserleriniz üzerine oturanlarca,

Siyasi gelişim tarihimizİ ,inkar edercesine kapatanlar,

Atatürkçü,Vatanperver oluyor da,

Sizin ideal ve direktifleriniz doğrultusunda çalışanlar,

Esrelere eserler katanlar,Atatürkçü olamıyorlar….

Bu çarpıklıktan  daha ne zaman kurtulacağız Yüce Atam?

Vefasızlık ve sadakatsızlığın  boyutları bizi şaşırtmaktadır.

Derinden üzmkte ve yaralamaktadır.

Zira bugünkü siyasal boşluk ve dengesizliklerin temelinde,

İşte bu icraatlar,bu tasarruflar yatmaktadır.

 

Reel CHP yerine “sanal CHP’yi “ikame eyleyenler,

Umdeleri  boşaltılan parti simgesi”Altı ok’un”içini,

“Sosyalist Enternasyonalın curufları” ile dolduranlar,

Atatürkçü oluyorlar da,

Atatürk ilke ve ülkülerini Bayraklaştıran  Mustafa Kemaller,

Tertemiz vatan evlatları Atatürkçü olamıyorlar…

Bu sahtekarlığa daha ne zaman dur denecek?Yüce Atam!

 

Netekim ,bugün,“Atatürkün eseri” olarak takdim edilen,

“Sanal Cumhuriyet Halk Partis’nin,”

“Sizin”kurmuş bulunduğunuz“Tarihi Cumhuriyet Halk Partisi”ile ,

Salt bir ”isim benzerliği dışında” hiçbir alakası  kalmamıştır.

Zira parti simgesi altı ok’un içide  boş ve orijinsizdir.

 

Tarihi bir gerçektir ki;

”On Kasım bin dokuz yuz otuz sekiz’den sonraları,

Erk sahibi  olan  bazı“Rozet ve söylem Atatürkçüleri”

“Anti Atatürkçü, sosyalist enternasyonalın amigolarına,

“Tarihi Cumhuriyet Halk partisi”ni hançerlettirmişlerdir.

Cumhuriyet Halk Partisinin kan kayıbedişi bu olayla başlamıştır.

 

Cumhuriyet sonrası,” partili”hayata geçişimizin” tarihi banisi ,”

“Cumhuriyert Halk Partisi’nin” yaralı bedeni,

Atatürkçü olduklarını beyanla,“Ülke yönetimine el koyanlarca,” Fişi çekilerek” ex” edilmiştir.

Böylece tarihin bilincinde” seçkin yerini “ koruyan CHP,

Siyasi ve idari erk sahiplerince ortadan kaldırılmıştır.

Oysa ki,ex edileceği yerde,

C.H.P’nin “Tarihi ve onursal bedeni ,”

Müzdarıp olduğu habis virus ve arazlardan kurtarılsaydı,

Büyük bir özveri ve sadakatla,hassasiyet gösterilseydi eğer,

C.H.P ,Siyasi hayatımızda ki yaşamına devam edebilirdi.

Orijinliği bozulmadan Yüce Ulusumuza yeniden armağan edilirdi.

Ve Ülkemizde ki bugünkü siyasi  boşluk ve dengesizlikler olmazdı.

 

Cumhuriyetimizin  temel mayasını oluşturan“Altı ok’un”,

İleri uygarlıklara  yönelik  Ulusal  umdeleri,

Atatürk yolunda yürüyen Yüce  Ulusumuz’un,

Atatürçülük bilinciyle yaşayan  Mustafa Kemal’lerın ,

Nene Hatun’ların,Satı Kadın’ların ve Kara Fatma’ların,

“Kuvayi Milliye  ruh ve bilinciyle”yeniden şahlanan halkımızın,

“Ruh ve bedenlerinde” dahada güçlü olarak yaşıyor.

 ve yaşamaya da devam edecektir.

 

Kuvayi Milliye ve Müdafaayi Hukukun”Ulusal bilincini “taşıyanlar,

“Tarihi Cumhuriyet Halk Fırkası,”hakiki C.H.P’yi,

” Mustafa Kemaller ve Anatürkler ”yeniden hayata geçireceklerdir.

 

Zira,“Halkın yeniden yükselişiyle şahlanan”ulusumuz,

“Altı ok”un umdeleriyle doldurulan yeni Ulusal simgeleri,

Büyük Türk Ulusuna  ve derin tarihine  armağan edecektir.

Zira Yüce Ulusumuz,Ulu Önder Atatürk’ün,

Tüm değer ve eserlerini korumak ve yaşatmak  bizim andımızdır.

 

”Milli Mücadele Kahramanlarımızı”hapse attıran aktörler,

Yüce Atataürk’ü,”15 yıl Etnoğrafya Müzesinde” bekletenler,

Tarihi Cumhuriyet Halk Partisini kapatanlar,

Atatürk Ülküsü’nün temel umdelerini ifade eden,

“Altı ok’un”içini boşaltarak, yabancı curuflarla dolduranlar,

Her zaman,Atatürk ve Atatürkçülere kıymış ve  kast etmişlerdir.

                           

Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ifade eden,

“Altı umdenin” onursal simgesi,”Altı okun” içini boşaltanlar,

Kendilerini ve yandaşlarını ustalıkla  kamufle etmeyi başaran,

“Anti Atatürkçü fikriyatın mümessili  usta aktörler,”

Siyasi müstevlileri gibi,her zaman Atatürkden,Atatürkçülerden,

Kemalizm’in“dinamizminden”rahatsiz olmuşlar ve olmaktadırlar.

 

Bu gibi siyasi aktör ve taraftarlar guruhu,

Yüce Atamızı,”Etnoğrafya Müzesinden”Anıt Kabre taşıyanları,

Devletimizin ebedi  banisini,

Ulusumuz’nun kalbindeki  muazzez yerine tevdi edenleri,

Ulu Önderimizi,“Türk parasına” yeniden koyanları,

“onursal resimlerini,”ülke sathına yeniden “yayanları,

”İdam ettirmişlerdir,astırmışlardır Yüce Atam,astırmışlardır!

 

İç ve dış oyunlarla ,özenle,planlı ve bilinçli olarak,

Siyasi hayatımızdan kopartılan  gerçek Atatürkçüler,

“Kemalizm dinamizminin” Ulusal dinamitleri  ,

“Atatürkçü Gençlik,erdemli fikir ve bilim adamları,”

Ülke ve ulusumuzun  bünyesinde bulunan,

Onlarca Gerçek Atatürkçü yurdum insanları,

“Atatürkçü bildiğimiz”anti  Atatürkçülerce,

Her zeminde darmadağın edilmeye çalışıldı.

 

Taktıkları maskelerle, halkımızı kandıran  uyanıklar,

Etkili ve yetkili  mercileri ele geçiren bazı erk sahipleri,

Yandaş ve  yağmacı  tacirler  eliyle,

Ulusal Tarihi değer ve varlıklarımızı,

İç ve dış pazarlarda,senbolik fiyatlarla satmayı,

Büyük bir” mahirlik” ve “ hizmet” olarak saydılar.

 

 

“Teşvik tedbirleri”maskesi altında,

 Devletin taşınmaz malları  ve hazinesi yağmalandı.

Kurulan bilinçli organizasyonlarla yağmalattırıldı.

 Siyasi ve idari erki elinde tatan bazı  Aktörler,

Kurdukları sistematik düzen içerisinde,talan ve soygunlarını,

 Bir ahenk içinde icra etmeye özen gösterdiler.

 

Aslen yurdum menşeyli olan bazı“ ithal bürokratlar,”

“Şu kıta veya şu ülkelerde yetişmiş teknokratlar ,”

Güller,dikenler,menekşeler,papatyalar referanslarıyla,

Ekonomi gemisinin “kaptan köşküne” oturtuldular.

 

Arsası dahi mevcut olmayan onlarca sanal projeler,

Kredi ve teşvik pirimini aldıkları birimlerde,

Dosya üzerinde;tamamlanmış tesisler”gibi gösterildiler.

Bunlara, trıliyonlarca  ucuz kırediler ödendi.

Genel yatırım tutarının dörtde biri kadar meblağlar,

Sanal yatırımcılara,Devlet kasasından hibe olarak ödendi.

Dosya üzerinden sanal ihracatçılara teşvik pirimleri ödendi.

Bugün devasa  servet sahibi bir çok zevat ve kuruluşlar,

İşte bu haksız ve kirli zeminlerden doğdu.

Biz servet duşmanı değiliz,ancak haksızlıklara,

Vurgun ve yolsuzluklara karşıyız Yüce Atam.

Zira bugün Ülke ve Ulusumuz,bu hırsızlıkların acısını çekiyor.

 

Bankerlik,sermaye piyasası işleri ayağa düşürüldü.

Sistemin kurbanları,mağduriyetlerini izale edebilmek amacıyla,

Cesur, yürekli vatan evlatlarnı,bu kirli  sistemin içerisine çektiler.

Bu bataklıklarda kirletilen evlatlarımız,karanlık yerlere gömüldü.

 

Dalgalanan ulusal mefküremize can pahasına bağlı olanlar,

Bu mefküreyi taşıyan  dinamik  gençlik ve kadrolar,

Çok önemli zeminlerde,uyanık siyasi tacirlerce  kullanıldı.

Heyecanlı,cesur ve deneyimsiz yiğitler,

Usta siyasi ve çıkar tacirlerince kirletildiler.

Ülkü ve ülkücülük  mahçup hale getirildi.

İnkılapçılık,Kemalist bir ruhla “devrimcilik”ipine tutunanlar,

Yine aynı malum aktörlerce yanlış yönlere kanalize edildiler.

Kirletildiler.

Suç mangaları haline getirdiler.

Pırıl-pırıl vatan evlatlarını  kurşunlara hedef  oldular.

İdam sehpalarına gitmelerine sebep oldular.

İdam sehpasına gönderilen bu gençlerden önce,

Bu genç dinamitlerimizi,bu hale getirenlerin sorgulanmaları,

Hak ettikleri cezalara çarptırılmaları gerekmiyor mu?

 

 Sanal ortamlarda,sanal dosyalara izafeten,

Reel zat ve zevatlara  yapılan bol sıfırlı ödemelerle,

Soygunculuğu sürdüren dışarıdan kumandalı sistemin,

Diğer bir amacı;”ulusal değer ve kabiliyetleri” yıpratmaktı.

Halkı,kendi “öz değerlerinden “kopartmaktı.

Vurgun ve soygun zeminini daha uygun hale getirmekti.

 

Hayali teşvik pirimlerinin, sanal yatırımcılara,

Bankalar aracılığı ile reel ortamlarda  ödenmesi sonucu,

Devlet kasasını ,ortak çıkarlar adına soydurtanlar,

Bu olayların  vuku bulduğu  siyasi ve idari dönemler,

Bu plan ve projelerin  sahibi ve tescilli markalarıdırlar.

 

Bu sistemi yöneten ve yönlendirenler,

Bu yağmacılıktan pay alan veya verenler,

Ülke ekonomisini perişan ederek bugünkü boyuta getirdiler!

 

Her seviyedeki bazı siyasilerin, bürokrat  ve teknokratların,

Vurguncu ve soyguncu şebekelerle,

Veya “sanal yatırımcılarla”entegre olmaları,

Devlet kaynaklarının yağmalanmasına  neden olmuşturlar.

 

Bu sistemin mücidi ve uygulayıcıları,

Seçim sandıklarında da , maharetlerini gösterdiler.

Aynı oyun  ve canbazlıklarıla seçmenleri kazandılar.

 

Siyasi,idari ve ekonomik erkleri ele geçirenler.

Soygunlarına devam etmelerini sağlamak amacıyla,

Bilgili,dürüst,ilkeli, tertemiz vatan evlatlarını,

Hizmet  alanlarından uzak tutulmaya özen gösterdiler.

 

Bu trajikomik olaylara tanık olan yurdum insanları,

Yurttaşlığından  utanır hale geldi Yüce Atam!

 

Anayasal önlemlerle kendilerini güvenceye alanlar,

Kendilerinden sonra gelenlere emsal ve örnek teşkil ettiler.

Yapılacak hiçbir şey kalmamıştı artık.

Yapılacak tek şey kalmıştı;o’da“ya yalan ve talana devam etmek”

Yada bunlarla mücadele ederek,harcanıp gitmekti.

 

Bu talanlar,yalanlar ve yağmacılıklarda  da yetmiyordu bunlara.

Zira,”Salt Atatürk Güneşiyle aydınlananlar,”

“Atatürk Güneş sistemiyle bütünleşenler,”

“Atatürk fikirleri,ilke ve ülkülerine bağlı olanlar,”

“Ulusal eser ve emanetlerimize sahip çıkanlar,”

Özetle“Gerçek Atatürkçü  kadrolar,”

“İnançlı,kararlı,cesur,idealist Kemalistler,”

Ulusumuzun  her alanda yetiştirmiş olduğu,

“ Onlarca insan gücü kaynakları”

“Atatürkçü olduklarını söyleyen,”

“Anti Atatürkçü kadrolar” tarafından,

Bürokrasiden,Siyasetten,ilim ve bilim yuvalarından,

Fikir ve sanat alanlarından siyasi ve idari erk sahiplerince,

“ saf dışı “edilerek,darmadağın edildiler Yüce Atam,darmadağın!

Oysa ki,işsizliği önleme adına ihdas edilen ,

”yuzbinlerce kişilik”Kamu personeli kadrolarına,

ideolojik veya çıkar çevrelerince  kendi yandaşları yerleştirildi.

Daha da acı ve utanç verici yanı,

Devletin  resmi kurum ve kuruluşlarına,

Devlet ve Bayrağımızı sevmeyen  kimselerın atanması sağlandı.

 

“Atatürk”adını  ağzına almayan meczupların icraatları,

Atatürkçülük duşmanı iç ve dış çevrelerin  menfur ihanetleri,

Tarihin tanıklığında,kuşkusuz yeni nesillere   sunulacaktır. 

 

İşte o zaman,İçine düştüğümüz kör kuyuyunun derinliği!

Saplandığımız bataklığın boyutları ,daha iyi anlaşılacaktır.

İçine düştüğümüz ahval-i umumiyeyi,Siz takdir buyurun  Atam!

 

Bizi bu bataklıktan yine salt siz kurtaracaksınız!

Tören,rozet,söylem,takiye Atatürkçüleri,

Atatürk ve Atatürkçülük duşmanları,

“Gerçek Atatürkçüler“ tarafından izale edildiğinde,

Ülke ve ulusumuz,İçine düştüğü bataklıktan,

Ve içine düşürülmeye çalışılan kör kuyudan kurtulacaktır.

 

Biz gücümüzü ,Salt Atatürkten,Atatürkçülükten alıyoruz.

Kaynağımızı,ülke ve ulusumuzdan,misak-i millimizden alıyoruz.

 

Ne hazindir ki, Atataürkçüleri ve Kemalistleri  hançerleyenler ;

Güçlerini ve talimatlarını,

“siyasi ikbal ve ekonomik çıkarları adına,

”entegre oldukları ,“İç ve dış şebekelerden,”

Dünyanın “ süper güçlerinden,”

“Çok uluslu entegrasyonlardan” alıyorlar.

 

Arz etmeye çalıştığım  bu acı gerçekler,

Çok  büyük boyutlarda ki mağduriyetler,

Mahzuriyetler ve ihanetler ,

Devam etmekte olan “gaflet ve dalaletler ,”

“Demokratik Laik Cumhuriyet’e,”

“Çağdaş Güçlü Türkiye ideali’ne ,”

“Atatürk Ülküsü’ne”kendini adayan,”Vatan evlatlarını,”

 Çok  derinden üzmekte ve yaralamaktadır  Yüce Aatam!

 

Bu bağlamda biz’e;

Ülke ve Ulusumuz’a,

Coğrafyamız ve Bölgemiz’e,

Küresel süreçte,yeniden yapılandırılmaya çalışılan dünyamız’a,

“Atatürkçülük ülküsü”ne yürekten bağlı ,cesur vatan evlatlarına,

Samimi ,akılcı,bilgili ve kararlı Devlet ve siyaset adamlarına,

Yapıcı,toparlayıcı “Üst yönetim kadrolarına”  gereksinim  vardır.

 

Barış adına “savaşçı” olan,

Salt” savunmayı” yeğliyen değil,

Gerektiğinde” taarruz” etmeyi bilen,

“Demokrasiye,İnsan hak ve hürriyetlerine,”

“Hukukun üstünlüğüne,”

Ulusumuzun ve çağın” yükselen değerlerine,”

“Demokratik Laik Cumhuriyete “sadakatla bağlı, 

Fikren,ruhen,alken,ahlaken “Atatürkçü “ olan ,

Gücünü ve kaynağını Yüce Ulusumuz ve Misak-i Millimizden alan,

Bilinçli,cesur,toparlayıcı,birleştirici vatan evlatlarına,

Atatürkçü   Devlet ve siyaset adamlarına,

Acilen İHTİYACIMIZ vardır Yüce Aatam.

 

Atatürkçü düşünce ve  fikriyatına sahip,

Ulusal çıkarlarımıza, Eser ve emanetlerinize,

İçtenlikle,sadakatla bağlı,

Bilinçli,cesur“Yurdum insanlarına,”

“Duyarlı  olan ,neme lazımcı” olmayan,

“Vatandaşlık bilinciyle “ülkemizde yaşayan,

“Ayırımcı ve ayrılıkçı” olmayan,

“Yapıcı,birleştirici,bütünleştirici “Liderlere,   

“İdareci ve siyasilere”  ihtiyacımız  vardır.

 

Zira gerçek  Atatürkçülük;

Atatürk yolunda hiç sapmadan yürümek suretiyle,,

“Yükselen ulusal değerlerimizi ,”koruyup geliştirerek,

Ülke ve ulusumuz’a “yeni değerler ve zenginlikler “katmaktır.

 

“Ulusal değer ve çıkarlarımızdan,hiçbir suretle Ödün vermeden,

 Ülke ve ulusumuzun “bekasını “rizke sokup zarara  uğratmadan,

Ülke ve Ulusumuzu,çağın yükselen değerleriyle entegre etmektir.”

 

Atataürkçülük;

“gelişmiş,güçlü ve dünya ile uyumlu olan ülkemizi,

Çağlara,sonsuzluğa,ileri uygarlıklara taşımak idealidir.

 

Atatürkçülük;

Atataürk’ü,Atatürk yolunuda”aşma“ ülküsü ve kararlılığıdır.

 

Ne var ki,hala “Atatürkçülük ile Kemalizm’i”,

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Öz paşa ile,

“Ulu Önder Yüce Atatürk’ü  karıştıranlar var.

 

Zira,ruhen ve bilinç olarak olgunlaşamamış,

Henuz bu yüceliği ve eşsiz erdemi kavrayamamış,

“Kültürsüzlük kültürü” içerisinde bocalayan,

Saf,temiz,ancak bilinçsiz “Cılız Atatürkçüler “,

Hala içimizde yaşamakta ve yer almaktadır.

 

”Mareşal Gazi Mustafa  Kemal Öz Paşa,”

“Eşsiz  bir kahraman, yüce bir Komutan”dır.

 

Kemalizm;“Büyük Türk Ulusu’nun,”

Kendisine özgü”Ulusal enerjisidir.”

“Tam bağımsızlığın,barış ve özgürlüğün sönmeyen meşalesidir.”

“Uygarlık,hak ve adalet olgusunun  en güçlü dinamizmidir.”

 

Kemalizm;“Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı,”

“Silah ve mücadele arkadaşlarını,”

“Vatan ve Millet adına şehit düşen şehitlerimizi,

“Kahraman Gazilerimizi,”

“Kuvayi Milliye ruhu ve Müdafaai Hukuk dinamitlerimizi,”

“Yüce Atatürk’ün  hedeflerini,İlke  ve Ülkülerini” ,

“Kendi özünde “ toplayan,bütünleştiren ,

“Ulusal olgu ve değerler bütünüdür.”

 

“Kemalizm” yaşlanmayan daima “zinde”kalan ulusal gizem’dir.

Kemalizm,salt“Kahraman Türk Ulusuna özgü“ulusal dinamizmdir”

 

 Ulusumuzun,”ebediyen genç kalan  ruhu,heyecanı ve enerjisidir.”

 

Kemalizm“Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün” ,

Ve “Atatürkçülük“erdeminin  tamamı olmayıp “en zinde gücüdür.”

Büyük Türk Ulusu’nun  yüreklerinden taşan Volkanık dağı,

Ve şahlanan” Kuvayi milliye ruhudur.”

 

Kemalizm“Atatürk Ülküsünün yol haritasında ilerleyen”

“Bu yolda yürüyen ulusumuzu  koruyan  Ulusal öz güç’tur.”

“Bireysel ve toplumsal Cesaret ve kahramanlık abidesidir.”

 

Kemalizm;”Atatürkçülük fikriyatı, ilke ve ülküler  olgusunun,

En dinamik ,en güvenilir Ulusal gücü ve enerjisidir.”

 

Atatürkçülük;

”Türk Ulusunun,Tarihi başlangıcından bugüne değin”

“Ezelden ebede  uzanan  tüm süreçlerinde ,”

“Sahip olduğu ve olacağı kazanımların tümüdür.”

 

Tek boyutlu değidir.“Dün,bugün ve yarın’dan oluşur.

 

Çok ileri hedef ve uygarlıkları amaçlayan,

Çok yönlü  milli olgu ve bilinç yanardağıdır.

Muasır medeniyetleri aşmayı emreden,

”Ulusal kararlılık ve  ebedi Ülküdür”

 

 Atatürkçülük;Yüce Ulusumuzun,

“Değişmez ve değiştirilemez Ulusal  idealler bütünür.”

 

Milli Fikir ve düşüncelerimizin,

Akılcılık,çağdaşlık,medeniyetçiliğimizin,

İlimcilik,bilimcilik ve fenciliğimizin,

Hak,hukuk ve adaletçiliğimizin,

Tam bağımsızlıkcılığımızın,

Barışçı ve savaşçılığımızın,

Birlik,beraberlikçiliğimizin,

Devletimizin,bölünmez bütünlüğümüzün

Cumhuriyetimizin” ulusal ve evrenselliğimizin,

Tek başına  temsil ve teşkil edildiği zirve,

”Ulusal Timsal” ve ortak payda “Atatürkçülük’tur.”

 

Büyük Türk Ulusunun bekasını koruyan,

Yücelten ve geliştiren “Ulusal ülkü,”

Değiştirilemez prensipler,ve temel ilkelerin tamamı,

Atatürkün yüce şahıslarında,

Atatürkçülük Ülküsünde vücut bulmuştur.

 

Atatürkçülük;

Salt“Mareşal  Gazi  Mustafa Kemal Paşayı” ifade etmez.

 

BüyükTürk Ulusunun,tüm varlığını,İdeal ve prensiplerini,

Ulusal ve evrensel alanlardaki tüm değerlerini,

Bir Bayrak gibi,Bir Sancak gibi,Tek başına   temsil ve teşkil eden,

En Onursal ve en mukaddes  mefküre “Atatürkçülüktur.”

 

Atatürk ve Atatürkçülük,”ölümlü” değildir.

“Atatürk ve Atatürkçülük” Türk Ulusunun mevcudiyetidir.

Tek başına ,Ulusumuzun  “özü ve taaa kendisidir.”

 

Ölümlü  olan;Kahraman Asker,eşsiz Komutan,

“Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşadır.”

“Atatürk ve Atatürkçülük” ölümsüzdür.

 

Atatürk ve Atataürkçülük,

“Bayrakla Sancağın,”

“İlimle fennin,”

“Diplomasi ile siyasetin,”

“Barışla,Ulusal güvenlik gücünün”  kucaklaştığı,

Kaynaşarak bütünleştiği “Ulusal bir ışık,”

“Evrensel bir olgu ve ebediyettir.”

 

Zira Atatürk“Batmayan tek Güneş’tir,”

 

Mustafa Kemal;Ali Rıza Efendi  ve Zübeyde Hanım’dan,

Saygın bir “Türk ailesinden”  meydana gelmiştir.

 

Atatürk;

Büyük Türk Ulusunun,

“Tarihi  koşul ve sonuçlarından” meydana getirmiştir.

 

Birisini seçkin yüce bir anne,

Diğerini büyük bir ulus ve derin bir tarih doğurmuştur.

 

Atatürkçülük ; BüyükTürk Ulusu’nun,

Ulusal ve evrensel ilke ve ideallerinin tamamının adıdır.

 

Ulusumuzun, değişmez fikir ve düşüncelerinin,

Ve ortak paydasının vücut bulduğu ülkülerin  tümüdür.

Milli ve küresel “temel  ilke ve prensiplerimizin yekünüdur.

 

Atatürkçülük fani değil, ebedidir.

Zira Atatürkçülük,bir bedenden mürekkep olmayıp,

Muazzez bir ruh,fikir,yüksek vasıf ve idallerden oluşan,

Erişilmez,müstesna bir yüceliktir.

 

Acı bir gerçektir ki,

Ülkemizde,hala bu gerçekleri  bilmeyen ve algılamıyanlar,

Kültürlü  ve bilinçli olduklarını sanan,

“Kültürsüzlük Kültürü” bataklığında,kıvranan

Çiğ kalmış ,yetişememiş,onlarca beyinler, bireyler  vardır.

 

İşte bu nedenle, siyaset kulvarında yer alan bazı kimseler,

ülke yönetiminde yer alan şahsiyetler,

Tüm çabalarına rağmen,

“Atatürkçülük meşalesini” yanması gereken ölçekte,

 Tutuşturamıyor ve yakamıyorlar Yüce Atam!

 

Dolayısı ile,”Atatürk ve Atatürkçülük ülküsünün eşsiz ışınlarını”

Başta Ülke ve ulusumuz olmak üzere,

Diğer Ülke ve  uluslara yansıtamıyorlar.

 

 Halkın yeniden kuvayi milliye şahlanışı hareketi,

İşte bu nedenle başlamıştır  Yüce Atam.

 

Atatürk ve Atatürkçülük Meşalesi,

Halkımızın  uyanış ve  şahlanışıyla yeniden  tutuşturulmuştur.

Meşalenizden yükselecek onursal alevler,

Karartılmaya çalışan ufuklarımızı aydınlatacaktır.

Biz buna inaniyor ve güveniyoruz Yüce Atam.

 

Arz ettiğim ve edemediğim,onlarca hayati öneme haiz  nedenlerle,

Size ve vatanperver kahraman kadrolarımıza,

Her zamankinden  daha  çok gereksinimimiz var Yüce Atam!

 

Şu anda ;“Size” öylesine  ihtiyacımız var ki;

Sıcaklığınıza ve  eşsiz  ışınlarınıza,

Kuvvet ve kudretinize,öylesine gereksinimimiz var ki!

Anlatamam…

Anlatamam Yüce Atam, anlatamam.

 

Atatürk  ilke ve ülküleriyle  vücut bulan ulusal fikriyatlar,

“Atatürk milliyetçiliği ülküsünün “ortak paydasında bütünleşen,

Güçlü , güvenilir,çağdaş,akılcı,uygar kadrolar ,

Ülke Yönetim  kadrolarımızın tamamında,

Hatta özel sektör,kurum ve kuruluşlarında,

Eğitim,öğretim,bilim ve sanat kuruluşlarında,

Egemen ve etkili  olmaz ise eğer,

İç ve dış  ahvallerimiz  ve yarınlarımız, 

Çok” namüsait” mahiyette tezahür edebilir.

 

 Bu  duygu ve düşünceler de bizi,yüce halkımızı,

 Tüm Ulusumuzu ,

Ve sonuçta “ Bekamızı“rahatsız  etmektedir!

 

Bu  tesbit ve kuşkulardan dolayıdır ki,

Ulusal ışınlarınızı, tüm vatan sathına yaymak için,,

Kuvayi Milliye harekatı  cevherinin yeniden şahlanması

 Ve Halkın müdafaayi hukuk bilinciyle,

Gerektiğinde”yeniden tarihler ve destanlar yazmak üzre

Yüce huzurlarınızda  olduğumuzu arz  etmek isterim.

 

Halkın Kuvayi Milliye  hareketinin coşkulu şahlanışında ,

Arz ettiğim bu erekler yer almaktadır.   

Bu  ulusal ereklerle Yüce huzurlarınızdayız.

Bu ereklerle, ileri hedef ve uygarlıklara yürüyeceğimizi arz ederim.

 

Sorumluluk taşıyan vatandaşlık bilinci içerisinde,

Kararlı,inançlı,sadık ve samimi bir evladınız olarak,

“Kalbinde ve kafasında,”“Damarlarında dolaşan kanında ,”

“Varlığının her zerresinde ,”“Batmayan Atatürk Güneşi’nin”,

“Ruh ve bilincini taşıyan,”

 Ulusal Mefküreci“ İdealist” bir evladınız olarak,

“Ülke ve ulusumuzun ana sorunlarını,”

“Yüce katlarınız’a” arz etmenin,huzuru ve heyecanı içerisindeyim.

Takdir zat-ı Alileriniz ve Yüce Güneş sisteminizindir.

Yüce Katlarınıza,enderin saygı,şükran ve minnetlerimle arz ederim

Arz ederim  Yüce Atam!

Arz ederim.

5 Temmuz 2003-İzmir                                                                                                                              

                                             Şecaattin  ZENGİNOĞLU

                                   Araştırmacı-Gazeteci-Yazar-Şair

                                (Emekli  Bürokrat, Başbakanlık eski  

                                 Basın ve Halkla İlişkiler  Müşaviri)

                               İzmir  Atatürkçü  Aydınlar Platformu 

                                                Kurucu  Başkanı

                              (  İlim  ve Sanat Eseri sahipleri

                                Meslek Birliği Asil üyesi   )                

                             Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları

                             Hizmet Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.

                                                                                                                                                                                                                           

NOT: Bu şiirsel  Arz ve çağrı; Cumhuriyetimizin 80. ve 30 Ağustos Büyük Zafer Bayramımızın 81.inci yılını coşku ile kutlama

hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte, Ülkemiz ve etrafında cereyan eden olaylar ve Stratejik Müttefikimiz olarak bildiğimiz 

ve bugüne dek kendisine en sadık  dost olduğumuzu her zaman gösterdiğimiz “ “Amerika Birleşik Devletleri askerlerinin”,

“Irak-Süley- maniye”de,görev yapan“Kahraman Türk Ordusuna mensup11Subayını”4Temmuz 2003” tarihinde,dostluğa  ve

müttefik bir ülkeye  yakışmayacak bir şekil ve ölçekte esir almaları,Büyük Türk Milleti’nin“ezelden ebede” devam eden 

şanlı tarihinin  hiçbir döneminde  yaşamadığı; hazmedilmesi ve unutulması,yada telafisi mümkün olmayan  meşum ve talihsiz 

acı olay  ve diğer iç ve dış siyasetteki ç olumsuzlular, gaflet,dalalet, hatta hıyanet ölçeğindeki çirkin olaylar ve topraklarımızın

ülke genelinde,denetimsiz bir şekilde satılmasından ve ulusal değer ve çıkarlarımızın zedelenmekte olduğunu gözlemlemesinden

 dolayı  emekli üst yönetim bürokrat- larından “Stratejist Araştırmacı-Gazeteci-Yazar-Şair,  İzmir Atatürkçü Aydınlar

Platformu Başkanı ”Şecaattin ZENGİNOĞLU”tarafından 5 temmuz 2003 tarihinde  yazılmış ve“Devletin” en önemli  

üst makam ve kuruluş larına  gönderilmiştir.                                  

                                                                                                                                              

                                                                             

 

 

BAYRAKLAŞAN  

EŞSİZ GÜNEŞ  YÜCE ATAM

”Ulusal ve evrensel Ufkumuzun”Batmayan tek Güneşi Ulu Atam;

Sen,çağlar geçtikçe güçlü ışınları ufkumuzda yükselen  eşsiz bir Güneşsin.

 Gözümüz ve Göğsümüzde parlayan tek güçlü ışık sensin.

Yüreğimizi dolduran   eşsiz bir sevgi,emsalsız bir sevda sensin..

 

 

Kalbimizde anıtlaşan “ en yüce bir  güç ve  eşsiz bir varlıksın ! ”

Gelecek Çağ ve bin yıllarda bizi; yine” sen” aydınlatacaksın.

İlke ve Ülkülerinle ,Yüreğimizde  ve  başımızda  salt “ sen” olacaksın.

Ulusal varlık ve hayatiyetimizde ,“Batmayan Güneş”olarak ,

 Daima salt “ sen “ parlayacaksın!

Ulusumun tek ve temel hayatiyet ilacı,başımızın”onursal Tacı”sın.

 Her karış topraklarımızda,

Burçlarımızda ve gönderlerimizde,                                       

“ En Yüce bir Ülkü ve Eşsiz bir  Bayrak” olarak,”sen” dalgalanacaksın..

Zira Sen, Ulusal Ülkümüzün” Bayraklaşan” tek  önderisin.

                         

Gelecek çağ ve millenniumlarda,

Atinin ve  ileri uygarlıklarının  zirvesinde,

Dünya durdukça  üstümüzde salt  sen parlayacaksın.

Ulusal  Bilinç ve ülkümüzün “Batmayan tek Güneşi “ Yüce Atam!

Bizi yalnız “sen, sen”  aydınlatacaksın.

 

Başımızda,ruhumuzda,bilinç ve yüreğimizde,

Tüm afakımız ve yürüdüğümüz yolumuzda,

Nefes aldığımız her yerde ,Yurdumuzda,yuvamızda,

Taşımızda,toprağımızda,yaşadığımız ve var olacağımız her yerde,

Tüm benliğimizde  ebediyen sen   varsın,sen var olacaksın.

 

Yüce Türk Ulusu ve,Türklük Dünyasının,

 Ulusal ve Evrensel hayatiyetinde ,

Bağımsızlığın,

Özgürlüğün,

Barışın ,

Uygarlığın,

Hak ve Adaletin ,

Ve Mazlum Milletlerin,

 En büyük  önder olarak,salt sen yaşayacaksın.

Tarihin  en seçkin  sayfalarını ,

Ebediyen yine sen dolduracaksın.

 

Çünkü ; Ulusumuzun ve onlarca mazlum milletlerin,

Kötü talih ve kaderini sen değiştirdin .

 Bugünde,yarında ve ileri çağlarda,

Yeni bin yıllarda,                          

Kıtalar coğrafyasında,

Tüm toplum ve ülkelerin,                                                  

 Sana her zamankinden daha çok  gereksinimi  olacaktır.

Eşsiz güçlü ışınların ,

Türk Dünyasını,

Hatta tüm dünyayı  ebediyen aydınlatacaktır.

 

 

Çünkü sen, eşsiz gücün, ışık ve sıcaklığınla,

 Dünya barışını   koruyacak tek güç ve tek Güneşsin.     

Ezelden ebede ,

 Ülke ve Ulusumuzun Sonsuzluğa  giden  yolunda,

Gereksinim duyacağı  her türlü  güü enerji ve ışıkları,

Salt sen vereceksin,

Temel  güç ve  kaynak daima sen olacaksın.

 

Ne mutlu ,senin  müstesna  ışınlarınla  aydınlanan topraklara!

Ne mutlu seninle yaşayan Ulus  ve çağlara!

Ne mutlu,inançla,“senin ışınlarını özümseyen” insanlara!

Ne mutlu Türküm diyenlere.

 

                                                               30 Ağustos 2003-İzmir

 

 

TÜRK  GENÇLİĞİ’NDEN, YÜCE  TÜRK  MİLLETİ’NE !                             

Biz,gücünü ve ışınlarını,Atatürk Güneşinden alan ,

Asil Türk Gençleriyiz.

Onlarca bin yıllık geçmişimizle,

Yüce Türk  Milleti’nin  satvetli nesliyiz.

Yarınların;sönmeyen  meşalesi,

Geleceğin Gazi Mustafa Kemalleriyiz.

Biz, Büyük Türk  Ulusu’nun,

Yeni Çağlar’a yükselen “ Ulusal sesiyiz.”

 

Geçmişte Dünya’yı ,

Büyük Türk Millet’i şekillendirmişti!

Yeni  yüz yılları,

Gelecek yarınları  yine biz  şekillendireceğiz.

Bu amaçla biz ,

Hepimiz ,birbirimize kenetli ve kararlıyız.

Barışın,özgürlüklerin, hak ve adaletin,

Demokratik Laik Cumhuriyetin yılmaz bekçileriyiz biz!.

Biz ,Büyük Türk Ulusu’nun ,

İleri Uygarlıklarda ki “ yükselen  sesiyiz.”

 

 

Yeni çağların zirvesinde ,

Seçkin yerimizi  almaya  azimli ve kararlıyız.

Atatürk Güneş sistemi’nin sönmeyen meşalesiyiz.

Demokratik  Laik Türkiye Cumhuriyetinin,

Çelikleşmiş güçleriyiz.

Biz,Yüce Türk Ulusunun

ve “Atatürk Ülküsünün yükselen sesiyiz.”

 

 

Barışçı ve Uygar olduğumuz  kadar’,

Gerektiğinde de, dünyanın  en yaman savaşçılarıyız!

Hakka,hukuka,İnsan haklarına,

Demokrasiye,özgürlüklere,

Tam bağımsızlığa inançla  bağlıyız.

ulusal değer ve  varlıklarımıza  uzanacak  hain elleri ,

Kırmaya her zaman hazırız!                                                                                                               

Her an  ve her yerde,

Bu  bilinç  ve kararlılıkta olacağız.

Dünya durdukça,ulusal ve evrensel boyutlarda,

Dünya Türklüğünün   ufuklarına değin tüm satıhlarda,                

 Aziz  yurdumuzun kutsal  topraklarında,

Dünya durdukça  nöbetleri yine biz  bekleyeceğiz.

Biz Atatürk Geçliği olarak,

Türk Ulusu’nun ”yarınlara yükselen  güçlü sesiyiz.”

 

 

Türk Geçliği olarak  biz, bu kararlılıkla doğduk,

Bu kararlılıkla yaşayacağız.

Türkiye Cumhuriyetine ,

 Kötü gözle bakanların gözlerini  oyacağız.

Atatürk Ülküsü‘nü,Güçlü,Büyük Türkiye’yi,

İleri uygarlıklara biz  taşıyacağız.

 

 Analarımızdan,bu  kararlılıkla doğduk,

Biz bu görevleri mutlaka yapacağız.

Biz gücümüzü” Yüce Türk Milletinden”

Derin tarihimizden,

 “Atatürk Güneşi’nden”

Ve damarlarımızda ki asıl kandan almaktayız.

 

İleri uygarlıkların ufkundan yeni bir” Güneş”  gibi doğacağız.

Biz ,Türk ulusunun“ mutlu  yarınları “ ve   yükselen “gür sesiyiz”.

NE MUTLU ATATÜRKÇÜ TÜRK GENÇLİĞİNE!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.!                                                                               

                                                                                19 Mayıs 1999-          

                                                                                 İZMİR          

.

                                                           

                                                   

TÜRK  GENÇLİĞİ’NİN   MARŞI

Onlarca bin yıllık  tarihin içinden,

Binlerce savaşları kazandık da  geldik. 

Her savaşta,Vatan,Millet, uğrunda,

Nice canlar verdik de geldik.

Özgürlük,bağımsızlık,hak ve Adalet adına,

 “nice canlar “aldıkta geldik

Obalardan,Oymaklardan,

Kavim ,Boy, Budun,Yagbu ve Hanlıklardan, Beyliklerden,Sultanlıklardan ;

Cihanşümul  İmparatorluklardan,

Demokratik laik,çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Kurduk,kurduk‘da geldik.

 

Tam bağımsız,Laik Cumhuriyet adına,

 Nice“Şehitler,Gaziler“verdik‘de  geldik.                                                                                                    

Bu amaçlarla, tarihler boyu ,

Asırlarca  savaştık,öldük,öldürdük‘de geldik.

Göklerde parlayan Ayları,Yıldızları,

Cephelere  indirdik, indirdik ‘de geldik.

Ay’ı,Yıldız’ı“Şehitlerimizin kutsal asil kanlarıyla,“

Boyadık,boyadık,kutsadık’,kutsadık da geldik.

Adına“Şanlı Türk Bayrağı ismini“koyduk.

onu gönderlere, çektik,çektik de geldik.  

Şanlı Bayrağımızı ve Sancağımızı,

Kıta’lara,okyanus’lara diktik,diktik de geldik.

Yüce Türk Ulusu’nun sinesinden,

”çelikleşmiş Ulusal İradesi ve Aziz varlığından”,

Yıldırımlar yaratan,

”Kahraman Ordular” kurduk, kurduk’ da geldik.

En zor savaşları,

Her zaman ve her yerde,

kazandık,kazandık da  geldik.

“Gazi olduk!Şehit olduk!,

Onlarca  baş,   gövde,kol ve bacakları verdik,

Fakat bir tek çakıl taşımızı kimseye vermedikte geldik.

 

Şanlı Bayrağımızı indirmedik!

Ezanı susturmadık”!

Esaret’i  tatmadık, “tanımadık da” geldik!

Bu iman,bu inanç ve kararlılıklarla,

Her savaşı kazandık ,kazandık da geldik.

Cehaletle,feodalitelerle savaştık,savaştık da geldik.

Uygarlığa giden  ışıklı yolu bulduk ,bulduk da geldik.

 

Tam Demokrasi,

 Laik Cumhuriyet,

Adalet ve  medeniyetçilik olgusuyla,

Siyaset ve Devlet idaresini ,

Her türlü çağ dışı olgulardan  kurtardıkta  geldik.

Biz,Anatürk’ler den ,Baba ocağından,

 Asker olarak doğduk,doğdukta geldik.

 

Her birimiz,                                                                                                

Birer “Oğuz Kağan,Alpertunga,

Bilge Kağan,Selçuk Alparslan,

Kılıç Arslan, Osman Gazi,

Alaeddin Keykubat, Karamanoğlu Mehmet Bey,                  

 Murat Sultan Hüdavendigar,

Yıldırım Bayezit,Fatih Sultan Mehmet,         

 Ulubatlı Hasan ,Yavuz Sultan Selim,

Kanuni Sultan Suleyman,                        

 Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak,

Gazi Mustafa Kemal Paşa,

General Kazım Karabekir,

Rauf Orbay,Ali Fethi Okyar,

Mustafa İsmet , Galip Hoca,Nene Hatun,Kara Fatma,

Satı Kadın,Şerife Bacı,

Yahya Çavuş, Sütçü İmam,Şahin Bey,

 Hasan  Tahsin ,

Mehmet Akif ,Namık Kemal  olduk,olduk’  da geldik.

 

Çağ açıp,çağ kapattık.

”üç Kıta’ya hükmeden,

”nice devletler,kurduk da geldik.

Kara cehaletlerle,Feodal yönetimlerle,

uygarlık adına savaştıkta geldik.

                                                                                            

Bağrımızdan doğan “Atatürk Güneşi’nin ,

“altında,yeşerdik,yetiştik ’de geldik.

                                                                                              

Mazimiz,yüreğimiz , bileğimiz ve zaferlerimizle,

 “Kahraman Mehmetçik” olduk,olduk da geldik.

“Vatan,Millet,Bayrak,Bağımsızlık,

Özgürlük,Hak,Uygarlık” adına,

Canımızı feda etmenin andını içtik,içtik de geldik.                        

 

Laik-Demokrat,Çağdaş,Sosyal Hukuk Devleti“,

Türkiye Cumhuriyetini,

Ülkemizin Bölünmez bütünlüğünü,

 Üniter yapısını koruduk ,koruduk da geldik.

                                                                                                                               

 Ulusumuzu ,çağdaş Medeniyetlerin zirvesine ,

Taşımak  bizim esas görevimizdir. 

 Bu Ulusal ödev ve görevimizin sözünü,

Ulusumuza verdik,verdik de geldik.

                                                                                              

 

Geçmişten günümüze  değin,

 Asırlarca kendimizi“test” ettik,ettik de geldik.                                                                                             

“Çin Seddi’n den,Adriyatık denizi’ne” kadar uzanan,

  Geniş coğrafi alanlar da,

Hazar Denizinden Kızıl Denize,

Karadeniz den  Ak Deniz’e,

 Büyük Okyanus’lara,

Kuzey Buz Denizi’nden Hint Okyanusu’na  değin,

 Engin  büyük denizlerde,

Çanakkale’den Marmara’ya,

Marmara’dan Ege Denizi’ne,

Sakarya,Dumlupınar,Tınaztepe,

Duatepe,Kocatepe,

Ve Kordon Boyuna değin uzanan savaşlarda,

Dağları,nehirleri,ovaları,cepheleri,

Süngülerimizle, kazdık,kazdık da geldik

 

Yüce Türk Ulusu’nun  ,

Aziz  Vatanımızın işgal edilmezliğini,

Şanlı Türk Bayrağı’nın gönderlerden indirilemezliğini,

Ezanın susmazlığını,

Türk Ulusunun yenilmezliğini, Kılıçlarımızla , tarihin  böğrüne ,

Altın harflerle “yazdık,yazdık da  geldik.

                                                                                          

Katliamcı,barbar, düşman ordularını ,

Denizlere döktük ,döktük de geldik.

Tarihin,seçkin altın sayfalarını“

Süngülerimizle” yazdık,yazdıkta da  geldik.

Misak-i Millimiz’i,

kanımızla,canımızla,şanımızla, çizdik,çizdik de geldik.

                                                                                            

                                             

Biz kahraman  Büyük Türk  Ulusu’nun evlatlarıyız.

 Ulu Önder Yüce  Atatürk’ün  Çocuklarıyız biz.

 Namı diğer“Kahraman  Mehmetçik’leriz.

”Biz,her birimiz,bir Cihan’a bedeliz!

Her an,her yerde ve her durumda,

Tüm” iç ve dış tehlikelere karşı” hazırız.

Sivil olanlarımız;

 ”nöbetten gelenlerimiz ve nöbete gidecek olanlarımızdırlar”

Üniformalılarımız;

”nöbeti  başında olanlar,kararlı,inançlı zinde güçlerimizdirler.

Biz,Üniformalısı ve siviliyle,

Yaşlısıyla,genciyle bir bütün olan” Yüce bir Ulusuz! biz”

Biz,Destanlar yaratan ve yazan ,

“GAZİ  MUSTAFA  KEMAL’LERİZ”!

ANATÜRK’lerin oğulları,

”YÜCE ATATÜRK’ün  öz  ÇOCUKLARIYIZ”.

Çanakkale ,Dumlupınar

ve Sakarya  Şehitlerinin  evlatlarıyız   biz.

Yüce Atalarımız’a,

Büyük ulusumuza,

Kutsal   ve onursal nöbetin“sözünü”verdik verdik de geldik.   

 Vatan, Millet,Barış ve özgürlük adına,

 “canlarımızı” adadık,adadıkta geldik.

 

Düzenli,yada düzensiz savaşlar,

Bizim için hiç fark etmezler !

Bölücü eşkıyalar,cinayet şebekeleri,

yada çapulcu teröristler” kim oluyorlarmış“ki?

Bizi,onlar ve onları besleyen,

çok Uluslu şebekelerinin yenmesi olası değil

Her birimiz,Vatan,Millet,Bayrak,üniter Devlet,

Ve,Laik demokratik  Cumhuriyet’in,

Özgürlüklerin, hak ve adaletin,

Tam bağımsızlığın,

Barış ve huzurun yılmaz ve yenilmez bekçileriyiz.  

Biz bu yolda ”canlarımızı ”feda etmenin sözünü verdik’ de geldik.

 

Ulu Önderimiz  Yüce Atamızdan,

Başkomutanımızdan“emirler” aldık da geldik.

                                                                                                  

Tarih’e;

“Asker doğup,

Asker olarak yaşayacağımızın” sözünü verdik de geldik.

Gerektiğinde hiç kuşkusuz,

Şehit  olacağımızın  kutsal andını içtik de geldik.

Bölünmez bütünlüğümüz için,

canlarımızı,adadık,adadık da geldik.  

 

Vatanımız ve Yüce Milletimiz,

Dünya durdukça,Türk Gençliği ile var olacaktır.

                                                                                             

Şanlı Türk Bayrağı,

Çağdaş medeniyetlerin zirvelerinde ebediyen dalgalanacaktır.

Çağdaş,Laik Türkiye Cumhuriyeti ,

Atinin ufkundan bir Güneş gibi doğacaktır.

Bizi, bu Ulusal  yoldan,

Hiçbir güç,geri çeviremeyecek ve alamıyacaktır

Gerekirse gemiler, yeniden yürüyecek,

 ve karadan Haliçlere’e inecektir.      

Çağlar, yeniden açılıp,yeniden  kapatılacaktır.

Zaferler, yeniden  yazılıp,yeniden kazanılacaktır.

Tarihler,destanlar,sil baştan,

yeniden  yaratılacak  ve  yazılacaktır.

“Atatürk Gençliği,Asil Türk evlatları”

Ulusal görevlerini  şevkle  yapacaktır.

Zira,Özgür,Demokrat,Laik Türkiye Cumhuriyeti ,

Dünya durdukça yaşayacaktır.

BizTürk Gençliği olarak,

işte bu kararlılıklarla annelerimizden doğduk ’da geldik.

Kahraman,Gazilerimizden,

Aziz Şehitlerimizden nöbeti devraldık da geldik.     

Biz,Ulu Önder Yüce Atatürk’ün,

“eşsiz Güneşi” altında yaşamanın ,             

Yücelmenin  ve varolmanın kararını verdik,verdik de geldik.

 

 

 

Barışı  ve huzur’u  korumanın,

Savaşlarda, diplomasi de  muzaffer olmanın temel ilkelerini,

Ati’nin yüksek medeniyet ufkundan,

Yeni bir“Güneş” gibi doğabilmenin,

 Ulusal ve evrensel sırlarını,

Yüce Atamızdan  öğrendik,öğrendik de geldik.

 

Aziz Şehitlerimiz,

Kahraman  Gazilerimiz,

Ulu Önder Yüce Atamız,

Büyük Ulusumuz,Mukaddes Cennet Vatanımız,

Sizler müsterih olun!

Zira; ne  koşullarda olursa olsun,

Her zaman,her durumda ve her yerde,

İç ve dış tehdit,tehlike ve saldırılara karşın,

Daima  görevimizin başındayız. 

Muhtaç olduğumuz ve olacağımız  kuvvet  ve kudretin; 

 Damarlarımızda ki ”asil kanımızda” mevcut olduğunu  biliyoruz.

Dün olduğu gibi,bugünde,yarında,

ileri çağ ve gelecek zamanlarda da,

Daima ,dostluğu aranılan,düşmanlığından  korkulan ,

Güçlü ve güvenilir ”Ulus ve Ülke  “olarak,

Dünyada ki yerimizi  alacağız.

Bu erekle,

Gerektiğinde ,en zorlu zaferleri kazanıp” destanlar  “yaratacağız.

Bizi unutan veya tanımayanlar karşımıza  çıkarsa  eğer ,                         

Onların “tarihlerini” yeniden yazarak  yanıtlayacağız.                                                              

Zira biz,

”ya Şehit,ya Gazi,yada muzaffer olmanın“  andını içtikte geldik.

Yüce Ulusumuza,

Bu görevleri  yapacağımızın  sözünü verdikte geldik.

Türk Çocuğu,Atatürk Gençliği olmanın “gurur ve şuurunu“

Sorumluluk bilincini,

Heyecan ve kıvancını paylaştık, paylaştık da geldik.

“Türklüğün Yükselen gür sesini”,

Tüm dünyaya haykıra,haykıra geldik.

Barışı,Hak ve Adaleti,

Özgürlükleri koruyacağımızın sözünü verdik de geldik.

                                                                                              

Görevimizin  kutsaliyetini,

 Onurunu,zorluğunu  idrak ettik,ettik de  geldik.

Ulusumuz ve varlığımızın onursal Timsali,                                                    

Şanlı Bayrağımıza sarıldık,sarıldık da geldik.

Sevdiklerimizin hayatiyetleri için,

sevdiklerimizle vedalaştık da geldik.

 

Şanıyla, şerefiyle, özgürce  yaşayan,

Büyük Türk  Ulusu ve Aziz vatanımız için,

Vatan ve milletimizin bölünmez bütünlüğü adına,

 Mukaddes ve  şerefli  andınımızı  içtik,içtik de geldik.

Ne mutlu bu ulusal antla bütünleşen,

 Atatürkçü Türk  Gençliğine!

Ne mutlu “TÜRKÜM “diyene!...

 

                                                       19 Mayıs 1999 – İzmir.

 

   

 

 

DÜNYA TÜRKLÜĞÜN DESTANI

                VE

TÜRK   ÇOCUĞU’NUN   YEMİNİ

 

 

 

Biz ”Atamız Türk Bey”in adıyla “Evrenselleşmiş,

Beş Kıtada Sancak dikmiş,

Bayrak çekmiş Büyük Türk  Ulusu’nun evlatlarıyız.

 

 Zira; “üç Kıta” dar gelmiş bize.

 Tüm Kıtalar coğrafyasında  yer almış ve yaşamışız.

.

Tarihin her dönemine,

Yaşadığımız ve yer aldığımız her yere,

Kahraman Türk’ün,Türklüğün ,

Kazınmaz onursal damgasını vurmuşuz  biz.

 

DEDEMİZ TÜRK BEY’DEN,  OĞUZ ATA’YA,

“OĞUZ   ATA’DAN ,  KORKUT ATA”YA,

“KORKUT ATA’DAN ,  BÜYÜK  ATA “ULU ÖNDER ATATÜRK’E,

“BÜYÜK ATA’DAN, üçüncü bin yıllara “uzanan süreçlerde,

“Doğu TÜRKİSTAN’DAN, ÇÜNGERİYAYA,

Çungerya’dan, Viyana kapıları’na ,

Çin  Seddi’nden , Adriyatik Denizi’ne,

Hint Okyanus’undan ,Büyük Okyanus’lara  değin uzanan alanlarda,

Üç Kıt’aya sığmayan  Yüce  Türk Milleti’nin  evlatlarıyız biz.

 

Biz Türk’üz.

Cesur,uygar ve  Özgür  bir Ulusuz.                                                                 

Çalışkan,saygın ve Evren’e yaygın  asil bir  soyuz biz.

 

Dünya nizami kurulduktan  bu yana,

Kıtalar coğrafyasında onurumuzla yaşayagelmişiz.

 

Hak ve Adaletin güvencesi,

Barış ve Huzur’un  yılmaz  bekçiliğini yapmışız!

 

 

“Türk” demek,“en büyük,en güçlü,en yüce” demektir!

“En büyük,en güçlü ve en yüce” yine biz olacağız.

 

“Türk’ün” yaşı, tarihle birlikte başlar!

Derinliğimiz,” Kainatın” dibinde!

Yüksekliğimiz ”Gök Kubbe’nin” üstündedir.

Zira ,başımız “Arş’a “değer!

Soyumuz,Sopumuz Ulu’dur.

Ural-Altay Kavimleri  ,

Türk’ün,Türklüğün  “Ana gövdesini “oluşturmaktadır.

 

Doğuda,Batıda,Kuzeyde,Güneyde ,

ve ara yönlerde,

 “Alem-i  Cihanda“da ne varsa?

Tüm Beşer-i alem” bizden bir  parça, bir oymak”tır.

Zira,üç Kıt’aya sığmayan” DÜVEL-İ  MUAZZAMALAR”,

O’muazzam ve muhteşem” bedenler”

Yüce Türk  Ulusunun ”bedenleridirler”.

Atalarımızın yaşadığı ve ayak bastığı yerlerde,

“Muhteşem Abidelerimiz” var!

 

Yeryüzünü ışıtan,

Gökleri aydınlatan Güneş bizimdir.

Çağları  açan ve çağları kapatan,

Karanlıkları yırtan,

Geceleri aydınlatan Aylar,Yıldızlar bizimdir.

Beş kıt’ada parlayan ışıklar ,

Yanan uygarlıklar meşaleleri bizimdir.

Destanlaşan Zaferlerin  sahibi,

Barış ve huzurun güvencesi

Şanlı Bayrak,

Onursal Alsancak bizimdir.

 

 

Sümerler,İskitler,Sakalar,

Uygurlar,Kırgızlar,Moğollar,Tunguzlar,

Azeriler, Özbekler, Çerkezler, Çeçenler,

Kazaklar, Kırımlılar,Tatarlar,

 Hunlar, ,Göktürkler,Türkistanlılar, Avarlar, 

Hazarlar,Afganlar,Pakistanlılar, Gazneli’ler,

Karahanlı’lar, Harızmşah’lar,

Babür Şah’lar, Selçuklu’lar,  Osmanl’ılar,

Uzak Doğu’da,Asya’da,Avrupa’da,Ön Asya’da,

Avrasya’da,Sibirya’da,Kırımda,Ural ve Altaylarda,

Kafkaslarda,Hazar Denizinde,Orta Doğuda,

Afrikada,Balkanlarda, Adriyatik Denizi’nde,

Tuna boyları’nda,Norveçte,Fillandiyada,

Macaristanda,Makedonya’da

,Kosova’da, Bosnada, Hersek’de,

 Batı Trakyada, Ohride, Selanikde,

 Kırcaalide, Gümülcinede,

Akdeniz’de, Ege’de,

 Kıbrıs’ta,oniki adalarda,
Trakyada, Marmara’da,

Karadeniz’de,Anadoluda,

Mezopotamyada,Kudusde,

Hazar Denizinde, Kerkükde,Musulda,

 Kanlı Adada, nam-ı diğer Kanada’da

 Bozkurt heykellerinin dikildiği dağlara değin,

Tüm kıtalarda yer alan geniş coğrafyalarda,

Kan vermişiz,can vermişiz biz.

Uygarlıklar kurarak,

Hakkı,hukuku,barışı korumuşuz.

Be devasa geniş coğrafyalarda,

Onlarca Devletler,Hanlıklar,Hakanlıklar,

Şahlıklar,Beylikler,Kırallıklar,

 Kıtalara sığmayan  devasa” İmparatorluklar” kurmuşuz.

 

Din,dil,renk,ırk,mezhep ayırımı yapmadan,

Hakkı,hukuku,Adaleti, ve özgürlükleri koruyan,

Tek ”Millet”, ”Kahraman Türk Ulusudur.

 Biz işte böylesine büyük,

 Muhteşem ve muazzam bir soyun evlatlarıyız

 

Nuh Peyganber’in  torunu,dedemiz  “Türk Bey”in nesli,

Oğuz Kağanın torunlarıyız biz.

Dedelerimiz,

Han,Avar,Kırgız,Karluk,KıpçAk ve Oğuz adlarıyla,

Dünyaya beş ana boyla yayılmışlardır.

Bugün Uzakdoğu,

Avrasya,Amerika ve diğer kıtalar coğrafyasında,

Bu beş Türk Boylarından soydaşlarımız yer almakta,

Ve yaşamaktadırlar.

 

 

Atamız”Oğuz KAĞAN ve AY KAĞAN”dan olma ,dedelerimiz,

“Gün Han, Ay Han,Yıldız Han,Gök Han,Dağ HAN,Dengiz Han,

 Her biri,”dörder evlat” yetiştirmek suretiyle,

 “Yirmi dört  Boy,yirmi dör damga,

Ve altı ongun senbolleriyle kıtalar coğrafyasında yer almışlar,

Bu Ana boylardan ,

Yüzlerce TürK Boyları,

Oba ve oymakları meydana gelmiştir.

 

Dedemiz  Oğuz Kağanın,

“Han,Avar,Kırgız,Karluk,Kıpçak “adlı kardeşlerinin

 Çocuklarıyla  bütünleşen, 24Oğuz Türk Boyu,

Yüzlerce boylara ayrılarak geniş coğrafyalara yayılmışlar.

 

Kıt’alara,Okyanuslara sığmamışlar…

Tüm Dünya’da ayak bastıkları her yere şanlı  mührünü  vurmuşlar.

Hint okyanusunu,Bering Bogazını aşarak,Kanlı Adaya ulaşmışlar.

Ural,Altay,Himalya Dağları,Asya Türkoğluna dar gelmeye başlamış.

Zor doğa  koşullarında,

vahşi ve barbar insan toplulukları ile savaşmışlar,

Hükümdar oldukları yere uygarlıklar götürmüşler.

Günümüzde hala yaşayan ölümsüz abideler yapmışlar.

 

Ergenekon kayalıklarında,

Kanlı adada  olduğu gibi,

 Nice canlar vererek,  kıtalara göç etmişler.

Amerika Kıtasına değin,geniş coğrafyalarda yer almışlar.

 

 Nevar ki,,geniş coğrafi alanlara yayılan Türk Boyları,

“zaman   içinde “ birbirlerinden kopmuşlar.

Ağız ve şive farkı nedeniyle ,

Türk dilini ,farklı  şekillerde konuşmaya başlamışlar

 

Aynı Kartal’ı,aynı Doğanı,aynı Şahin’i,aynı Sungur Kuşu’nu,

Aynı Çakır’ı kendilerine ”ongun” yapmışlar.

Ancak ayrı-ayrı şekilleri kendilerine damga olarak seçmişler.

Bu işaretlerle  kabilelerini, boylarını birbirinden ayırt edebilmişlerdir.

 

Aynı “BOZKURT’UN “ rehberlğinde ” Ergenekondan “ çıkmışlar.

Aynı atlar’la, aynı silah’larla savaşmışlar.

Aynı ok ve yaylarla”cirit oynamışlar.

Aynı çömlekle” kısak sütü” içmişler.                                                      

Fakat,birbirinden uzak coğrafyalarda yerleşenTürkler boylarının,                                         

“Oba ve Oymakların “ değişik damgalarla  kabile takip etmeleri,

“TÜRK”ün  güç ve  kuvvetinden” korkan   Uluslara fırsat vermiştir.

 

Bu yapılaşmayı fırsat bilen kötü niyetli Uluslar ,                                                  

Türk Boylarını değişik adlarla  tanımlayarak,

Türk Birliğini bölüp,parçalamaya yönelmişler.

 

Türkleri,”yaşadıkları  yerler”,

“Göl,nehir,dağ “isimleriyle,”adlandırmışlar.

Hatta ,başlarında ki Hükümdarların, Yagbu,Han,Hakan,Bey,İmparatorların’           

 Yada Komutanlarının adlarıyla   anmayı yeğlemişler.

 

Aynı”kandan”aynı“Atadan”,

Aynı“soy ve sop”dan çoğalıp yayılan“Türk soyu”,

Türk oba ve oymakları,sanki farklı ırktanmışlar gibi,

Aralarına nifaklar,ayrıcalıklar sokulmuş.

Hatta,ne hazindir ki,birbirleriyele savaşmışlar.

Türk Hükümdarlarını,

Türk Hükümdarlarından başka bir kuvvet yenememiş.

İşte bu nedenle,Türkün gücünden korkanlar,

Türk Hükümdarlarını,

Sürekli olarak birbirleriyle savaştırarak,onları zayıflatmışlar.

 

Türk Boyları;

“Han,Avar,Kırgız,Karluk,Kalaç,Kıpçak,Oğuz”adlarıyla”önce yedi boya,

Sonra,Oğuz Kağanın  torunlaroyla yirmidört boya,

Daha sonralarıdada, çoğalan yeni nesillerle,

onlarca boylara “ayrılarak geniş coğrafyalarda yer almışlardır.

 

Çoğalan  Türk soyu,

Yaşadıkları coğrafi bölgeleri esas alarak

“URAL  ve ALTAY Kavimleri” adlarıyla ,iki ana  kavme ayrılmışlar.

 

 Ural Dağları etrefında yerleşen FinTürkleri,”URAL Kavmi’ni,

Altay Dağları civarına yerleşen Türkler’de,

“ALTAY” Kavmini   meydana getirmişlerdir.

Altay Kavmini oluşturan Türk boylar,

Daha sonra;”Tunguzlar,Oğuzlar,Moğollar ,

Ve Kıt’a Türkleri” adıyla , “dört ayrı Boy”  adını almışlar.

Bu boylarda yine çoğaldıkça kendi aralarında,

Yeni boy adları alarak isimlendirilmişler.

 

Bu nedenle,Oğuz Türk Boyları ,

“Oğuzlar,Azeriler,Selçuklular,Türkmenler, DoğuTürkleri” adlarıyla,

Asyada,Ortadoğuda,Ön Asyada ve Avrupa topraklarında yer almışlar. 

.

 

DoğuTürkleri; “Yakutlar,Çuvaşlar,İtil-YayıkTürkleri,

Tatarlar,Başkurtlar, Misketler,Kuzey Kafkasya Türkleri,

Sibirya Türkleri, Altaylar,Teleütler “ adlarıyla, ona ayrılmış.

 

TürkistanTürkleri;” Uygurlar,Kazaklar,Özbekler,Karakalpaklar,Kırgızlar,

 Kansu Türkleri” namıdiğer”Gök Türkler(,Kök Türkler)” adlarıyla,

 Altı ayrı isimle coğrafi bölgelere dağılmışlar.

 

Türk Ulusunun varlığından,birliğinden,

ve gücünden rahatsız olanlar,

Türk Boyları,oba ve oymaklarının,

Böylesine değişik adlarla anılmalarını fırsat bilerek,

Bunları birbirlerinden koparmaya,

Asimile etmeye özen göstermişler.

 

 

Türk Boy ve kavimlerini,

“Sanki  bunlar kardeş değil de;

”ayrı-ayrı ırklardan oluşan toplumlar gibi” göstermişler.

Bu ayırımcılığı Dünya Kamuoyu oyu önünde işlemişler.

Türk Boyları arasında bu  ayırımcılığı  daima canlı tutmuşlar.

 

Dedlerimizin ,Hükümdar ve Hakanlarımızın,

Başka ırk ve ulusların kızlarıyla evlenmeleri sonucunda,

Doğan çocuklarına yabancı adlarının verilmesine neden olmuştur.

Bundan başka,evlilikler yolu ile,yabancılar,

Türkler arasında imtiyazlı halklar olma yoluna gitmişlerdir.

Bunlarda tarihi akış içerisinde,

Ulusal bünyemizde derin yaralar açmış,

Ve düplukasyonlara neden olmuştur.

Azınlıkların,ülkemizde kazandıkları haklar,

Bu nedene dayanmaktadır.

 

 

Büyük Atamız Oğuz Kağan’ın  ,üç büyük oğlu “Bozok’ları”                                        

Üç küçük oğulları da” Uçok’ları”  meydana getirmişlerdir.

Türkler;”Avrasyada bu”boy  ve adlarla yer almışlardır.

 

Dedemiz Oğuz Kağanın büyük oğlu “Gün Han’ın;                                                                                      

“Kayı Han,Bayat Han,Alkaevli Han,

Karaevli Han”adlı adlı,”dört oğlu”vardır,

 

 ikinci oğlu”Ay Han’ın;                                                                                              

”Yazır Han,Döğer Han,Dodurga Han,

Yaparlu Han adlı” dört oğlu”vardır.

 

 üçüncü oğlu” Yıldız Han‘ın ;                                                                                    

”Avşar Han,Kızık Han,Begdili Han,

Karkın Han “adlı dört oğlu vardır.

 

Dördüncü oğlu”Gök Hanın ;                                     

”Bayundur Han,Biçene  Han,

Çavuldur Han,Çepni Han”adlı dört oğlu vardır,

 

Beşinci oğlu “Dağ Han’ın ;   Salur Han,Eymur Han,

Alayuntlu Han,Üreğil Han” adlı dört oğlu vardır.  

 

 Altıncı oğku “ Dengiz Han’ın;  İğdir Han,Yiva Han,Büğdüz Han,

 Kınık Han” adlı dört oğlu  vardır.

 

“Oğuz Türkleri”,

İşte bu”yirmi dört ana boyla ,

”Tüm Kıtalar  coğrafyasına  yayılmış  ve yer almışlardır.

 

Han,Avar,Kırgız,Karluk,Kalaç,Kıpçak adlı Türk Boyları,

 Değişik adlar  alarak  çoğalmışlardır.

Türk Boyları zaman içinde”,yüzyetmişdokuz” Boy ,

Binlerce oymak olmuşlardır.

 

Aslı,Atası,Soyu bir olan Türk  Boy ve Oymakları,

Farklı ağız ve lehçelerde,

Ortak gelenek ve göreneklerle ,

 Bugüne değin ,öz değerlerinden  ödün vermeden,

Onurlarıya,gelenek ve görenekleriyle yaşaya gelmişlerdir.

 

“Misket,Ahıska,Saha,Derbent,Karapapah,Ertep,Kırımçak,Hotan,

Kaşgar,Volga,Dağistan,Sibirya,Kıbrıs,Balkan,BatıTırakya,Bosna,

Hersek,,Gurlar,Hunlar,Mişer,Turfan,Kumandi,Buhara,Nayman,Kanglı,Calayır,Duglat,Bekpolat,

Canıs,Argun,Kirey,Kongrat,Ergenekti,Keryit,Alım,Ulu,Alaca,Hakas,

Tagay,Edegene,Kuneges,Mangıt,Toyak,Saray,Barın,Bugut,Arlat,Melucanlar,Gökoğuz,

Kırım,Tatar,Acar,Çerkez,

Türkmen,Kızıl Oğuz,Yüğruk,“Yörük“adlarıya  Avrasya  coğrafyasında,

Kıtalar coğrafyasında yer almakta ve yaşamaktadırlar.   Türk Boyları,yaşadıkları

 coğrafyalarda  büyük uygarlıklar kurmuşlardır .

 

 Türkler bugüne değin,               

 “Otuz Hanlık,Kırk yedi Beylik,Dört Atabeylik,Elli dört Türk Devleti,  

Yirmi  Büyük İmparatorluk,Yedi Bağımsız Türk Cumhuriyeti Devleti,

Otuz’u aşkın Özerk ve Muhtar Türk Cumhuriyetleri ve Vilayetleriyle” ,   

”yirmi milyon kilometrekarelik” devasa coğrafyada,yer almışlardır.

 

Tarihi akış içerisinde,özetle ifade etmek istersek,

 Türk Boylarından,Karluk,oğuz,Nayman ve Kanglı Boyları

Bugünkü Kazakistanı kurmuşlardır.

Alaş Han’ın Liderliğinde toplanan Kazakistanlı Türk Boyları,

Oğuzların Cuci sülalesinden Barak Han’ın oğulları,

Kırey ve Canı-Bek ile torunu Kasım Hanın liderliğinde,

Balkaş yöresine yerleşmiş ve egemen olmuşlardır.

Ak Nazar Handan sonra Hükümdar olan,

Tevekkül Han zamanında Kazak Türkleri,

Üç Büyük ordu kurmuşlarır.

Büyük orduda (orda);

Calayır,kanglı,Kanglı,Bekpolat,Canıs  adlıTürk boyları,

Orta orduda (orda);

Argun,Nayman,kırey,Kıpçak,Kongrat,Ergenekti adlı Türk Boyları,

Küçük Orduda (orda),

Alım,Ulu,Bau-uli,Kereyit,Alaca,Uruglar adlı Türk Boyları  yer almıştır.

Çin ve Rus mezaliminden ve katliamlardan kaçan Kazak Türkleri,

Afganistana,Türkistana ve Anadoluya yerleşmişlerdir.

 

Uran,Damga,En,Şecere,Egzogami,Yol ve Barımda adlı,

Ana ilke ve geleneklerinde  birleşen kazak Türkleri,

I991 yılında,Aksar Akaev’in liderlğinde,

Yeniden bağımsızlıklarına ve Cumhuriyetlerine kavuşmuşlardır.

Hakas,Togay,Edegene,Bağış,çerig,işgilik adlı Türk Boylarıyla

Asyada güçlü Bayraklarını,yeniden gönderlere çeken Kazaklar,

Kıpçak Türk şivesiyle konuşmaktadırlar.

 

Altınordu Türk Devletinin Hükümdarı,Özbek Han’ın adıyla anılan, Özbekler,

özbe-öz oğuz Türk boylarının nesilleridirler.

Özbekistanda,Kongrat,Nayman,Kuneges,Mangıt,Toyak,Saray,Barın,Uçurgun,

Bugut,Arlat,Kanglı,Kırk,Balaş ve Karakalpak Türkleri,

Yer almakta ve yaşamaktadırlar.

Kendilerini asimile etmek için,yıllarca uğraşan Ruslara karşı,

Yıllarca mücadele veren  Özbekistanlı Kahraman Türkler,

1992 yılında İslam Kerimov’un liderliğinde,

Yeniden egemenliklerine kavuşarak Cumhuriyetlerini kurmuşlardır.

 

Coğrafi ayrıklara,dinsel ayrılıklar da eklenince,

Türk Boyları arasında,inanç ayrılıkları meydana gelmiştir.

 

Türk Boyları arasında,ilk kez islamiyeti kabul eden oğuz boylarına;

İmanlı Türkler anlamında “Türk İmanlar” adı verilmiş.

Daha sonraları “Türkmen” olarak anılan Müslüman Oğuz Türkler,

Dinsel olarak yeniden ikiye ayrılmışlar.

Şİİ  olan Türkmenler, İran’a,Mezopotamya yörelerine göç etmişler.

Sunni olan Türkmenler,Mezopotamya ,Horasan üzerinden

Anadoluya geçerek,burada Beylikler kurarak,

Önce  Büyük Selçuklu Devletini,arkasından,

Anadolu Selçuklu Devletini,

Daha sonra Osmanlı İmparatorluğunu,

Osmanlı Devletinin arkasından Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır.

İranda,Irakta,Suriyede de Devletler kuran ,

“Türkmen adlı Oğuz Türkleri,

Osmanlı İmparatorluğu sürecinde,

Rumeliyi Türkleştirmek,İslamlaştırmak üzere,

Hudut Gazileri ve Evladi Fatihan olarak,

Rumeline,Makedonyaya,Batı Trakyaya,

Selanik’e,Ohriye iskanen yerleştirilmişlerdir.

Bulgar Türkleri,

Fin Türkleri,Macar Türkleri,

Ve Norveç Türkleriyle,top yekün Avrupayı Kucaklayan,

Oğuz Türkleri,Adriyatik kıyılarında,Viyana kapılarında,

İskandinav coğrafyalarında Sancak dikip,

Bayrak çekmişlerdir.

Amerikada yaşayan Melucanlar ve Kızıl oğuz kabileleri,

Özbe öz Türk ve oğuz Kağanın torunlarıdırlar.

Sovyetler Biriğinin işgal ve asimilasyon baskılarına,

Yıllarca karşıkoyan Müslüman oğuz Türkü Türkmenler,

Oğuz Kağanın soyundan gelen ,

Devlet ve siyaset adamı,

Kahraman Sapar Murat Türkmenbaşı’nın liderliğinde,

1992 yılında yeniden bağımsızlığına kavuşarak,

Türkmenistan Cumhuriyetini kurmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğunun Kurucusu Osman Gazi,

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu,

Büyük Devlet adamı,eşsiz lider,

Kahraman Asker,

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk de

Anadoluya,Karaman’a yerleşen,

Ve oradan Hudut Gazileri olarak Rumeliye iskan edilen

Türkmen ailesinden,Kızıloğuz Türkmenlerindendir.

Kızıloğuzlar,

Oğuz Kağanın Torunu,Kızıl Beyin Hükümdarlığında

Yenisey ve Kızıl nehir etrafında yaşayan Türkmenlerdir.

 

“Bir kere Yükselen Bayrak bir daha  inmez” diyen,

Kahraman Mehmet Resülzade’nin torunu olan,

Azerbaycanda yaşayan Azeri Türkler,

Türkmenistan,Anadolu  Türkleri,

Ortadoğu ,Rumeli ve Balkan Türkleriyle,

Oniki adalar ve Norveç Türkleri ile,

 Doğu Türkleri ile öz kardeştirler.

Müslüman oğuz Türklerinin Kahraman evladı,

Azerbaycan Türkleri,yıllarca Sovyetler Birliği ile,

Sovyetlerin ve diğer dış güçlerin desteği ile kışkırtılan

Ermenilerin mezalimlerine karşın,

Kahramanca mücadele  veren ve halada vermekte olan,

Aziz ve asil Tür soyunu temsil ve teşkil etmektedirler.

Merhum  Ebul Feyiz Elçi Bey,

Devlet ve siyaset adamı Merhum Cumhurbaşkanı

Hörmetli Aliyev’in Liderliğinde birleşen Azeri Türkleri,

1992 de Bağımsızlıklarına kavuşmuşlar

 ve Azerbaycan Cumhuriyetinin onursal Bayrağını,

Türk Dünyasının yükselen ufuklarına çekmişlerdir.

 

Toroslar,Mersin,Antalya,Konya,Isparta,Burdur,

Muğla ve Aydın Yöresinden  Osmanlı döneminde,

Kıbrısa yerleşen Kahraman Oğuz Türkleri,

Rum,Yunan ve İngliz  baskı ve oyunlarına karşın

Kahramanca mücadelelerini vererek gelmişlerdir.

Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın liderliklerinde,

Kıbrıs Mücahidi olarak  yıllarca savaşarak,

Varlık ve bağımsızlıklarını korumuşlardır.

 

Rauf Denktaş’ın Liderliğinde,

Anavatanla bütünleşen Kıbrıslı oğuz Türkleri,

Kahraman Türk Ordusunun ,

1974 de yaptığı” Barış Harekatı zaferleriyle,

Yeniden bağımsızlığını kazanarak

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurmuşlardır.

 

Bağımsızlıklarını kayıp etmelerine karşın,

Şanlı Bayraklarını yere indirmeyen,

Ve hiçbir zaman Türklüklerinden ödün vermeyen,

Rumelinde,Batı Trakyada,Makedonyada,

Kosova,Bulgaristan ve diğer Coğrafyalarda ki Türkler,

Bugün hala  Yirmi Milyon Kilometre karelik bir Coğrafyada,

Tüm  Kıtaların içerisinde yer alan

Ve Şanlı Bayraklarını Dalgalandıran Türk Devletlerinin,

Onursal varlıklarının  inanç ve gücüyle,

Parlak bakış ve umutlarıyla yaşamlarını sürdürmektedirler

 

Şör,Teleut,Tuba,Kumandi,Telengüt,Lebet Türk Boylarının,.

Batı Sibiryada  bira arada yaşadıkları Altay Türkleri,

Ural Dağlarının ortalarında “Ufa “Başkentinde,

Konuşmakta oldukları Kıpçak Türkçesiyle yaşayan,

Başkırt Türkleri,

İdil Bölgesinde  Başkent “Çebuksarı”da yaşayan

Ve Hırıstiyanlığı kabül etmiş bulunan

Çuvaş Türkleri,

Abakanda yaşayan Hakas Türkleri,

Kafkaslarda,Başkent “Maykop” da yaşayan Adıgey Türkleri,

Baykal gölü etrafında ,Başkent” Ulan ude” şehrinde yaşayan

Buryat Türkleri,

Kuzeydoğu Kafkasyada yaşayan Çeçenler,

Hazar Denizi kıyılarında,Başkent “ Mohaçkale”de yaşayan,

Ve Avar Türkçesi ile konuşan,

Büyük Türk Kahramanı Şeyh Şamil’in torunları,

Dağistan Türkleri,

 

İnguşyada İnguş Türkleri,

Elbista da Kalmuklar,oryatlar,

Nalçık da Kabartay- Balkar Türkleri,

Kuzey Kafkasyada Karaçay- Çerkez Cumhuriyeti,

Tifliste  Gürcistan Cumhuriyeti,

Beyrut da Lübnanlar,

Başkent Düşanbe de,Tacik Türklerinin,

Tacikistan Cumhuriyeti,

Başkent Kazan da Tataristan Özerk Cumhuriyeti,

Sayan Dağları eteklerinde,

Başkent Kızıl da,Tuva Türkleri,özerk Cumhuriyeti,

Başkent Yakutst da Yakut Saha Türkleri,

Afganistanda,Pakistanda,Türkistanda,

Çinde yaşayan………….Türkleri,

Tüm Akraba Topluluklarıyla birlikte,

Bugünkü Dünya Ülkeleri ve Kıtalar coğrafyasının,

Siyasi,Sosyal,Ekonomik ve Güvenlik Ekolojik dengelerini,

Barış ve huzur koruyan  en büyük güç ve kuvvettirler.

Bağımsız Türk Cumhuriyetleri,

Muhtar ve Özerk Türk Cumhuriyetleriyle.

Muhtar ve Özerk Türk Vilayetleri,

Akraba Türk Toplulukları,

Bir bütünlük içerisinde bir entegrasyonu kurmaları,

Türkün  muhteşem mührünün,

Yeniden dünyanın böğrüne vurulmasını sağlayacaktır.

Bu inanç ve bilinçle yükselen Türk Bayrakları,

Dünya Barış ve huzurunu  sağlayacaktır,

 Ayrıca,Dünya Türklerinin  çilesini de  bitirecektir,

Türk Dünyasını,Türk Birliğinin Yükselen Bayrağı altında,

Ergenekonlardan yeniden şahlanırcasına,

Yeni Mileniyumların,yeni çağlarında,

Türkün şanına yaraşır atılımları yapmaya  zorunluluk vardır.

 

Zira,Dünyanın en eski,ve en büyük Ulus’u ,

Kahraman Büyük Türk Ulusudur.                                                     

Dünya barışını  koruyan,

Hakkı,Hukuki,güvenlik  ve siyasi ekolojik dengeleri sağlayan,

Büyük Türk Ulusudur.

Ezelden-ebede uzanan süreçlerde,

Daima Bağımsız,özgür ve hür yaşayan  uygar Ulus Türklerdir.

Tarih boyunca,kendi tebası altında yaşayan,

Azınlık adıyla tanımlanan başka ırk kökenli yurttaşları,

Dil,din,ırk,inanç farklılıklarıyla ayırmayan,

Baskı yapmayan,ezmeyen ve ezdirmeyen tek uygar Ulus,

Demokrat , güçlü  medemi “Büyük Türk Ulusudur”.

 

Önasya’da,Anadolu topraklarında,

”Türk Boylarından,Oymak ve Beyliklerden”,

Cihan İmparatorlukları kuran BüyükTürk Ulusu,                                                   

Tarihin akışı içinde ;

Zaman-zaman ,

Çok uluslu düşman kuvvetlerinin saldırısına uğramışlardır.

 

Bu saldırılar sonucunda  meydana gelen en büyük savaşlardan biri ,

Anadolu topraklarında  yapılan Kurtuluş savaşlarıdır.

Eşsiz Komutan,Büyük Devlet ve Siyaset Lideri ;

 Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün;

 Anadoluda başlattığı ve büyük zaferlerle kazandığı  savaşlar,

Türk Ulusunun kazandığı en önemli savaşlardandır.

 Kurtuluş savaşlarını kazanan Ulu Önder Yüce Atatürk ,

Ve Büyük Türk Ulusu,

Dağılan bir İmparatorlıktan,

Modern,çağdaş bir Devlet Kurmayı başarmıştır.

Demokratik-Laik yeni  Türkiye Cumhuriyeti;

Vatandaşlık bilinç ve sadakatıyla,

 Misakı milli içerisinde yaşayan herkesi,

Din,dil,mezhep,renk,ırk ayırımı yapmadan,

”birici sınıf yurttaş“ olarak bağrına  basmıştır.

Yeni Türk Cumhuriyeti Devleti,   

Herkesi bağrına basmış,

Ayırım yapmadan herkesi aynı şefkatle kucaklamıştır.

Hatta kendisine ihanet edenleri  bile hoşgörü ile beslemiştir.

Din,ırk,köken,etnik ve sosyal ayırımı yapmadan, Herkese”hayatiyet”

vermeye özen göstermiştir.

Fatih Sulat Mehmet Han,

Yayınladığı  Fermanla,

Azınlıklara verdiği haklarla,

Dünya Kamuoyuna,

İlk olarak Evrensel İnsan Hakları beyannamesini,

 Atalarımız,Tarihi fermanı ile  insanlığa armağan etmiştir.

 AtalarımızdanFatih Sultan Mehmet Han,.

Devlet yönetimine,hoşgörülüğü ve İnsan hakları anlayışını,

Tarihi fermanı ile getirmiştir.

Vaka ,Malazgirt Meydan Savaşlarının Muzaffer Hükümdarı,

Dedemiz Sultan Alp Arslan,

Yendiği Duşman orduları  kumandanı”Römen Diojen’e”

Atını ve harçlığı olan parayı,kılıcını vermiştir.

Aynı yüceliği ,Ulu Önder Kahraman Atatürk,

Savaşta yendiği Yunan Kumandanı Venizolos’a

Aynı hoşgörü ve büyüklüğü göstermiştir.

 

İstanbulda yaptırılan Darülaczede ,

Gayrimüslimler için Kilise yaptırılmıştır.

Yusufelinde ki İŞHAN Kilisesinde,

Cami ile Kilise birada yaşamaktadır.

Biz,böylesine asil,uygar,Demokrat,

Özgürlükçü,Büyük ve kahraman Türk Ulusunun evlatlarıyız.

Dünyada,Türklerden başka böyle hoş görülü,

Özgürlükçü,uygar bir Ulus var mı?

 

Avrasya Coğrafyasında yer alan ,

Ve kanlarımızla suladığımız,              

Canlarımızla,şehit ve Gazilerimizle,

zaferlerimizle taçlandırdığımız,

Aziz vatanımızda,

”Bariş ve Huzur’un” bekçisi olarak yaşamaktayız.

Dünya’ya şekil veren ve mana kazandıran,

”Yüce Türk Milleti’nin “çocuklarıyız.

Biz Türk’üz.

Türk Bey’in nesli ,Oğuz Kağan’ın torunlarıyız.

Atatürk’ün çocuklarıyız.

Yüce Türk Milleti’nin evladı olmanın,

Haklı gurur  ve onurunu   paylaşmaktayız. 

 

Oğuz Kağan Destanı,

Ergenekon Destanı,

Göç Destanı,

Manas Destanı,

Alper Tunga Destanı,

Dedem Korkut Destanı,

Estergon Destanı,

Girit Destanı,

Silistre Destanı,

Budin Destanı,

Plevne Destanı,

Vidin Destanı,

Trablusgarp Destanı,Çanakkale Destanı,

Türk İstiklal Savaşları Destanı,

Cumhuriyet Destanı

Bizim Destanlarımızdırlar.

Türk’ün,Türklüğün eşsiz destanlarıdırlar.

Bunlar lar bizim ortak varlıklarımızdırlar.

 

Malazgirt Meydan Savaşı Zaferleri,

Mirifokefalon Zaferi,

Sırpsındığı  Zaferi,

Kosova Zaferi,

Niğbolu Zaferi,

Varna Zaferi,

Istanbul’un Fetih Zaferi,

Mercidabık Zaferi,

Ridanye Zaferi,

Belgrat Zaferi,

Mohaç MEYDAN Muharebesi Zaferi,

Pereveze Deniz Savaşları Zaferleri,

Cebre Zaferi,

Zigetvar Zaferi,

Haçova Zaferi,

Kanije Zaferi,

Bağdat Zaferi,

Purut Zaferi,

Çanakkale Zaferi,

İn önü Zaferleri,

Sakarya Meydan Muharebesi Zaferleri,

Başkomutanlık Meydan Muharebesi Zaferleri,

Kore “Kurunı” Zaferleri,

Kıbrıs Barış  Harekatı Zaferi,

Büyük Türk Ulusunun destanlaşan,

Ve tarihe sığmayan  muhteşem zaferleridirler.

Bunlarda Dünya Türklüğünün ortak varlıklarıdır.

 

Tüm Dünya Ulusları bilmelidirler ki;

”herTürk çocuğu”birer Oğuz Kağan’dır. 

Alper Tunga’dır.

Dedem Korkut’dur.

Bumin Kağan’dır.

Bilge Kağan’dır.  

Tuğrul  Beydir.,

 Sultan Selçuk Alparslandır.

 Kılıç Arslandır.

Her birimiz; birer Osman Gazi’yiz.

Orhan Gazi’yiz

Sultan Murat Hüdavendigar’ız.

Fatih Sultan Mehmed Han’iz.

Yavuz Sultan Selim’iz.

Kanunı Sultan Suleyman’ız.

Barbaros Hayrettin Paşa’yız.

Ulubatlı Hasan’ız.

Ahmet Yeseviyiz,

Manasız.

Kafkas Kartallarıyız..

Hasan Tahsin’iz.

Yahya Çavuş’uz.Şahin Bey’iz.

Sütçü İmam’ız.

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’ız.

General Kazım Karabekir’iz.

Cepheler’in  destanlaşan yenilmez Kumandanı;

Kahraman Asker,eşsiz Komutan ,

Mareşal  Gazi Mustafa Kemalleriz.

Hiç kimsenin  asla kuşkusu  olmasın ki;

Yarın bizlerde,gerektiğinde ,

Hiç kuşkusuz,birer “Gazi Mustafa Kemal”olacağız.

Her zaman, “Kuvayi Milliye’nin,

 Müdafaayi Hukuk’un”  birer neferiyiz  biz.

 

Yarınların,geleceklerin,beklide çok yakın zamanların,

Çakmakları,Karabekirleri,Orbay’ları,Okyar’ları,

Cebesoy’ları,Özalp’ları,Refet Beleleri,Selahattin Adilleri,

Ali İhsan Sabisleri,Cafer Tayyarları,Halit Akmansa’ları,

Fahrettin Altayları,Pertev Demirhanları,Fikret Karabudakları

,Asım Gündüz’leri,Nazmi Solakları,Yakup Şevki Subaşıları,

Behiç Ergin,Mehmet Ali Gerede,Bekir Sami Kundukları,

Cevdet Abbas Gürev,Nurettin İbrahim,Kazım Özalp,Kılıç Alileri,

Cevat Çobanlı,Nuri Conkerleri,Kemalettin sami Gökçenleri

“Mareşal Gazi Mustafa Kemal”leri olacağız.

Dr.Fazıl Küçükleri,Rauf Denktaşları,

Mehmet Resul Zadeleri,

Tarihin derinliklerinde yer alan,

 Onlarca “Adsız Kahramanları” olacağız.

“Atatürk Güneşi” altında şahlanıp,

o’nun eşsiz ışınlarıyla bütünleşeceğiz.

Milletimizi,yarınlarımızı,

Yeni dünyayı“Atatürk Güneşi ile  aydınlatacağız.

Nene Hatun’lar,Kara Fatma’lar,Satı Kadın’lar,Şerife Bacılar,

Zübeyde Ana’lar’ın çocuklarıyız biz.

Türk anaları ve kahraman kadınları,

 Gerektiğinde yine   destanlar yazacak ,

Destanlar yaratacak evlatlar yetiştirecek

Ve  ebediyen  tarihin altın sayfalarını taçlandıracaklardır.

 

Biz Dünya Türklüğü’nün,

Ulu Önder Yüce Atatürk’ün ,

ilkeleri,Ülküsü ve emanetlerinin  bekçileriyiz.

Biz,İnançlı,bilinçli,kararlı, güvenilir,uygar,

Laik,demokrat  Cumhuriyetin  “Atatürkçü Türk Gençliğiyiz.”

Bu inanç ve kararlılıkla; ”Yüce Türk Ulusu’nu,

Türk Yurdunu,

Şanlı Türk Bayrağı’nı,

Ve Demokratik,Laik  Türkiye Cumhuriyeti’,

ATATÜRK ÜLKÜSܒNÜ,

İlkelerini  ve emanetlerini,

Barış ve Huzur’u ,

İnsan hak ve hürriyetlerini,

Hukukun üstünlüğü’nü,

Özgürlük ve bağımsızlığımızı”

 Dünya durdukça yaşatağız.

Ulus ve Ülkemizi ,

ileri hedeflere,sonsuzluğun,zirvelerine taşıyacağız.

Gelecek yılların,çağ ve bin yılların ufkundan,

“ Yeni bir Güneş”gibi doğacağız.

Atinin Yüksek medeniyet ufkunda ki  yerimizi mutlaka alacağız. 

Geçmişimiz,geleceğimizin  en büyük şahidi ve güvencesidir!

Özgürlüğe,bağımsızlığa,hak ve adalet’e,

Uygarlığa,barış’a koşulsuz bağlıyız.

Ancak,barışçı olduğumuz kadar da “savaşçıyız”! 

Bakınız tarihin destanlar yaratan,

zafarlerle dolu ,altın sayfalarına!

Cepheler;

“Akıncılarımızın ,suvarilerimizin ,

Denizcilerimizin,Topçularımızın,                                                           

Kahraman ordularımızın” ,

Kılıç,topuz,gülle  ve yay  sesleriyle inlemektedirler!

Dağlar,taşlar”Kahraman Mehmetçiklerin “sesleriyle  çınlamaktadır.

Tarih;

Destanlar yaratan ve yazan  Atalarımızla yaşamakdan gururludur!

Burçlar,kaleler,denizler,Gökler,Şanlı Bayrağımız’dan  onurludur.  

Şanlı Bayrağımızı nereye emrederse oraya dikmeye kararlıyız.

.Biz Atatürkçü Türk Gençliğiyiz.

Türk Gücü’nün,cesur,inançlı,bilinçli,kararlı  erleriyiz !

Yarın bizler de ,” Atalarımız “gibi olacağız.

Gerektiğinde destanları ,tarihleri yeniden yazacağız .

Çağ açıp,çağlar kapatacağız.

Türk Birliğinden,Atatürk Ülküsü’nden,

Barış,hak ve Adaletten ayrılmayacağız.

Bu ruh ve kararlılıkla doğduk,

Bu ruh ve bu kararlılıkla  yaşayacağız.

Atalarımız  gibi bizde, ”din,dil,ırk,sınıf ” ayırımı yapmayacağız.

Ulusal birlik ve bütünlüğümüzü can pahasına korumaya kararlıyız.

Ulusal bütünlüğümüzü bozmaya çalışanları da asla affetmeyeceğiz.

Ayrılıkçıları,bölücü ve yıkıcıları , aramızda asla yaşatmayacağız.

 

Milli Misakımız içerisinde,

Üniter Ulus Devlet bilinç ve sadakatı içerisinde,

Atatürk Milliyetçiliği Ülküsünün ortak paydasında yer alan,

Vatandaşlık  şuuruyla ,yurdumuz ve Ulusumuza bağlı bulunanlar,

Her birey ,bizim  yurttaşımız,vatandaşımız ve kardeşimizdirler.

Atamız’ı,ülke ve Ulusumuzu,Bayrağımızı sevenlerin,

Ulusal  varlıklarımıza  Sadakatla  bağlı bulunanların “emrindeyiz”.

Ancak ,salt Anadolu Türklüğü değil,

Tüm Kıtalar coğrafyasında yer alan ve yaşayan soydaşlarımızı,

Akraba ve kardeşlerimizi,

Ortak Tarihi ve Kültürel değerlerimizi kucaklayan,

Tüm Dünya Türklüğünü bir bütünlük içinde mütalaa eden ,

Çağdaş,uygar,Atatürkçü Türk Gençliğiyiz biz.

Bu destanımızda adları yer alan  ve almayan,

Tüm Türklerin,Akraba Topluluklarımızın,

Tüm  değer ve varlıkları,

Bizim vaz geçilmez ortak değerlerimizdirler.

Onları can pahasına korumaya,

Yüceltme ve yaşatmaya kararlıyız.

 

Bizler,Türk Gençliği olarak;

Türk için,Türklük için,

Uygarlık,barış,hak ve adalet için,

Özgürlük ve bağımsızlık  için,

“Bin defa doğmadan,bir defa ölmeyeceğiz”.

Biz bu kararlılık ve bu ruhla doğduk,

Bu kararlılık ve bu ruhla yaşayacağız.

Bu  olgu  içinde olmayanları, aramıza almayacağız.

 

Irkçı,ayrılıkçı,bölgeci gibi çağdışı olgularda işimiz yok bizim.

Tarihimiz boyunca reddettiğimiz olgu ve icraatları,

Kesinlikle reddederiz.

Çağın,ve ulusumuzun yükselen değerleriyle kucaklaşırız.

Ancak,barış,huzur ve güvenliğimiz içinde,

Her an savaşlara,yeni destanlar yaratmağa hazırız.

 

Vatan ve Millet aşkı dolu,dolu kalbimizde…

Mertlik ,yiğitlik,kahramanlık “ ASİL “kanımızda…

Allah’ın iman ve inancı yüreğimizde.

Atatürk’ün  ruhu,fikir ve düşünceleri kafamızda,

Kılıcı belimizde,çizmesi ayağımızda,

Anatürklerin namusu vicdanımızda.

Şanlı Bayrak ve Sancak  Gök ve gönderlerimizde.

Bizler,milyonlarca Mustafa Kemaller,

Kahraman Mehmetcikler,

Özetle,Atatürkçü  Türk Geçliği  olarak,

Daima nöbet yerlerimizdeyiz.

Verilecek her görevi yapmaya hazırız.

Türklük gurur ve şuuru,uygarlık ve özgürlük bilinci kafamızda.

Gelecek çağlarda ve ileri uygarlıklarda ki yerimizi mutlaka alacağız.

Şanlı Türk Bayrağını en zirvelerde dalgalandıracağız.

Türk olarak doğduk,Türk olarak öleceğiz…

 

En mukaddes  varlığımız olan”  genç bedenlerimizi,”

Vatan,Millet,Bayrak,Barış,Özgürlük ve bağımsızlık  için  vereceğiz.

Allah bizi bu ruhla  yarattı,”Allah aşkı için”bu görevleri yapacağız.

Yalnızca Atatürk Güneşiyle  ısınacağız .

 O’nun Güçlü  ışınlarıyla aydınlanacağız.

Gerektiğinde , Atatürk Güneşi’nin  ışınlarıyla  yeniden“korlaşacağız”.                             

Ülke ve Ulusumuzu, salt Atatürk Güneşiyle aydınlatacağız.

Bu ülkü ve hedefler,

Bu ruh ve kararlılıklar  bizim andımızdır.

İnaniyoruz ki,yirmi milyon kilometre karelik coğrafi alanlarda yer alan

Ve yaşayan Her Türk Çocuğu;

Türk Gençliğinin ,bu değişmez “ andı”nda  bütünleşmiştir.

Ne mutlu Atatürk Güneşiyle aydınlanan  insan,ülke ve Uluslara.

Ne mutlu Atatürkçü düşünce ile Türklüğü kucaklayan yüreklere.

Ne mutlu Atatürkçü Türk Gençliğine.

Ne mutlu tüm  Türk Dünyası Gençliğine.

Böyle BİR Gençliğe sahip olan  Büyük TÜRK Ulusuna  ne mutlu.

Türk Gençliği artık durmasın,

Durmasın,durmasın,

Daima ileriye,ileriye yürüsün.

Şanlı Türk Bayrakları,

İleri uygarlıkların en zirvelerinde dalgalansın.

Çağlara,tarihe Türkün varlığı ile yaşayan ve gelşen

Barış ve yeni uygarlıkların destanları yazılsın.s

Tanrı Türk’ü korusun!

Ne mutlu Türküm diyene!

                                                                       29 Mayıs 1973-Ankara

 

 

 

“ SARP HUDUT KAPISI’NDAN”

KAHRAMAN TÜRK  ASKERİ’NE 

 

Barışta ve Savaşta,

Karada,Havada,Denizde,

Her zaman,her  yerde,

Tüm hudut boylarında,

Yurt içinde,Yurt dışında,

Ülke ve Ulusumuzun,Bekasını,

Varlığını,birliğini,bütünlüğünü,

 Bağımsızlığımızı,Özgürlüğümüzü,

Barışı,huzuru,

Hakkı,hukuku,  Adaleti Koruyan,

Kahraman Türk Askeri,

Selam sana….

 

 Sen,tüm Evrensel satıhlarda;

Yüce Türk Ulusunun  granitleşmiş  aşılmaz  dağı,

Çelikleşen  yıkılmaz  Kalesisin!

 

Keskin  bakışların,

Tunçlaşan çehren,

Ve azametli duruşunla,

 Sen hırçın Denizleri,

Azgın dalgaları,

Kasırga ve Boraları durduran;

“Demir pençeli , Kahraman  Türk  Askerisin.

 Sana sevgiyle,Sana saygıyla,

 Sana Minnet ve şükranlarımızla !

” Merhaba!”

 

Sana,Sarp’tan,

Serhat’tan Merhaba !

 

 

Milyonlarca Ana Yüreğinden,

Onlarca “baba ocağından” ,

Yurdumun her karış toprağından  Merhaba!

Selam olsun   hepinize !

 

“Sağol” diyen o’ güçlü,gür sesinize kurban olayım!

Sende “sağol”!

 

Siz” sağolun ” ki, biz olalım.

O’yiğit çehrene ,kurban olalım.

 

 

Siz ,yalnızca Asker,yalnızca  nöbetçi değilsiniz!

Siz ,canımızdan,asil kanımızdan,

Ulusumun öz varlığındansınız!

Ulusal Egemenliğimizin,

Milli geleceğimizin,

Birliğimizin,dirliğimizin,

Haysiyet ve onurumuzun,

Timsalı ve tek güvencesisiniz!

 

Hükümranlığımızın,

özgürlüğümüz ve saygınlığımızın ,

Hak ve hukukumuzun,

Ulusal ve Evrensel saygınlığımızın,

Hatta ve hatta, varlığımızın ,

Birliğimizin,dirliğimizin,

Bölünmez bütünlüğümüzün

” Temel gücü ve  ana dayanağı” sizsiniz!

 

Ey eşsiz Asker, Kahraman Mehmetcik!

Sen,Türk Ulusu’nun aşılmaz Kalesi,

Bayrağımın yıkılmaz Gönderisin!

Salt Türk Ulusu’nun değil,

Tüm Türk Dünyası’nın onurusun sen!

 

Mazlumların  dostu,

”Barış ve huzur’un “en güçlü bekçisisin.!

 

 Çelik yürekli,demir bilekli,tunç çehreli Yiğidim!

Ey Kahraman   Şanlı Askeri!

O’ heybetli duruşunla,”tekmil ver “ Ulus’una !

 Kükre gür sesinle yeniden.

Öyle bir kükre ki, yer-gök inlesin !

Kaçkarlardan, Serhat Artvin’den,

Hopa’dan,Kemalpaşa’dan,

Senin azametinden durgunlaşan,

 “hırçın Karadeniz”den,

Sarp Hudut kapısından,

Posoftan Edirneye,

Trabzondan Mardine,

Samsundan Diyarbakıra,

Sinoptan Hatay’a

Karbük’den  Kıbrıs’a  değin ;                               

Yankılansın o’muhteşem “gürçlü sesin” Evrene!

Evren uyansın!

Kainat  irkilsin!

Dünya doğrulsun,ayağa kalksın!

Herkes seni dinlesin!

Selam dursunlar hepsi, senin karşında!

 

Herkes,senin karşında ki yerini  çok iyi  bilsin!

Bilmeyenler de  bilenlerden  öğrensin.

Derin tarihin,

 “Altın satırlarla yazılı  sayfalarını”herkes iyice  okusun, Seni,gücünü,yenilmezliğini,

Asil kanında saklı olan   muhteşem gizemini,

Geninden kaynaklanan  o  müstesna  yaratılışını öğrensinler!

 

Tarihin altın sayfalarını taçlandırdığın,

Destanlaşan zaferlerinden öğrensinler seni.

Malazgirt’den,

Kanije’den,

Galiçya’dan,

Niğbolu dan

Sırpsındığı’ndan

Kosovadan,

Varnadan,

Mercidabıktan,

Ridanyeden,

Belgrattan,

Prevezeden,

Zigetvardan,

Haçovadan,

Bağdattan,

Purut’ dan,

Mohaç’dan,

 Çaldıran’dan,

Çanakkale’den

,Anafartalardan,

Gelibolu’dan,

Seddülbahir’den,

Kirtetepe’den,

Conk Bayırı’ndan,

Tınaztepe’den,

 Sakarya’dan,

Dumlupınardan ,

Kocatepeden

Dua Tepeden,

İn önünden,

Koreden,Kuruniden

Kıbrıs Barş Harekatından  öğrensinler!  

                                            

Seni,daha nice zafer meydanlarından,

Hudut boylarında,

Yurt savunmasından tanıyanlar,

Seni  “hayranlık  ve şaşkınlıkla”  izleyenler;

Dünya Kamuoyu  huzurunda,

Seni saygıyla selamlasınlar!

 

Küresel süreçte adıyla tanımlanan,

Yeni Dünyamızda yer alan Uluslar,

Dost ve düşman ülkeler,

 Senin tarihi derinliğini ,

ve yaratılıştan sahip olduğun  yüce değerlerini,

 Yeni nesillerine,eksiksiz,yalansız,riyasız  anlatsınlar!

Doğru olarak anlatsınlar ki,

Sonra vahim hatalar yapılmasın.

Bölge ve dünya barışı zedelenmesin.

Çünkü senin yer almadığın,

Yada senin dost olmadığın,

Nöbetini beklemediğin bir dünyada,

Barış ve huzurdan bahsetmek,

Utopua ve deliliktir.

 

 Bak Sınır boylarında,

”senin karşında ki  kulelerde,

 Nöbet bekleyen Askerlere…

Onları gördükçe,onlara  baktıkça,

Seninle gurur duyuyorum.  

 

 Zira,onlar,nöbetlerinde,dörder-beşer,derme çatma ;

Sen   nöbet kulelerinde  tek-teksin.

Sanki  çelikten bir kale,yada aşılmaz bir  zirvesin!

Sanki  nöbet bekleyen bir Asker değilde,

 Fışkırmaya hazır  “yanar  bir dağ”sin!

 

 

Yiğitsin,kahramansın, her bakımdan peksin !

Bırak da,karşındaki kulelerde  nöbet bekleyenler,

Hayranlıkla ,doya-doya  seni seyretsinler!

Zira sen,Dünya orduları içinde  eşsiz,

Ve Milletler kaderinde “teksin”!

 

Gururlanmak ,senin en doğal hakkındır  Mehmedim!

Çünkü sen, Türk Ulusuyla  birlikte,

”tek bir yürek,terk bir bileksin”!

Senin varlığın dostlara sevinç,

Düşmanlara kahredici  korku vermektedir.

Çünkü ;senin“savaşlarda ne denli  güçlü olduğunu ,

Tüm dünya bilmektedir.

 

 

 

Ey !  Kahraman   Mehmetcik,

Şanlı Türk Askeri!

O’gür ve güçlü sesinle,tekmil ver  Kahraman Komutanına !                      

Yüce Türk Ulusu, güçlü  ve gür sesinle huzur   bulsun  !

Gür kükreyen sesinle “dağlar , denizler” titresin.

Tabiat, Uyanıp doğrulsun,

Kendilerini “ dağ sanan” küçük tepecikler!

 Kendilerine  gelsinler.

Kendilerini ” tepe sanan” tümsekcikler de,hadlerini bilsinler.

 

Uyansın  Kainat artık!

Evren  ayağa kalksın.!

Sussun Tabiat,

Nehirler akmasın!

Salt senin sesinle huzur bulsun Dünya!

Eğilsin Uluçınarlar!

 Ağaçlar büklüm-büklüm olsun!

Günahlarından arınmak isteyen hainler,

Gaflet ve dalalet içinde olan meczuplar,

Sana “secde ” etsinler!

Esas duruşlarını göstersinler.

 

Çünkü sen ;

Peyganberler ocağı,

Kahraman Ordumuzun eşsiz Askerisin!

Beşer-i alem ,yalnızca senin gür sesini dinlesin!

Salt Seni duysun!

Seni yaşasın!

 

Senin varlığından,

Senin sesinden,

Senin nefesinden rahatsız olanlar;                                                        

Kim varsa bu alemde;yada  tüm Küre-i Arzda;

Senden,Yüce Ulusundan değiller!

Böylesi yadlar,yabancılar,

Hainler ve meczuplar;

Bu Cennet  vatanı,

Bu  kutsal toprakları,

Bu aziz  otakları tek edip gitsinler!

Zira bu Cennet vata,bu kutsal topraklar,

Bu aziz oraklar senindir.

 

O’güçlü sesinle bir kere daha,

Bir kere daha haykır  Mehmedim!

Haykır ki , karlı-buzlu dağlar erisin!

Azgın denizler  durulsun !

Tüm  özgürlükçü,barişçı uygar dünya huzur bulusun!

 

“BEN TÜRK MİLLETİ’NİN  NAMUSU’YUM,

ŞEREFİ’YİM,

TEMİNATI’YIM;

DAMARLARIMDA Kİ ASİL KANIMI;

SON DAMLASINA KADAR  AKITMADAN,

VATANIMA,”DUŞMAN AYAĞI BASTIRMAM” DİYE HAYKIR!

Haykır ki Ülke ve Ulusumuz  hayat bulsun.

Haykır ki Şanlı Bayrak daha da gururla dalgalansın!

Birdaha ,birdaha haykır!

Haykır ki;Kahraman Türk Askerini,Mehmetçikleri ,

“ balık hafızalılar” iyice öğrensin!

 

Senin Yükselen o’güçlü sesin,

“barışçı uygar Dünyaya”huzur ve güven versin!

 Zira,dünyanın en seçkin,

En güçlü,Kahraman  “Askeri” sensin!

 

Sen ,sarp dağlardan  da yüksek,

Denizlerden  engin,milletler kaderinde teksin!

Büyük zafer ve muzafferiyetlerin sahibi,

Ve” onursal timsalı”  salt sensin!

Çünkü sen;

Kahramanlığın ve yenilmezliğin sihirli gücüsü,

Satvetli Türk Askerisin!

Bu gizem, sihirli güç, salt sende var.

Sende “saklıdır”,

 Sende yaşamaktadır.

 

Vatan ve Ulus  adına,

”şehit olmayı “en büyük rütbe sayan “ Asker,”

Ve bu Askerlerden  meydana gelen,

 Şanlı Kahraman Türk Orduları,                           

 Elbete ki diğer ordulardan  çok  farklıdır.

Seninle gurur duyan Yüce Türk Milleti ,

Seninle  övünmek ve onurlanmakta haklıdır.

 

“Şu Heda’yı fişkırmış olarak görüyorum,

 Tunçlaşan ” o’kahraman çehrende!                               

Göklerin en güzel süsü Şanlı Bayrağımız,

Nazlı-nazlı dalgalanır göklerimizde,

Şanlı gönderlerimizde!

Siz Bayrağın   altındasınız,

Bayrak sizin içinizde!

Belliki  aşıksınız siz birbirilerinize!

Sen Bayrağa,Bayrak  sana!

Allah sizi bağışlasın bu eşsiz   Vatan’a!

 

 

Ey Kahraman Türk Askeri;

 Nöbet tuttuğun kulenin  altında,

 Onlarca  yüz yıldır,nöbet yerini değiştirmeden ,

Vatan,Millet ve Şanlı Bayrağımızın  adına nöbetini tutan,                                 

Kahraman bir şehidimiz  yatmaktadır.

Asırlardır, yorulmadan,usanmadan,                                                                   

Ve Nöbet yerini değiştirmeden,Vatan topraklarını beklemektedir ,

“Bu Aziz Şehitlerimiz”i iyice bir dinleyin,bakın!

Ne kadar kutsal bir  görevin mümessili olduğunuzu,daha  iyi anlayacaksınız!

 

Gözünüzü düşmandan,

Yada” dost görünüşlü ,

Maskeli zatlardan,zevatlardan”  ayırmayın!

Gözünüz daima; iç ve dış  ufkumuzda,

Kulağınız,Kahraman Komutanlarımızda olsun!            

Kendiniz,Komutanınız ve yüce ulusumuzdan başkasına güvenmeyin!

Çünkü,alçakça amaçlar besleyen  canavarlar sürüleri var etrafında!

YüceTürk Ulusunun,

 Türk Dünyası’nın,

Hatta tüm Dünyanın,

 En güçlü,en güvenilir, ordusu olduğunu unutma sakın!

                                                                                                     

Ey Kahraman Türk ASKERİ;

Bazı yerli ve yabancı şaklaban, pravakatör palyançolar ,

Hatta entegre olmuş  Küresel “çakal,hain ve meczuplar”,

Yada senin varlığından rahatsız olan  duşmanlar,

Asla şuphen olmasın ki,

Yüce Ulusumuzdan  gereken dersleri alacaklardır!

Her hatayı anlayışla  karşılayabiliriz!

 Ancak;Ülke ve Ulusumuza;

Ve  Kahraman ordularımıza “ hain” gözle bakanları,

Asla ve asla affetmeyiz,

Anlayış ve toleransla  karşılamayız!

 

Zira, bu kutsal  toprakların ,

ve Aziz yurdumuzun sahibi sizlersiniz!

Bu Cennet Vatanı siz kazandınız.

Demokratik,Laik Çağdaş Cumhuriyetimizi, siz kurdunuz.

İç ve dış tehlikelere karşı bizi ezelden ebede ,

Daima siz korudunuz!

Tarihsel,kültürel,sosyal,siyasal,sosyal  varlıklarımızı,

Maddi ve manevi değerlerimizi,

 İleri uygarlıklara giden  Ulusal hedef ve yolumuzu,

 Siz  korumakta ve yaşatmaktasınız!

Zaten siz,bükülmez bir bilek,

 “aşılmaz bir kalesiniz!”

Cana ,can katar, sizin nöbette ki nefesiniz.

Sizin canınzı adadığınız vatan’a,

Bizde Ulus olarak,

“bedenlerimizi ,kanlarımızı,canlarımızı” adadık.

 

Ey  Şanlı Türk Askeri, Kahraman  Mehmetcik!

Sana kurşun sıkan kim varsa,zaten insan değil!

Seni sevmeyen kim varsa bizden değil!

Bu cennet Vatan,

Yüce Ulusumuz,

Taşımız,toprağımız,

”senden başka” hiç bir kimsenin değil!

 

Kahraman Türk Askeri, Şanlı  ORDUMUZ,”

“Eşsiz Bayrak,Mukaddes Sancak,”

“Aziz Vatan,

Yüce Türk Ulusu,

Eşsiz Atam!”

“Kahraman Gazilerimiz,

Ölümsüz Şehitlerimiz!”

“Göklerin  Şahikalar yaratan Çelik Kanatlı Kartalları !”,

Göklerdeki ulusal ve evrensel onurumuz,

“Eşsiz Türk Yıldızları!”

Huzur ve güvenin eşsiz güvencesi Kahraman Jandarmalar,

Denizlerin  “demir yürekli eşsiz Kahramanları”,

Aziz Komandolar,

Bayrağımızla,Sancağımızla,Şehitlerimizle”

Ruhlarımızla,bedenlerimizle bütünleşen Ezan-i Muhammed ! 

Demokrat,Laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti  Devleti !

Geleceğimizin  sahibi ,

Bilinçli,güvenilir,güçlü Atatürkçü Türk  Gençliği !

Zübeyde Analar!

Anatürkler !

Mustafa Kemaller !

Çakmaklar !

Karabekirler !

Yahya Çavuşlar !

 Hasan Tahsinler !

Şahin Beyler !

Sütçü İmamlar !

Kara Fatmalar !

Sati Kadınlar !

Şerife Bacılar,

Kubilaylar !

Okyarlar !

Orbaylar!

Galip Hocalar !

Milyonlarca isimsiz Kahramanlar ! 

Cebesoylar!

 Mehmet Akif Ersoylar !

Siz olmadan asla yaşanılamaz!

Yokluğunuz,bir an için  dahi  olsa   “düşünülemez”!

Sizlerin  bu  kutsal aşk ve sevdası yüreğimize sığmıyor,

Kalbimizden taşıyor!

Tüm Dünya Türklüğü,

Yurdum insanları ,

“salt sizin varlığınızla  yaşıyor.”

 

Destanlar yaratıp,tarihler yazan  Şanlı Ordum !

Kahraman  Gazilerimiz!

Onlaca Uygarlıklar,

Devletler,İmparatorluklar kuran Yüce Ulusum!

 Aziz şehitlerimiz !;

Cephelerin yaratıcısı,

Kahramanlığın onursal  timsalı,

 ”Kahraman Türk Askerleri!”

Ey ! Ulusal   ve Evrensel  varlığımın  özü,

” Eşsiz   Mehnetçikler!”

Sarpta,serhatta,hudut boylarında,

Aziz Vatanın her karış toprağında,

Kutsal nöbetini  tutan satvetli yiğitlerimiz!

Şanlı Ordumuzun  Kahraman evlatları,

 Barış,huzur ve güvenliğimizin tek güvencesi,

Ulusal varlığımızın  tek güvencesi,

Kahraman   Nöbetçilerimiz!

“Allah’a ısmarladık!

Tanrım sizi korusun ve  daima Muzaffer kılsın!

 

“Sağol “diyen o’ gür  ve güçlü sesinize   kurban  olayım!

Sizde “sağ olun !”

Siz “sağ olun” ki  ; “biz  “olalım,

O’ yiğit çehrenize kurban olalım!

Ne mutlu “ Türk ASKERİYİM “DİYENLERE!

Ne mutlu Türküm diyene!

                                                                                19 Mayıs 1979

                                                                                  Hopa

                                                                                 Sarp Hudut Kapısı

 

Not. : Bu şiir,19 Mayıs 1979 tarihinde,ARTVİN İli,Hopa İlçesine bağlı bulunan Sarp Hudut Kapısında  

 şair Şecaattin Zenginoğlu tarafından yazılmıştır.Devlet BakanıEnver AKOVA (Merhum)

Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarı Metin Kumal,Genel sekreter Cemil Ünal, Artvin Valisi

Sami Sönmez ,Artvin Garnizon Komutanı ve Hudut Karakol Komutanın  huzurlarında, SarpHudut kapısında

 nöbet kulesinden tekmil veren “ Mehmetçiğin” güçlü ve gür sesi karşısında,  Rus Askerlerinin  kendi Nöbet  

kulelerden, Mehmetçiğin tekmilini dinlemeleri karşısında duygulanmış ve o anda  

 yazarak,  hazır bulunanlara  okumuştur.

 

                       

19 Mayıs 1979  Artvin-Hopa Kemal  Paşa  Sarp   Hudut Kapısı  saat 14.30

 

 

AZİZ TÜRK ŞEHİTLERİ  VE GAZİ’LERİMİZE…

 

Kutsal Vatanımız’ın” en muazzez “ebedi ve aziz nöbetçileri!”

Mukaddes topraklarımızın ve Ulusal varlığımızın  asil sahipleri!

Zaferler Abidesi “ölümsüz” Kahramanlar!

Büyük Milletimizin“ onursal timsali “ Yüce Şehitler!

Şanlı Bayrağımızı “asil kanlarıyla” boyayan  yiğitler!

Yüce Bayrağımızı,Şanlı Sancağımızı,

 Canları pahasına ,burçlara,kalelere çeken Kahramanlar,

Eşsiz  Gaziler,emsalsız Askerler!

 

Bayrağımızın “kutsal  rengi ”sizin asil  Kanınızdandır!

Bu “Cennet Vatan ,tüm taşımız,toprağımız,

Sizin aziz canınızın bedelidirler!

Tarihimizde yükselen “ onur ve gururumuz” sizin şanınızdır !

Geçmişimizde ve geleceğimizde ki“ en büyük  övüncümüz”                     

Sizin   kazandığınız   zaferler ve destanlaşan  kahramanlıklardır.

Geleceğimizin,sarsmaz  gücü ve  güvencesi “sizsiniz”!

 

Ruhumuzda,sizin “asil ruhunuz “yaşar!

Sizinle  yeşerir Ülkemiz.

Güller,çiçekler, hep sizin varlığınızla açarlar!

Yüce Türk Ulus’u,sizinle var,sizinle varolacaktır.

Siz“Aziz Şehitlerimiz ve Kahraman Gazilerimiz,

Ülke ve Ulusumuzun  ebedi güvencesisiniz.

 

 Başımızda” Eşsiz Atatürk Güneşi” var!                                           

 Mustafa Kemallerin,Yahya Çavuşların,

Kadın,Kız,Genç,İhtiyar,

Binlerce Ulusal Kahramanlarımızın,

Yaktıkları özgürlük ve bağımsızlık  Meşaleleri,

 Ülkemizde gürül-gürül yanmaktadır.

Bu onursal meşaleler,Ulusumuzun ruhunda,

Türk Gençliğin yüreğinde yanmakta ve yükselmektedir.

 

İleri Uygarlıklara, bu ruh ve bu bütünlükle   ulaşacağız.

Çağdaş uygarlıkların  zirvesinden,

”yeni bir Güneş gibi”doğacağız.

Çağdaş uygarlıkların zirvesinden,

Daha ileri uygarlıklara ulaşmak Ulusal ülkü ve hedefimizdir.

.

Yaşlısıyla,genciyle,tüm “Türk Ulusu” olarak ,

Bu sonuca ulaşmaya  “büyük andımız” var.

Her zaman, bu amaçla“kenetlenen ellerimizle”,                                                       

Sizlerin  aziz varlığınız,saygı ve sevgileriyle” çarpan yüreklerimiz”le,

Tüm varlığımızla ,sizlere ”minnet ve şükranlarımızı” arz ederiz.

 

Yüce Türk   Ulusu ve Türk Gençliği olarak,                                                              

“Emanetlerinizi korumak,yaşatmak ve yüceltmek” adına,

Sizin” rütbelerinize “ulaşabilmeyi,en büyük” şeref  ve şan” sayarız.

 Atatürk Güneşiyle beslenip,yetişen Türk Gençliği ve yeni nesiller,

 “Ulusça”inanç ve kararlılıkla,tüm  görevlerimizi  yapmaya  hazırız.

 

 Kahraman  Gazilerimiz , Aziz Şehitlerimiz;

Ne güzel ifade buyurmuş,Büyük Şair “Mehmet Akif Ersoy”

Ne güzel dile getirip, bir gerçeği haykırmış”Tüm Dünyaya”!

“Gömelim,gel Seni tarihe  desem,sığmazsınız!” demiş….

İç ve dış   çevrelere  ,en güzel     cevabın vermiş…

 

Bende diyorum ki size; eşsiz Kahraman Ordularımıza;

“Siz “ tüm Küre-i Arz’a dahi sığmazsınız !

Mübarek bedenleriniz,Vatan topraklarını beklerken,

Yüce Peyganberimiz  Cennette,  kollarını açmış “sizleri” bekler!

Sizler mukaddes varlıklarımız ve ululukların  en yücesisiniz.

 

“Bedrin Arslanları” dahi size örnek olamazlar!

Sizden gayrı”hiçbir değer”size  örnek  olamaz!

 

İşte bu nedenle diyor ve “haykırıyorum” ki;

Siz, salt “nöbetçi,

Salt,Şehit,

Salt Kahraman”değilsiniz !

Siz”VATANSINIZ!

Siz,MİLLETSİNİZ!

Siz,BAYRAKSINIZ!

Siz,SANCAKSINIZ”!

Siz,”hiçbir kimsenin ulaşamayacağı bir yerde,

Makam,Rütbe ve yüksekliktesiniz”!

 

Size ve mukaddes emanetlerinize,

Birgün” kem gözle bakanlar olursa  eğer;

Yada ;size saygısızlık edebilecek densiz ,

 İç veya dış” meczuplar” çıkarsa  ortaya!

Onların ,”kafasını koparır,yuvasını yıkar,

“Dünyayı başlarında  paralar,evreni onlara zindan ederiz.”

Gerekirse,”Kalyonları , karadan  yeniden yürütürÜZ.

Tarihleri  yeniden yazarız.                                                                      

Mukaddes eser ve emanetlerinizi ,

Canlarımız  pahasına koruyup,yaşatırız.

Buna azimli ve kararlıyız.

 

Sizler,”soğuk -sıcak savaş,veya, iklim” ayırımı yapmadan,

“Dağ,taş,dere,tepe ,deniz,nehir” demeden,

“Ayağında ayakkabı’n,sırtında elbisen” olduğuna bakmadan,

“Anarşi,terör,eşkıya,düzenli,düzensiz savaş mı?,

Yoksa,”yurt içinde mi?, yurt dışında mı? “diye sormadan;

Tek Uluslu mu ?Çok Uluslu mu ?olduğuna aldırış etmeden,

“Tank demeden,top demeden ”füze,yada nükleer silah demeden,                                                                

Uçak,jet,hayalet,helikopter,yada kimyasal silah oluşuna aldırmadan,

Tüm tehdit ve tehlikelere karşı,

Her zaman,kahramanca savaştınız!

İman dolu göğsünüzü,

“Gözünüzü  hiç kırpmadan,”

“Vatan,Millet ve Barış” için“siper” ettiniz.

En mukaddes varlığınız  ”tatlı canınızı”,

 Ulusal  varlığımız’a  adadınız.

Milli varlık,değerler ve Ülküler adına ,

Kendinizi  daima “feda” ettiniz!

Hiçbir zaman,dünya Ulusları önünde,

“ Dik Başımızı” eğdirtmediniz”!

“Şanlı Bayrağımızı,burçlardan,kalelerden,

Gönderlerden” indirtmediniz”!

“Ezanları susturmadınız!”

Tarihin hiçbir döneminde,

Ezelden,ebede akıp giden süreçlerde,

Büyük Türk Ulusu ve evlatlarına  esaret ve köleliği tattırmadınız!

Ulusumuza“Vatansızlığı” asla  yaşatmadınız !

Yüce “Şehadetiniz’le ,

“Vatan ve Milleti,koruyabilmenin,yol ve gizlerini,

Barış ve Ulusal değerleri  yaşatarak,

Geliştirmenin  ana ilkelerini,                           

 Sonsuza dek,koruyup,yüceltebilmenin,

Formüllerini,krıterlerini bizlere“ siz” Öğrettiniz.

 

Ey Kahraman Gazilerimiz,

Şanlı Ordumuz,Azizi Şehitlerimiz!

Siz olmasaydınız,”VATAN OLMAZDI”!

“MİLLET OLMAZDI”!

“BAYRAK OLMAZDI”!

“BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK OLMAZDI ”!

Bu günler,yarınlar,

Gelecekler ve umutlar olmazdı!

Hatta “bugünkü uygar dünya”,

Medeniyet” denen “ olgular yumağı”olmazdı!

Hatta,ve hatta,

Yüce Ulusumuz ve Aziz Yurdumuzun varlığından rahatsız olanlar,

İç ve dıştaki hainler,meczuplar,deliler ve akılılar bile olmazdı.

 

“Ezanlar olmazdı.

Kutsal mabetler,”din ve inanç  hürriyetleri” olmazdı”

Mukaddes ve muhteşem Onursal Timsallerimiz” ,

Yüce Sancağımız“ Şanlı Bayrağımız”

 Gönderlerinde” özgürce” dalgalanamazdı.

Hatta,maazallah,onlarda olmazdı.

 

Okullar olmazdı.

Fabrikalar,tüten bacalar,dönen çarklar olmazdı.

İş olmazdı,aş olmazdı,eş olmazdı.,

Ay olmazdı,Güneş olmazdı.

Göklerimizde parlayan yıldızlar,

Topraklarımızda yetişen ağaçlar,

Par ve bahçelerimizde açan güllerimiz,

Ufkumuzda “hür öten ve uçan kuşlarımız”  olmazdı.

Cıvıl-cıvıl çocuklarımız,

Ulusumuz,soyumuz,sopumuz olmazdı.

.

Hükümranlığımız,bağımsızlığımız,

özgürlüğümüz olmazdı!

Övünç dolu mazimiz,

Umut dolu  tertemiz geleceğimiz olmazdı!

 

En büyük  “Ulusal servetimiz ve  mukaddes varlıklarımız” sizlersiniz.

Siz bizim,her şeyimiz,haysiyet ve şerefimizsiniz.!

 

Sizlerher türlü saygı,övgü ve takdir’in üstünde  bulunan,

 “ölümsüz Kahramanlarsınız!”

Siz, bizim özümüz,biz sizin yaşayan bedenleriniziz..                                                        

Dünya’ya,geleceğe,sizin ruh ve şuurunuzla  bakıyoruz.

Bu bilinç,bu Ülkü ve  kararlılıkla,

 Ulusumuzun  kutsal nöbetini tutmaktayız.

Zira,geride bıraktığınız “Ülke ve Ulusumuzu koruyup, yaşatmak”

Onları yüceltmek,ileri çağlara taşımak ,

 Bizim “namus borcumuzdur!”

 

Ana’nız ,Anamızdır.

Babanız,Babamız dır.                                                     

Bacınız ,bacımızdır.

Kardeşleriniz,Kardeşlerimizdir.

“Çocuklarınız ve  Muazzez eşiniz,

 Bizim en değerli varlıklarımızdırlar.  

Onlar bizim,haysiyet ve şerefimizdirler.

Siz, onları düşünmeden,huzur içinde yatın !

Aziz topraklarımız altında ki ;

Kutsal nöbetinizi, güven  içerisinde tutun.

 

Çünkü;bizler,

”Atatürk Güneşi altında büyüyen ,

 Milyonlarca Türk Gençliği,

Bıraktığınız kutsal emanetlerinizi,

 Ne koşullar altında olursa olsun,

Korumak , yaşatmak  ve yüceltmek azim ve kararındadır.

Bu karar bizim ulusal andımız,haysiyet ve şerefimizdir.

 

 Kahraman , ŞanlıTürk Ordusu

Büyük Türk  Ulusu,

 Barışta , savaşta,her zaman ve her yerde  hazırdır.

 Dünya durdukça da var olacaktır.

Yaratılıştan” Asker doğan” Büyük Türk  Ulusu,

Barış ve huzuru yaşatacaktır.

Savaşlarda ,daima muzafferiyetlerin sahibi,

Sonucun galibi olacaktır.

Sizler rahat olun.

Müsterih uyuyun!

 Büyük Türk Ulusu daima sizinle bir ve beraberdir!

Ne mutlu sizi doğuran “ Analar’a, Anatürkler”e!

Sizleri büyüten” babalara” ne mutlu!

Ne mutlu sizi bağrında yaşatan “ mukaddes topraklara”! 

Ne mutlu sizin nesliniz olan insanlara.

Sizin adınızı,şanınızı,kanınızı taşıyan “Ulus”a  ne mutlu!

 

Ne mutlu sizin  sevginiz, saygınız,

Sadakat ve  bilincinizle,yaşayan  uluslara!

 

Siz ne büyüksünüz ki Şehidim;

“Kalplere sığmıyor,yüreklerden “taşıyorsunuz.

“Şanlı Bayrağımızla süslenmiş o’ aziz bedenlerinizle ,

Şerefli  üniformalarınızla ,

“Yurdumuzun kutsal topraklarında ölümzüzleşen ruhunuzla”,

“Kafamız’da,kalbimiz ’de,mazimiz ve atimiz’de “yaşıyorsunuz!

Türk Ulus’u ve Geçliği olaraka size, 

 İçtenlikle,inançla ,saygı ve sevgi ile bağlıyız .

 

Aziz  Vatanımız’a,

Yüce Milletimiz’e,

Şanlı Bayrağımız’a,

Kahraman Ordumuz’a,

Ulu Önder Yüce Atatürkümüz’e,

Müstesna ve muazez  siz yüce şehitlerimiz ve Gazilerimize,

Tüm ulusal değer ve varlıklarımız’a,

 Aşkla ve sadakatla, içtenlikle bağlıyız .

 

Canlarımız  pahasına,

Ulusal varlık ve değerlerimize bağlıyız.

Ömrümüz bitse bile biz ,

 Bu ruh,bu bilinç ve ülküler için  yaşayacağız.

Siz rahat olun,müsterih uyuyun.

 

Biz,diğer” Baki dünyada” dahi bu  amaç ve bu ruhla yaşayacağız.

Şeref sözü sizlere,yüce Şehidim;

Kahraman Gazilerimiz,

Üstümüzde yüce Allah şahidimiz,

Yarın bizde,Ulus olarak ,hepimiz,

Sizin  ve kutsal emanetleriniz   adına,

“Vatan ,Millet,Özgürlük, Ulusal Egemenlik,

 Ve Dünya Barışı” Adına,

“Ya Gazi,Ya Şehit, Yada Muzaffer olacağız!”

 

Ne  Mutlu Şehitlik Makamına Ulaşabilen  Yüce Kahramanlara!

Ne Mutlu Vatan Ve Milleti Adına Gazi Olabilen  Yiğitlere !

Ne Mutlu  Şehitler,Gaziler Ve  Eşsiz Kahramanlar Ocağı ,

Eşsiz ,emsalsız Şanlı Ordumuza!

Bu eşsiz değerlere sahip olan,

 Yüce Türk  Ulusuna  Ne Mutlu!

Ne Mutlu Türküm Diyene!

 

                                                         18 Mart 1982 ( Çanakkale-

                                                         Şehitlik)

 

 

 

 

ON KASIMLAR

“ ATAM  GÜNEŞ”

  VE BİZ

 

Yüce ATAM,

“Yurt da sulh,Cihanda sulh” dedin,

Büyük Türk Ulusu’na

 Ve tüm dünya uluslarına” yep-yeni bir ışık verdin”.

Barış ve Uygarlığın yolunu , sen gösterdin,sen öğrettin.

 

Senin yaktığın bu yüce meş’ale,

 Bugünkü,barışçı “Hür Dünyayı” kurdu.

Sömürgeci,savaşcı barbar  Uluslar’ın  “vicdanları”

Mazlum milletlerin  yarınları”,senin ışığınla”aydınlandı.

 Uyuyan Uluslar, mağdur toplumlar,seninle uyandı.

Seninle ayağa kalktı.

 

Milletler cemiyeti,”nam-ı diğer Nato;”

Senin Evrensel projeksiyonlarınla kuruldu.

 

 Onlarca ulus,

“Senin “ilke ve fikirlerinle“esaret zincirlerini kırdılar !”

 Yaktığın  meşalelerle Özgürlüklerine kavuşan Uluslar,

Senin “Evrensel bir Güneş olduğunu,gerçeğinde birleştiler!

 

Çağ  dışı,”Yönetim sistemlerinden,

Feodal idarelerden,sömürge,zülüm ve eziyetlerden,

Hanedanlık   ve saltanat idarelerinden insanları sen kurtardın!

 

Yanmış bir İmparatorluğun küllerinden,

Demokratik,Laik,Sosyal Hukuk Devletini” sen kurdun!                                        

Yepyeni modern bir Ulus’u

Çağdaş Türkiye Cumhuriyetini yeniden  sen “ var ettin”!

 

Fazilet rejmi “Cumhuriyet’i ”bizlere  sen armağan ettin!

Ulusal ve Evrensel boyutlarda  Çağdaşlaşmayı,

Özüne sadık kalarak  küresel süreçte “ güncelleşmeyi”,

”inkılapçılığı,ebediyen var olabilmeyi” bize  sen öğrettin!

İleri uygarlıkların zirvesinden ,

”Yeni Bir Güneş gibi doğmayı” bize sen”emrettin.

  

Ulusumuzu  sonsuzluğa  taşıyacak ,

İlke ve ülküleri  bizlere sen  öğrettin!

Büyük Türk Ulusu,

Ebediyen” bu ulusal  bilinç ve erek”le  çalışacak,

ve yaşayacaktır!

Mutlu yarınların“Modern Güçlü Türkiye’si,

Senin ilke ve ülkülerinle,

senin izinde yürüyecek evlatlarınla,

BüyükTürk Ulusu’nun  çalışmalarıyla  gerçekleşecektir.

 

 Yüce ATAM !

Başlatmış olduğumuz”Ulusal kalkınma ve  yükseliş harekatı,

Tüm  karanlıkları  yırtma  aşamasına geldiğinde;                             

Ne hazindir ki ; karşımıza, meşum bir” on Kasım” çıktı!

 

Ülke ve Ulusumuzu,

 ileri uygarlıkların zirvesine taşıyacak “ eşsiz  Güneşimizi”,

“Yeni dünya oluşumlarının” eşsiz ışığını”,                  

 “Yüce Atamızı”,

“Dokuzu beş geçe duran saat’ın”meşum zamanlamasıyla,

Tenimizden,canımızdan,kanımızdan

Yüreğimizden sökercesine bir gaddarlıkla alarak ,

 Ebediyete  aldı götürdü!

 

Dünyamız   karardı.

Evren,sarardı,soldu!

Şanlı Türk  Bayrağı gönderlerde,yarıya indi!                                     

 

Dayanılmaz acılar   içerisinde  kıvranıp durduk.

“Yüreğimizden” taaa derinlerden yaralandık.!

Tebessümler,,mutluluklar,

”silinip gitmişti  kaderimizden “!

 

Zira; makus talihimizi  yenerek,

”bizleri,yeniden var eden Yüce Atamızı”

“Evrenin en güçlü ışığı’nı”,

Yüce Atamız’ı”ebediyete uğurlamak  zorunda kalışımızın,

Kadersizliğini yaşıyorduk!

 

Ağlamamak ,yanmamak  mümkün  mü?

Zira;bıraktığın boşluk,o’denli büyük ki,Yüce Atam”!

“Bir Dünya geçer aramızdan”!

 

Her türlü zorluğu yenen Kahraman  Büyük Türk Ulus’u,

“Kara yazgı,Kötü kader,

 Ve  hain “ On Kasım’ın “birlikteliğine  yenik düşmüştü!”

Onlarca yıllık  dünya tarihinin,

Ve nice  zorlu savaşların  yenemediği,

Büyük Asker,Baş Komutan,

Eşsiz  Devlet ve Siyaset  adamı,

Ulusal ve evrensel Lider,

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’,

Ebediyete intikal etmişti..

 

 

Vakitsiz,zamansız ve çok acı intikal,

Büyük Türk Ulusunu, ulusal yasa boğmuştu!

Tarihlerin 1938 yılı 10 Kasımını gösteriyordu.

 Saatlerin, dokuz’u beş geçe donmuş kalmışlardı.

Bu kara zaman,meşum kader,

Yüce Türk Ulusunu, kalbinden, hançerlemişti!

 

Çokuluslu güçlerin ve savaşların  yenemediği,

“Yüce bir Baş Komutan”

Eşsiz bir Devlet ve siyaset adamı,

Ulu Önder  Yüce Atatürk,

“kader’in”  mukadder ihanetine uğramıştı!

Dolmabahçe  sarayından ulusumuzu aydınlatan,

O eşsiz ışığın  ”Ulusal  Şarteli” indirilmişti.

 

  Yurdum birden kararmıştı.

Zira,Atatürk Güneş sisteminden beslenen  yıldızlarımız,

O ‘yüce Kaynaktan beslenen  Işıklarımız ,

Henuz ışınlarını yurdumuza yansıtacak durumda değildi.

 

Halkımız,dayanılmaz acılar içerisinde göz yaşı dökerken,

Yinede kendisini,”böylesi ışıklarımızın varlığıyla teselli ediyordu. “                                                  

 

BüyükTürk Ulusu,

Atatürk Güneşi olmadan,  yaşayabilir mi hiç ?

Elbette ki yaşayamaz !                                                                     

Atatürksüz bir Türkiye  düşünülebilir mi  !?

Elbette ki düşünülemez!

                                                                                                      

Atatürk Güneşinin parlamadığı bir dünyada;                                                           

Atatürk Gençliğinin onlarca  fidanları gelişebilir mi hiç?

 

İşte bu ruh ve bilinçle bütünleşen Büyük Türk Ulusu,

Derhal  birleşti,”tek vücut oldu”                                 

Her Türk insanının”kafası ve kalbinde,”

Birer,“Atatürk Meşalesi “yandı!

Bu meş’aleler  hızla, alev- alev   yükseldi

Ve  bir anda  tüm  yurdumuzu, yürekleri sardı.

 

 

 

Yüreklerde yükselen Atatürk ve Atataürkçülük meşalesi,

Beyinlerde,bilinçlerde,ülkülerde korlaştı.                                                                                    

Yüreklerde  yükselen bu müstesna  alevler,

Tüm bedenleri,Ülkemizi,hatta tüm ülkeleri,

Hatta Avrasyada,geniş bir coğrafyayı sardı!

 

Zira, Meşale’nin boyutları,

Ülkemiz sınırlarını  çoktan  aşmıştı.                                                  

Ulu Önder Yüce Atatürk’ün” yükselen eşsiz Güneş Sistemi,”

Türk Ulusunun “ortak paydası” olmuştu.

 

Ülkemiz ,yarınlarımız,yeni mileniyumlar,

Atatürk Meşalesinin  güçlü  ışınları  ile aydınlatacaktır.

 

Atatürkçülük Ülküsü’nun ,

Ortak ulusal şuurda birleştiren Yüce Türk Ulusu;

Tüm tarihi geçmişini,

 Ulusal değer ve sonuçlarını,

Kendisine ait olan,

Derin  Milli tarih kazanında,

Atatürk ilke veinkılaplarıyla,

Kemalizm dinamitkernin  ulusasl enerjisiyle,

Her Türk insanının yüreğinde var olan ve yükselen,

“Atatürkçülük Ülküsünün ulusal kalorisiyle “ birleştirmek zorundaydı.

 

Atatürk ilke,inkılap,fikir ve düşüncelerini,

Ulusal bilinç ve erekle  yoğurmak durumundaydı.

Çağdaş,Demokratik Laik Cumhuriyetin arı suyu ile,

 Ulusumuzun  reel yapısına göre özgünleştirilmeliyi  Ulusal hedefler...

 

 Atatürkçülük  inanç ve kararlılığı,

Atatürkçülük aşk ve sevdası,                                               

“Ulusal ortak paydamız”ın yükselen meşalesi  olarak ,

Büyük Türk Ulusu’nun ebedi hayatıyetine armağan edilmeliydi.                                                                                                                     

Bu “eşsiz ve mukaddes Ulusal  olgu”

Suratle büyümeli,

Yenilmez bir güç olarak  gelişmeli,

Ve tüm Ulusal varlığımız bu olgularla vucüt bulmalıydı.

   

 İşte bu erekle,Ulusal bütünlükden yükselen  Milli Enerji,

“Atatürk Güneşi’in”nin ulusal ve evrensel  ışınlarıyla  vücut buldu.

 

Yüreklerde,kalp ve kafalarda  yanan ,

Milyonlarca“Atatürk meş’alesi”

“ATATÜRKÇÜLÜK  GÜNEŞİ’YLE “Evrensel boyutlarda bütünleşti.

Evrenselleşti.

Ebedileşti.

Atatürk Güneşi artık”Türk Ulusu’nun” batmayan  tek Güneşi oldu”!

Atatürkçülük ruh ve bilinciyle yükselen bu Ulusal ve Evrensel  enerji,

Türk Ulusunun”Ulusal ve evrensel  en büyük ortak gücü olmuştur.

.

Yüce Türk Ulusunun  yarattığı,

“Eşsiz güç ve Atatürkçülük Güneşi”; işte budur.

Atatürk ve Atatürkçülük,

 Ukusumuzun vazgeçilemez ilke,ülkü ve fikir sistemleriyle,

Ulusal  ve evrensel boyutlarda, “tüm dünyayı” aydınlatacaktır.

 

Bu nedenlerle her“On Kasımlarda”da,YüceTürk Ulus’u,

Daha da güç kazanacak ve  aydınlık  yoluna devam edecektir.

Ulusca” kafa ve kalplerimizde yanan”,

 “Atatürk ve Atatürkçülük Ülküsünün Yükselen Meş’alesi”,

 Her hain“0n Kasım ‘larda”,

Atatürk Güneşinin varlığından,

Gücünden ve gizeminden  rahatsız olanlara en iyi  yanıt olacaktır.

 

ATATÜRKÇÜLÜK GÜNEŞİ, ile bütünleşen  yüce Türk Ulusu,

Tüm tarihi sonuç ve Ulusal fikirlerini,

 Milli değer ve hedeflerini ,                                                                    

Atatürk fikir sistemi içinde ,

Evrensel değerlerle taçlandırmıştır.

 

 Türk  Ulusunun “yaşamında” sahip olduğu,

 En büyük güç ve sigorta,

Yüreklerimizde ve kafalarımızda  ebediyen yaktığımız,

“Atatürkçülük meş’alesi”dir.

 

Zira,Atatürk fikir sistemi  ile,ilke ve inkılaplarını

Çağın Ulusal ve Evrensel  yükselen değerlerini,

Türk kimlik kültürüyle bütünleştireceğiz. 

Böylece,geleceğimizi  çelikten  bir kale ile güvenceye alacağız.

 

Atatürkçülük ülküsünü , tam ve eksiksiz olarak yaşatmak;

Türk Ulusu olarak bizim temel şiarımızdır.

Çünkü; geleceğimizi,varlığımızı ve yükselişimizi,

Atatürkçülük  yolunda,

İleri uygarlıklara,

 Kararlılıkla yürümemiz  koşulu  belirleyecektir.

 

Barışçi  ,özgür,uygar, Demokrat Laik Cumhuriyetin,

Avrasyada bayraklaşan  Güçlü  Devleti,

Türkiye Cumhuriyeti,

Barışçı,yeni   Dünya oluşumları  ve Mazlum Uluslar,

Atatürk  Güneşinin  eşsiz ilke ve fikirleriyle,

Gelecek çağ ve zamanları,

Barış içerisinde,huzurlu ve mutlu olarak yaşayacaktır.  

Büyük Türk Ulusu,

Ulusal ve Evrensel  gücünü ,  

Salt kendisinden ,

Atatürk ve Atatürkçülük  Ülküsünden aldığı için,

Ebediyen  güçlü ve saygın olacaktır..

 

Ey! Eşsiz Lider,Ulu Önder Yüce Atatürk,

Senin,ilkelerin,ülkü ve  eserlerinle  bütünleşen,

 Yüce Türk Ulusu,

Yüreklerimizde ve kafalarımızda ,yaktığımız,

 “Atatürkçülük meşalesi”,

Ve batmayan“Atatürkçülük Güneşi ile,

“dünya durdukça  yaşayacaktır.

Salt” senin ışınlarınla ısınacağız.

Salt senin ziyalarınla” aydınlanacağız.

Senin ışınlarınla aydınlanmayan  ne bir taş,ne bir toprak,

Ne de bir yaprak, bizim yaşadığımız dünyada yer almayacaktır.

Sensiz bir dünya,bizim  yaşadığımız bir dünya olamaz.

Ebediyende Olmayacaktır.  

 

Ülke ve ulusumuz,böyle bir  kötü kaderi  paylaşmayacaktır!

“Atatürkçülük  ruh ve  bilinciyle ,

“büyüyen milyonlarca  Türk Çocukları;

Atatürk Güneş sistemiyle bir bütün olacaklardır.

Ve salt Atatürk ışınlarıyla yaşayacaklardır.

    

 Evrensel ve ulusal Eşsiz Güneşimiz, Yüca Atam!

Sen” rahat ol ,Müsterih ışı”

Çünkü;senin ışınlarınla büyüyen,

Milyonlarca Mustafa Kemallerin ,

 Ülke ve Ulusumuzun  nöbetindedirler.

Eser ve emanetlerin,

Fikirlerin,ilke ve ülkülerin,

İnançlı,bilinçli,kararlı Atatürkçülerin ,

Güçlü omuzlarında yükselecektir.

 

Ne mutlu Atatürkçülük bilinci,inancı ,

ve kararlılığı ile yaşayan insanlara!

Ne Mutlu Atatürk Güneşiyle aydınlanan Ulus ve Ülkelere!

Ne mutlu ATATÜRKÇÜYÜM  DİYENLLERE!

 Ne mutlu Türküm diyenlere!          

                                            

                                                                                                                                          

                                                                             1O Kasım 1965-

                                                                              Ankara

 

 

 

 CUMHURİYETİMİZİN   SEKSENİNCİ YIL MARŞI

 

Seksen yılda,on üç milyondan yetmiş beş milyonlara ulaştık.

Çağdaş uygarlıklar yolunda,her zorluklarla savaştık.

Cehaletle,feodaliteyle,iç ve dış ihanetlerle  uğraştık.

Atatürk ilke ve İnkılaplarıyla, daima çağdaşlığa koştuk.

 

Laik,Hür,Demokratik Cumhuriyet’in erdemiyle,

Çağ dışı ne varsa,bünyemizden söküp attık.

İlimle.İrfanla,Bilim ve Teknoloji ile  Uygarlığa  kavuştuk.

Cumhuriyet’in  nuruyla, her alanda modernizasyona geçtik.

 

Daima,akılcılığı,bilimi,teknolojiyi,makineleşmeyi seçtik.

Yurdumuzu,bir baştan,bir baş’a yeniden,  imar ve inşa ettik.

Kendi uçağımızı,kendi motorumuzu,kendi gemimizi ,kendimiz  yaptık.

Geri kalmışlıkla,gelişmişlik arasında ki  mesafeyi  hızla  azalttık.

 

Ulusca,İnançla,sadakat ve kararlılıkla  Atatürk’ün yolunda yürüdük.

Uygarlıklara,ileri çağlara giden yoluda  bulunan engelleri,birlikte aştık.

Yokluklardan,olanaksızlıklardan,modern ve “güçlü bir Devlet” kurduk.                                      

Atatürk Güneşi’nin ışığı ve ulusal  dayanışmayla,  hep ileriye koştuk.

 

Kurduğumuz,Demokratik Laik Cumhuriyetle, mucizeler yarattık.

Türk Satlarla,Türk Yıldızlarıyla,Ay yıldızlı uydularla Gökleri kuşattık.                                                               

Küresel  süreçte,Bilgi Çağı  Ülkesi olabilme yolunda,

İleri çağlarda ki seçkin yerimizi alabilmenin  onursal  kulvarında,

Ulusal ve evrensel platformun dikenli yollarında birlikte koştuk.

 

Gücümüzü  her zaman,Büyük Ulusumuz ve Yüce Atamızdan aldık.

Kahraman Ordularımız ve yetişmiş insan gücü kaynaklarımızla,

Dostluğu aranır,düşmanlığından korkulan güçlü bir Ülke olduk.

Muasır Medeniyetlerin zirvesinde ayrılan ,seçkin yerimize yaklaştık.

Daima özgürlük ve barışı koruyarak,tüm Ulusların  sevgisini kazandık.

.

Eğitim,Kültür,Bilim,Teknoloji,Sanayi ve Sosyal alanlarında  çalıştık.

Çağın yükselen değerlerini ve İnsan Haklarını,

Hukukun Üstünlüğünü , Demokrasiyi,Laik Cumhuriyeti,

İleri uygarlıkları,barış ve dostlukları,

Bu ilke  ve olguların Savunucusu,koruyucusu büyük ülke,

Güçlü Türkiye Cumhuriyetini,

Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasında yeni dünyaya armağan  ettik. 

 

Birlik,berberlik  ruhuyla,

Ulusal  sadakat ve akılcılıkla,

Kararlılık , inanç ve cesaretle,

Her türlü “İç ve  dış” tehdit ve tehlikeleri ,

Her zaman  yendik.

Bölücü,yıkıcı  çok uluslu terörizmle ,

Yurt içi ve yurt dışında  yıllarca savaştık.

Barışı,dostlukları,

Birlik ve berberliğimizi koruyarak her zorluğu  aştık.

 

Asırlarca kucağımızda büyütüp,evimizde beslediklerimiz,

İç ve dış düşmanların teşvikiyle halkımızı,

Sinsice,içten hunharca hançerliyenler,

Daha dün denecek yakın zamanlarda,

Aynı hainane usullerle,

onlarca “Türk insanını” topluca katletmişlerdi.

 

Yüce Türk Milleti,

Bunu tarihin talihsiz bir cilvesi sayarak susmuştu.

Fakat bu insanlıktan nasibini almamış nankör,hainler!

Düzmece yalanlarla ,kendi yaptıkları  vahşice  katliamları,

“Türk Ulusu yapmış gibi” göstermek suretiyle,

Dünya Kamuoyunu yanıltıcı  propagandalarını,

Yurt içinde ve yurt dışında utanmadan sürdürdüler,!

 

Bilgi eksikliği olan yabancı  Ulus  toplulukları,

Ne acıdır ki,bu  düzmece  yalanlara kandılar.

Türk Ulusu ve Türk Devleti” üzerinde,

Çirkin  oyun  ve provakasyonlarını sürdüren, iç ve dış hainler,

Yüce Türk Ulusunu ,

Her zaman  karşılarında,

Tek bir yürek,tek bir bilek olarak buldular!

 

Acı gerçekleri ortaya koyan Ulusumuz karşısında,

Bu yalancı pravakatörlere  yataklık edenler,

Şaşırdılar,   ve şaşa kaldılar.

 

Sözde soy kırım iddialarının asılsız olduğunu,

Dünya kamuoyuna, belgelerle  bir-bir kanıtladık.

Gerçekleri tüm dünyanın gözleri önüne ,

Açık ve seçik olarak serdik.

 

Zira katliamı  gerçekten yapanlar,

Türk Ulusu değildi.

Gerçek katliamcılar ve soy kırımcılar,

Bu  düzmece yalanı ortaya atan  katillerdi.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ,

Ulusumuzun vazgeçilmez varlığıdır..

Ege Kıta sahanlığı  ve Avrupa Birliği konusu,

Ulusumuzun barışçı yollarla çözmeyi yeğlediği,

Ancak gerektiğindede,

Bu davaları için hiç tereddüt etmeden,

Savaşmayı kabül ettikleri temel konulardır.

 

Ulusal ve evrensel satıhlarda,

Dikkatle üzewrinde durduğumuz,

Hassasiyetle gözlemlediğimiz

Temel dava ve konulardan.

“Irak Türkmenleri davası,

Kerkük,Musul,Ortadoğu meselesi,,

Bosna-Hersek-Kosova,

Rumeli,Balkanlar,Nahcivan,

Bağımsız  ve Muhtar Türk Cumhuriyetleri   

Ve Akraba Türk Topluluklarının  Ulusal sorunları,

Afganistan,Pakistan ,Filistin,

 Ve diğer İslam Ülkelerinin  kanayan   yaraları,

Rusya,Çin,Japonya,Hindistan,

Kuzey ve Güney Kore deki gelişmeler,

İran,Suriye,Mezopotamya,

 ve Hazar Denizi Havzasında ki  petrol savaşları,

Ulusumuzun özenle üzerinde durduğu temel konulardır.

 

Amerika ve İngiltere’nin ;

Türkiye,komşu ülkeler ve AB’ne karşı duruşları,

Yunanistanın,

 Kıbrıs,Fır Hattı ve Ege Kıta sahanlığı ile ilgili  girişimleri,

Balkanlarda,Rumelinde,

Makedonyada,Yünanistanda,

Kuzey Irakda,Suriyede

Yugoslavya,Bulgaristan,

Norveç,Macar,Fillandiya,İranda,

Amerikada,Rusyada,

Çinde,Afganistanda,Pakistanda,

Mısırda,Fatsa,Tunusta,Cezayirde,

Ve diğer kıtalar coğrafyasında yer alan ve yaşayan Türklerle,

Avrupa Ülkelerinde ki Türklere ilişkin olarak,

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ;

 Dikkatli,kararlı ve hassas  adımlarla yürümesi,

Top yekün Ulusumuzun ve Dünya Türklüğünün,

Vaz geçilmez temel konularıdırlar.

.

Kafkasya,Ermenistan,Pkk,Kadek,Kongragel,

Irak Kürt oluşumları bağlamında olduğu gibi,

Yakın coğrafyamız içinde cereyan etmekte olan,

Ulusal ve evrensel boyutlarda ki konular ,

Ulusumuzu yakından ilgilendiren temel sorunlardır.

 

Bu konulara ilişkin olan tüm  çalışmaları,

Yakınen  takip etmek ,

Ulusumuzun vazgeçilmez hassasiyetleridir..

 

Bu kararlılık ve hassasiyetler,

Güçlü Türkiye Cumhuriyeti  Devletini ,

Daha da güçlü kılmaktadır.

 

Ülkemizin,Ulusal ve üniter yapısını bozmadan,

Globalizmin gelişim sürecini başarıyla  tamamlayacaktır.

Yeni Dünyaya  Ulusal  öz değerlerimizi  koruyacaktır.

Bu şekilde yükselecek ve yeni dünya ile   entegre olacaktır.

 

Gerekirse  kardeş coğrafyamızda,

Öze yönelik yeni alternatif entegrasyonlar kurulacaktır.

 

Atatürk Güneşi ebediyen  Batmayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti  ilelebet yaşayacaktır. 

Bu karmaşık politikalar ve provake-ihanet  yumaklarıyla,

Seksen yılda,

seksen bin yılın  acı-tatlı deneyim ve olaylarını yaşadık.

Üç Kıtaya sığmayan,büyük bir” Ulus “olduğumuzun bilinci’ ile,

Ulusal birlik ve berberlik ruhuyla,seksen günlük kadar gençleştik.

Gelecek bin yıllarda da,

İleri uygarlıkların zirvesine varmak için sözleştik.

Atatürk Güneşiyle,

Onlarca ,olumlu,olumsuz mevsimlerden,başarıyla geçtik biz.   

Ulusca, ATATÜRK GÜNEŞİ’YLE yaşayacağımıza ant içtik.

 

Yükselen Atatürkçülük bilinç ve kararlılığı ile,

Evrenselleşen ATATÜRK  Güneşi altında,                                                            

Gelecek  çağların ufkundan “yeni bir Güneş gibi” doğacağız.

 

Muasır  Ulus ve Devlet olmanın  onur ve gururunu,

Milletçe paylaşacağız.

Şanlı Bayrağımızı,

Burçlarda,kalelerde,gönderlerde,denizlerde,okyanuslarda                   

Gökyüzünün  en  derinliklerinde,

Gecelerde,Gündüzlerde,en karanlık zamanlarda

Her zaman ve her yerde,

Barış,huzur,hak ve hukukun teminatı olarak ;                                         

Dünya durdukça , gururla,onurla,kıvançla DALGALANDIRACAĞIZ.                                                                                                          

Ne mutlu“Atatürk Güneşiyle aydınlanıyorum  ve yaşıyorum” diyenlere!

Ne mutlu Türküm diyenlere!

 

 

                                                                29 Ekim 1998   İzmir-

                                                                 Sancakkale

 

 

 

KAHRAMAN TÜRK ORDUSU

 

Ey Kahraman Şanlı Ordu;

Büyük Ordu,Güçlü Ordu!

Yüce Türk  Ulusu seni,

Canından canlar katarak  kurdu.

 

Duşmanlardan sen kurtardın bu aziz yurdu.

Devlet ve Cumhuriyetimizi,

Kahraman ordularımız kurdu.

Ulusumuz varlığını,birliğini,egemenliğini,

Barışı, ulusal güvenliğimizi,hak ve özgürlüklerimizi,

Kahraman  ordumuz korudu.

 

Dün akıncılarımızla şahlanan ,Şanlı Ordularımız ,

üç Kıt’aya sığmıyordu.

Kahraman ordularımızın,destanlar yazan  kılıçları,

Asyada ,ortadoğuda,Avrupada şakırdadığında,

Güçlü  sesleri, tüm kıtalardan duyuluyordu.

Kahraman Türk orduları,

Dünya nizamını koruyor ve gündemi belirliyordu.

 

Bugün,çağlar,devirler ,koşullar değişse de,

Dün,senden yardım ve merhamet dileyen bazı cılızları,

Bugün  biraz  semizleşmiş olsalarda,

 Dünya barışı ve huzurunun  en güçlü güvencesi,

 Yine sensin!

 Gelecek çağ ve mileniyumlarda da yine “Sen olacaksın!”

 

 

Başlangıçtan günümüze değin,

Kıt’alar boyu ,destanlar yaratan,

Tarihler yazan şanlı Ordumuz;

Sen, bugüne değin  kurmuş olduğun,

onlarca büyük” Devlet ve İmparatorluklarla”

Eşsiz bir ordusun.

 

Yıkılan bir İmparatorluğun,savrulan küllerinden,

Modern “Demokratik laik Cumhuriyeti “ kuran tek ordusun.

Ezelden ebede devam etmekte olan süreçlerde,

Adaleti,hakkı,hukuku,özgürlüğümüzü,

Uygarlıkları,barış ve huzuru  daima sen korudun.

 

Kalyonları”karadan,” yürüterek ,denizlere,Haliçlere, indin!

Yeni Çağları açarak,eski çağları kapattın!

 

 Dünyanın en kahraman  ordusu  olarak tarihteki yerini aldın!

Dünya  orduları içerisinde”Peyganberler ocağı”ünvanını aldın.,

Zira Sen ,Uygarlıklar kurup,medeniyetleri  yaşatan tek Ordu’sun.

 

Üçüncü  bin yıllarda,küresel süreçlerde,

Dünde,bugünde,her zaman her yerde;

“Çelik kanatlı Kartallar’ın”,

”Demir pençeli yiğitlerin”,

“Kahraman Mehmetçiklerinle, 

“Tunç çehreli, Aslan  yürekli  yiğit Askerlerinle,”

Kudretli Birliklerinle,

Dünya Barışı’nın  en güvenilir  ve en güçlü” Ordusu” yine sensin.

 Her  zamanda  da sen olacaksın! 

 

 

Sen Türk Ulusunun  asil kanındansın..

Türk Ulusu’da senin öz varlığındanır.

 

Sen,ya şehit,ya Gazi,yada Muzaffer olmanın ,

onursal andını içen,inançlı en büyük ordusun.              

Göklerin en güzel süsü“Şanlı Türk  Bayrağını”,

Savaş meydanlarında  asil kanınla  YARATMIŞSIN.

Sen ,Vatan,millet,bağımsızlık,barış,hak ve Adalet adına ,

Savaş meydanlarında  akıttığı  asi  kanlarıyla,

Kendi Bayrağını  yaratan    tek Ordusun!

 

Ey Kahraman Şanlı Ordu,

Ulusumuzun maküs talihini yenen eşsiz   Mehmetçikler;

Tarihin  yarattığı ve yetiştirdiği en Kahraman Komutanlar,

Eşsiz Devlet  ve siyaset adamlarını yetiştiren Kutsal Ocak,

Evrensel Lider Mareşal Gazi Mustafa KEMAL  ATATÜRK,

Senin onursal bünyenden doğup yükselen  en büyük varlığımızdır.

 

 

Bu eşsiz vatanı,

Aziz Yurdumuzu,

O Yüce Komutanın kumandasında,

Düşmanlardan, SİZ kurtardınız.

Çağdaş,Demokrat Laik Cumhuriyeti kurdunuz.

 

 

Enkazlardan”Kuvayi Milliye  Ruhunu”

Parçlanmak ve yok edilmek istenen  toplumdan,

Büyük bir” ULUS” yarattınız.

Çağın gerisinde kalan,idare ve sistemleri  söküp attınız.                         

Modern,Çağdaş ,Demokratik Laik Cumhuriyetimizi,

Yüce Atamızın önderliğinde siz kurdunuz.

 

Sin Kahraman  Ulusumuzun  yenilmez gücü,

Aşılmaz Kalesisiniz.

Özgürlüğümüzün,bağımsızlığımızın,

Yarınlarımızın   güvencesi,

Barış,huzur,birlik ve beraberliğimizin;

Satvetli berkçisi   sizlersiniz!

Yüce Ulusumuz’un en kutsal varlığı,

 Yükselen,onursal  güçlü sesisiniz.  !

 

 

Çağdaş ve uygar ölçütlerle,

Din ve devlet , kendi alanlarında  yükselecekti.

Laik Demokratik Cumhuriyet,

Senin uyanık ve dikkatli nöbetinle hayat buldu.

Yüce Ulusumuz,Senin  varlığın ve kudretinle  bu  başarıyı sağladı.

Bu müstesna özellik ve başarılarınla,

Tüm inanç ordularını kendine  hayran bıraktın..

Bu özelliğinle de sen,

kıtalar coğrafyasında ,saygın,güçlü,eşsiz bir ordu oldun.                     

 

Sen varsan ben varım.

Biz varız.

Ulusumuz ve özgür Ülkemiz vardır.

Hak vardır,hukuk vardır,Adalet vardır.

Barış  vardır,huzur ve mutluluk vardır.

Sen varsan ,dünyada yerimiz, tarihte  şanımız  vardır.

Yarınlarımız,geleceğimiz,Söyleyecek sözümüz

Yeni dünya  koşullarında  yaşamaya hakkımız vardır.

 

Kahraman Türk Ordusu;

Kahraman  Komutanlarımız,

Emsalsız Askerler,

Eşsiz Mehmetçikler,

Yenilmez yiğitlerimiz,

Aziz şehitler,  ve Kahraman Gazilerimiz,

Tarihe silinmez,kazınamaz ,

 Güçlü mührünü vuran  Büyük Ordularımız, ,

En büyük” Devlet Adamları,”

Seçkin “Siyaset ve  Kültür  değerleri” hep senden yetişirler.

Aylar,yıldızlar,Güneşler,

 Daima senin  kutsal güçlü  bedeninden doğdular.

Uluslar ve tarih,

Salt senin gibi ordularla övünebilirler.

 

Vatanımız,Ulusumuz,Bayrağımız,Sancağımız,

Senin varlığınla  gururlu ve huzurludur.

 

 

Büyük Türk Ulusu,yeni çağlarda ki yerini, yine seninle alacaktır.

Sen  güçlü oldukça, Ülkem  ve Ulusum  sonsuza dek yaşayacaktır.

Şanlı Bayrağım,senin nöbet beklediğin gönderlerde dalgalanacaktır.

Yüce TÜRK Ulusu, ileri uygarlıkları,seninle yakalayacaktır.

 

Sen, Vatan ve Ulus’u ile bütünleşen tek Ordusun.

Sen, Devletler,Uygarlıklar  kuran,barışçı  eşsiz bir ordusun.

Sen, destanlar yaratan ve tarihler yazan,en Kahraman Ordusun.

Çünkü sen,kahramanlığın kadar,Uygar,inançlı,müstesna bir Ordusun.

 

 

Batmayan  Güneş,YÜCE ATATÜRK,

Senin içinden,senin Ocağından doğdu.

 

İleri Uygarlıklara giden  Güzergahlarda,

Her türlü karanlıkları Kahraman Türk Orduları boğdular.

 

Ey! Kahraman Şanlı Ordu;

Seninle ne kadar öğünsek azdır.

Yüce Türk  Ulusu,Ulusal varlığını,değer ve çıkarlarını,

Kahraman ordularıyla korumaktadır.

Dünya ulusları seni gıpta ile izlemektedir.

Demokratik,Laik ,Çağdaş  Türkiye Cumhuriyeti,                                                    

Yüce Türk Ulusunun“Kahraman Ordularıyla ,

Ebediyen“payidar kalacaktır!

Büyük Türk Ulusu,Şanlı Ordularına,

Her zaman,canlarından can katacaktır.

Tarihler,çağlar geçtikçe,

”Emsalsız Türk Orduları”dahada güç kazanacaktır.

Yüce Türk ulusu,

“Muasır uygarlıkların ufkundan  mutlaka şahlanacaktır.              

 Ve ati’nin yüksek Medeniyet ufkundan,

“Yeni doğan Bir Güneş gibi,yüce Atasını zirvelerden selamlayacaktır.

 

 

Şanlı Alsancak,

 “ Kahraman ordularımızın güçlü ellerinde “ yükselecektir.

Mukaddes Türk Bayrağı , Şanlı Al Sancağımız altında,  KahramanTürk Ordusu”Evrenin

en güçlü Ordusu “olarak kalacaktır.

Ne mutlu Kahraman Türk Ordusunun mensubu bulunan Askerlere!

Ne mutlu  böyle bir orduya sahip olan Büyük  Türk Ulusuna!

Ne mutlu Türküm diyenlere!                                                         

 

                                                                             30 Ağustos 1998

          

                                                                             İzmir

 

 

 

 

A R T V İ N    D E S T A N I

 

Ey! aşk  ve özlemleriyle,yüreğimi kor-kor yakan Kainat Güzeli;

Sen ,başındaki “KarbeyazI O’ eşsiz gizemli tacınla,”

Yalnızçam’ın, Kaçkar’ın, Karcal’ın, Kükürt ve Gül Dağları’nın,

Çadır Dağı, Balık Dağı  ve Alaca Dağlar’ın muhteşem coğrafyasında,

Şavşat’ın, Ardanuç’un,Yusufeli’nin, Borçka’nın, Hopa’nın,  Arhavi’nin ,

“Karadeniz ve Kafkasların “nadide kumaş ve motiflerinden oluşan,   

Müstesna giyisilerinle ,yurdum  güzelleri arasında rakipsiz ve teksin!

 

Karadeniz’ in mavi-yeşil tonlarından mamül  urbalarınla,   

“Deli Çoruh “ damgalı  altın kemerinle,

Işıl ışıl parlayan “ Deriner “ armalı   yeni gerdanlığınla,

Sahibi olduğun onlarca doğal ve  tarihi mücehveratlarınla,

Sen, güzelliklerine, güzellikler  katan   ender bir Güzelisin.

Yeni gerdanlığının  setini oluşturacak  diğer takılarınla,

Arhavi, Murgul ve bedeninde varolan  cevherlerinle’ ,

Yarınlarda ,Yurdumun en güzeli, yine sen olacaksın.

Ve güzeller arasından”Kainat güzeli “olarak yine sen seçileceksin.

 

Ey! varlığı ile” beni “yaşatan,

özlemleriyle “yüreğimi “yakan eşsiz  güzel yeşil “Artvinim”;

Senin;bu karizmatik yapına,                                                             

Eşsiz otantik güzelliklerine hasret ve hayranım.

Bu nedenle “Ozanlar,yazarla,şairler“de,

Benim gibi ,ezelden ebede, sana sevdalanmışlar.

” Edebi dünyamızda “senin için şiirler yazın, türküler yakan”ustadlar;

“Fahri, Firaki, Muhibbi, Bulani, Meraki, Yesari, Huzuri,

 Divani, Arifi, Serveri,Abdulmecit Tokdemir, Sıtki, Asferi,

 Kaynari, Pervani, Şirini,Yarımi,

Gülzaroğlu, Figani, Rıfai, Şerifi, Keşişfi, Dilari, Zuhuri,

Efkari,Mudami, Deryami, “ gibi tanınmış saygın ozanlar,

Burada adlarını dile getiremediğim  onlarca Şairler,

Yazarlarlar,tüm üstadlar ;kalemşörler,

Salt senin aşk ve sevdanla  yazmış ve yaşamışlar… 

 

Ardanuçlu”Ferhat ile Şirinde”böylesine bir aşk ve destanla,

Senin bağrında  efsaneleşmişler. 

 Dün,Tekin Erer,Galip Erdem,Babür Ardahan,Vezir Suner,

Ahmet Özdemir, Ali Rıza Çarmıklı,Muammer Yazar,

Nahit Doğan,Mahzar Budak,Adil Özder, Adil Yazar,Şinasi Toker,        

Kazım Öztürk,Yusuf Biber,Adnan Yılmaz Cengiz,, İlhan Avcı,

Nafiz Bilir,Ömer K. Doğan,Yılmaz Demir, Cemal Dursun Zülfi Livaneli,Şahver Karasüleymanoğlu,

Tüncer Özyer,Cengiz Zengin   Aydın Karasüleymanoğlu, EdipTansı,Selahattin Gültekin ,Alim Uygur,

Türker Gündüz, Tahsin Keskin,Mühittin Aliz,Teyfik Ataselim,

Kadir Halvaşi,Seracettin Yazan, Dr.Atilla Keskin,Dinçer Yıldız, Seyfettin Zengin,Serkan Güzel,

Hayri Öztürk,Av.Ahmet Şahin,

Ve“Şecaattin  ZENGİNOĞLU”gibi,yüreği senin sevginle çarpan,

Nice evlatların ve sevdalıların,

Kalbi senin aşk ve özleminle  tutuşan yazarlar ,Ozanlar,bürokratlar,Askerler,idarecilerler,

İlim ve Bilim adamı olan evlatların,

Senin için şiirler,şarkılar,besteler,Destanlar,dizeler,

Türküler,Romanlar,öyküler yazıp söylemektedirler.

Tüm evlatların,senin  özlem ve sıcaklığınla,

Ülkemize hizmet etmektedirler.

Salt senin evladın olmanın onur ve gururu ile yaşamaktadırlar.

 

Hasan Fehmi Paşa, Hüseyin Hüsnü Paşa, Rıza Paşa,

Hikmet paşa,Mehmet Emin Dinç, Osman Nuri Efendi,

Koman Paşa, Osman Bayraktar,

Yedi Mart zaferlerini kazanan onlarca kahraman  Atalarımız,

Yalnızca senin   varlığın ve özgürlüğün için  kılıç kuşanmışlar.

AZİZ ŞEHİTLERİMİZ , MUKADDES  KANLARINI VE CANLARINI

SENİN KUTSAL VARLIĞIN İÇİN  SEVE- SEVE VERMİŞLER!

 

Kahraman Gazilerimiz, Aziz bedenlerini , senin için  feda etmişler!

Fakat, senin bir çakıl taşını bile  hiç kimseye vermemişler!

İnançla, Sadakatla, kararlılıkla, namüsait koşullarda  dahi,,

Seni, canları pahasına korumuşlar.

Hepside; tarihin altın sayfalarını süsleyerek ebedileşmişler.

Abideleşmiş ve ölümsüzleşmişlerdir.

 

Binlerce,İlim,Bilim,Kültür,San’at,İş,Devlet ve Siyaset Adamları;

Us’lar,Okar’lar,Tüzün’ler,Sami Muşlar,Ali Zırh’lar,Bulca’lar,Behlül’ler,

Akyüz’ler,Noyan’lar,Kurtkan’lar,Erem’ler,Kansu’lar,Ali  Çoruh’lar,

Kazancıoğlu’lar,Giginler,Güney’ler,Sağlar’lar,Urallar,Bumin’ler,

Çeltikçi’ler,Önal’lar,Gümüşel’ler,Balta’lar,Ata’lar,Eminağaoğlu’lar,

,

Dr.Eyüp Doğan’lar ,Altunkaya’lar, Fehmi Alparslan’lar, Avcı’lar, Rona’lar,

Yıldız’lar,Budak’lar, Erdem’ler, Ekinci’ler, Hatınoğulu’lar, Ahmet Özdemir’ler, Dr.Ömer Özgün’ler

Nihat Gökyiğit’ler,Nurol Çarmıklı’lar,Çorbacıoğulu’lar  ve Günalp’lar,

Daima senin kimliğinle iş Dünyası ve siyasi yelpazede yer almışlardır.

 

Hiç şüphen olmasın ki;yeni nesillerde seni,

Aynı aşk ve sevda ile seveceklerdır.

Evlatların seni,ileri çağlara,sonsuzluğa dek  yaşatacaklardır.

Zira SEN ; YAŞLANDIKÇA  GÜZELLEŞEN,

GÜZELLEŞTİKÇE DE  GENÇLEŞEN, MUKADDES BİR VATANSIN.

Bilesin ki;Sana  uzanmaya yeltenen hain eller  anında  kırılacaktır!

Sana yan bakacak olan  kötü gözler, taaa … derinden oyulacaktır!

  

Ey sevdası yüreğime sığmayan  Aziz Vatan!

Muhterşem ve Mukaddes Yeşil Artvinim;

Zengin dil, tarihi ve kültürel varlıklarınla,

“Cami ile Kiliseyi” bir arada yaşatan “ İşhanınla,”

Demokratik, çağdaş, uygar hoşgörünle,

Ve bu  şahsına münhasır karizmatik yapınla,

Sen benim gözümde ve gönlümde, daha da güzelleşiyorsun.  Bu yönlerinle de Sen,

Yurdum güzellerinden,çok farklı bir güzelisin.

 

Seni öylesine derin bir  aşkla seviyorum ki Artvin’im,

Kalbime sığmıyor, yüreğimden taşıyorsun.

Her an, her yerde kalbimde, tüm benliğimde  yaşıyorsun.

Salt kalbimde, kafamda değilsin sen!

Damarlarımda ” cansuyum “olarak  dolaşıyorsun !

 

Sen bize; içinden DİYORSUN Kİ;

“madem  beni bu ölçeklerde seviyorsunuz!

Neden benden bu denli uzaklarda yaşıyorsunuz“?

Diye “sorabilirsin!”

Haklısın.

 Fakat sen, bir gerçeği “göremiyor ve bilmiyorsun”!

O’ da:her Artvin’linin  yüreğinde,

Aslına uygun”orijinlik  ve özellikte”,

“Birer  Artvin’i  yarattığımız ve inşa ettiğimiz “gerçeğini,

İnanıyorum  ki sen  bilmiyorsun.!

Seni, yüreklerimizde yarattığımız ve inşa ettiğimiz ,                                       

İşte bu “Müstesna Artvin’imizde” yaşıyor  ve  yaşatıyoruz.!

 

Sen , işte bu gerçekleri bilmeden bizlere kızıyorsun!

Çünkü ben,Variyant’tan  İzmir Körfezini izlerken ,

Efkartepesi’nden “Korzul’u” izler gibiyim.

Keza,Rengi şaraplaşmış İzmir Körfezini,” Deli Çoruh “diye seyrediyorum.

 

Körfezde  yer alan üst geçitleri,

” Horhorun  Köprüsü “olarak görüyorum.

Hatta ben, Variyant’dan Yamanlara doğru baktığımda,

Senin ”Salkımlıdan“ bana cilve yaparak”gülümsediğini” görüyorum.

“Sahradan, Bilbilandan, Tortumdan. Kafkasordan” el sallayışını izliyorum.

 

 

Sahilevlerinde; yüreğimde ki “ Şenköy’ü “özlemlerimle yaşıyorum.

Çatalkaya‘ya “ Kafkasör “ özlemiyle bakıyorum.

Mavi-yeşil Restaurant’a,

”Saklıca Kardeşler Lokantası”diye gidiyorum.

Sözün kısası, her yerde seni görüyor ve  seni yaşıyorum.

Temiz havanın, soğuk ve berrak sularının özlemini” Balçovada,”

Ayakkabılarımı  söken  çamurlarının unutulmaz anılarını ,

 Ve Kutsal bedeninde yer alan  neslim’in hasretini,

“Sancakkalede,

”yüreğimde  yarattığım “sanal  Artvin’imle “gideriyorum.

Nevar ki, zaten ben,Seni, her gittiğim yere taşıyorum.

Zira, ben nerde isem,” sen ordasın “.

 Sen nerde isen” ben” de oradayım.

Yalnız ben değil,

Tüm “Artvinli evlatların “yaşlı-genç hepimiz,

Özlemlerin en  içten,ve  en asil  “ motifleriyle” süslediğimiz ,                        

Ve yüreklerimizde yarattığımız seni,

Tüm varlığın ve beldelerinle yaşıyoruz.

Seni her attığımız yere  taşıyoruz.

 

“Papart’ı, Hatila’yı, Barhal’ı, Sarp’ı, Kemalpaşa’yı,

 Çifteköprü’yu,Deviskel’i, Mersevan’ı, Macahel’i,

 Maraditi, Manatba’yı, Göktaş ı, Maden i,

İrsa’yı, Melo’yu, Ersis’i, öğdem’i, Hod’u, Arsiyan’ı,

Cankelek’i, Cindağı’nı,Taşlıyayla’ yı,Şantobayı,

Yayla şenliklerini,pancarcıyı,yöresel düğünleri,

Şenköy’ü, Akdamla’yı, Ilıca’yı, Çoraklı’yı, Atalar’ı, Şalcı’yı,

 Saylıca’yı, Kayadib’ni,Cevizli’yi, Ciritdüzü’nü, Veliköy’ü,

Beleşeti, Yoncalı’yı, Pınarlı’yı, Koyunlu’yu,Mansuratı,

Meşeli’yi, Karaköy’u, Kocabey’i, Yavuzköy’ü, Satleli,

Düzenli’yi, Kireçli’yi,Kirazlı’yı, Uket’i,Beleşeti,Hılvet’i

Çamlıca’yı, Çayağzı’nı, Çiflikköyü’nü,Tepeköy’ü, Kurudere’yi,

 Küplüce’yi, Dutlu’yu, Eskikale’yi, Erikli’yi, Meydancık’ı, Oba’yı,

 Elmalı’yı, Armutlu’yu, Şartul köprüsu’nu, Carat’ı Çiftehan’ları,Hanlı’yı,

Söğütlü’yu,Kılıçkaya’yı,Eskikaleyi, Gördabağları’nı,Üçpınarlar’ı,

Cehennemderesi’ni,Siryayı,Sürevani,

Karagölü, kaplıcaları, coşkun akan dereleri ,

Yüreğimizdeki” Artvine”  tüm otantik değerleriyle taşıdık.

 

Burada adlarını arz edemediğim Ardanuç,Arhavi,

Yusufeli,Borçka ve Hopa’nın  tüm  köylerini,

Yer ve değerlerini de taşıdık.,

 

Sen,yalnızca” seni çevreleyen dağların“

Gizemli coğrafyasında“değilsin artık.

Sen“yüreklerimizin derinliklerinde yarattığımız,

 En kutsal nadide coğrafyalarda” yaşayacaksın.

Bu coğrafya’nın haritaları, “yalnızca yüreklerimize çizilmiştir”

Çizdiğimiz bu haritalar,

Başka hiçbir kağıt veya  ölçüye sığmayacak  boyut ve niteliktedir.

 

 

“Leziz sebze ve meyvelerini, yöresel nefis yemeklerini ,

Özel çayını,Alabalıklarını, hamsi ve  odun kebaplarınla,

Hamur tatlılarını,Peynir eritmeni,Kaymağını, Kuymağını,

Kavurmalı  pidelerini,yağlı pidelerini,yöresel çorbalarını ,

Furucunu,pestilini,pekmezini,zeytinini,elmanı,armudunu,

Cevizini,üzümünü ,Hurmanı,Ayvanı,Narını,

Yüreklerimizde  yarattığımız “Yeşil  Artvin’imize” taşıdık.

 

Kafksor’da güreşen boğaların  böğürtülerini,

Çoruh’ta rafting yapanların çığlıklarını,

Tarla ve çayırlarda çalışan çiftçilerin  tırpan seslerini,

Bağ ve bahçelerden gelen çapa seslerini,

Köy yollarında gıcırdayan kağnıların  düşündürücü nağmelerini,

Okullarda koşturan , cıvıl-cıvıl  çocukların seslerini,

Fabrikalarda  çalışan işçilerin sızan alınterlerini,

Dar yollarda akrobasi yapan şöförlerin çilesini,

Çoruh nehrinde  yol alan, tomrukların çarpışmalarını,

Velhasılı, kuzuların, kuşların  seslerini ,

Artvin’i,Artvinli’yi, kendisine özgü o’ otantik şivesiyle,

Atabarı’nı, delihoron’u oynayanların naralarını,

Hatta,ermeydanlarında kapışan Artvinli pehlivanların” peşrevlerini,”

Halk meclislerinde atışan “Ozanlarımızın” sazları ve sözlerini,  

Yüreğimiz’deki”  Mukaddes ve muhteşem Artvin’imize” taşıdık.

Yeşil Artvinimizin,tüm  varlık, değer ve güzelliklerini ,

İşte  bu yöntemlerle yaşıyor ve yaşatıyoruz.

 

Ege’nin en nadide beldesi” Güzel İzmir”’de,

“Yüreklerinde Yeşil Artvini yaşatan  senin evlatların ,

Kalplerini,en güzel çiçeklerini,

Tüm özlemlerini , her gün sana sunmaktaldırlar.

Bak” İstanbul’a, İzmit’e, Sakarya’ya, Bursa’ya,

 Ankara ya Aydın’a,Amasyaya,

Tokat a, Samsun’a, Ordu’ya, Antalya’ya,

Adana’ya, Muğla’ya, Konya’ya”bak !

“Doksanüç harbinin” ve  acımasız hayat şartlarının ,

 Senin sıcak kucağından  kopardığı ” yavruların’ın”

Bugün sana sundukları “ yüreklerine”  iyice bir bak!

Yüreklerimizin içini senin özlemlerinle,

Senin sevginle doldurduğumuzu  göreceksin.

Ozaman  sende için-için ağlamanın ne olduğunu göreceksin.

Sana  sunduğumuz“gönül bahçemizin  çiçeklerini” lütfen kabul et .   

“Artvinli’lik ruh ve heyecanın“yeniden şahlanması için,

  ”sana”muhtacız!

 

Heyecanımdan, sana;

“çok güzelsin,her şeyden daha değerlisin” bile diyemedim.

Tüm dünyaya, seni canımdan çok sevdiğimi haykırsam bile ;

Senin  özlem ve sevginle yüklü  yüreğimin aşk ateşinin boyutlarını,

Ruhumda  derinleşen sevginin hacmini sana ifade etmekten acizim .

Zira seni, anlatılmaz kutsal bir tutkuyla  seviyorum.

 

Sendeki muhteşem” dokuyu ve gizemli kokuyu “hiçbir yerde  bulamadım.

 

“Soyum, sopum, güldüğüm ve ağladığım  günlerim,

Lakaplarıyla andığım ve çok sevdiğim arkadaşlarım,

Misafirperver, cefakar ve vefakar, şen, şakrak hemşehrilerim, 

Kağnıyı devirdiğim yollar, koyunları kurda kaptırdığım ormanlar,

Atımı uçurduğum geçitler, toplarken düştüğüm meyve ağaçları,

Tertemiz duygularla koşuşturduğum  mahalle ve köyler,

Okuma-yazma öğrendiğim okullar,

Ufkumu açan eli öpülesi öğretmenlerim,

Kunpasla haber yazdığım matbaalar,

Şiirler,yazılar yazdığım yerel gazeteler,

Veresiye yemek yediğim lokantalar,

Alış-veriş yaptığım dükkanlar,

Farklı mevsimleri bir arada yaşatan iklimler”,

Yalnız sende var, sende yaşamaktadırlar.

Seni, işte böylesine kutsal ,  özlem  ve tutkularla seviyorum.

Özetle, seni yaşadığım her yere taşıyor, yaşıyor ve yaşatıyorum.

 

Şimdiye değin, seni, taşıdığın değerleri,

Sevgi ve sevdamın  boyutlarını,

Senin,hayatiyetimizdeki yerini,

önemini dile getirip ”halımızı” arzettim.

Şimdide, biraz  eğlenmek istiyorum.                                                                            

Zira bugün bizim kurtuluş bayramımız.

Kazma ve kürekle,iman gücüyle,

Senin aşk ve sevdanla zafer kazandığımız  şanlı yedi Mart.

 

“Deli horon, düz horon, Atabarı” coşkusu ile”                                                                

Yedi Mart zaferlerini” bir başka heyecanla  kutlamak istiyorum  bu yıl .

 

Hadi Artık” Çal Zurnayı “  Sofu Usta!

“Sarıçiçeği”Deli Horonu  çal!

Vur Davul’a Osman Usta! Vur!

Sihirli nağmelerinle ağlat Neyi Cabbar Usta,

“Şişir Tulumu” Nurettin Usta!

Sende”düz horonu “çal!

“Konuştur Kemençeyi” Hızır Usta!

Sende  “Atabarını ”çal!

“Vur Davula”Osman Usta! Daha ne duruyorsun?

Vur ki ”yürekler” hoplasın!

Herkes  “Atabarı’nı” oynasın.

Sende” Üfle Neyi” Cabbar Usta!

”Gençler Şeyh Şamil”i oynasın!

“Çek Barbaşını”  Baydar Osman!

Haydi herkes barbaşına!

Oynayın  Artvinli Hemşehrilerim!

Şavşat‘lım, Ardanuç’lum,

Yusufeli’lim, Borçka’lım,

Hopa’lım,Arhavi’lim,

 Hep birlikte   coşku ile oynayın…

Foto İlhan Abi Bas deklanşöre,

Haydi Seyfettin,

Metin Abi,Remzi Abi,

Tonyalı Kardeşler,

Çıkın meydana,

Sarı Çiçeği,Deli Horonu,Düz Horonu,

Atabarını oynayalım.

Ben bugün Laziskayı da oynayacağım.

Hadi vur davula Osman Usta….

 

Bugün, Bizim” Destanlar Yaratıp, Tarihler Yazdığımız,”

Yedi Mart Kurtuluş  Bayramımızın “Onursal Günüdür” .

“Hepimize Kutlu Olsun”.

Bu tarihi Günün Gururunu hep birlikte Paylaşırken,

“Ne Artvini, Ne Artvinliyi,”

Nede bu Zaferleri Kazanan, “Kahraman  Atalarımız‘ı”

Ve yüreklerimizdeki“Artvin’i,

Artvinli’liği” unutmayalım!                                                                                    

Yükselen Ulusal ortak değer ve paydalarımızı,

 “Yaşatalım,yaşattıralım”.

Bu değerleri dahada geliştirelim .               

Onları,”Yeni Nesillere” taşıyalım.

 

“Mareşal Gazi Mustafa Kemal  Atatürk’ü ,                                             

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’ı,                                                                        

Doğu Anadolu Fatihi  Kahraman  General  Kazım Karabekir’i,

Adları bilinen ve bilinmeyen Aziz Şehitlerimizi,

 Kahraman Gazilerimizi ve Yüce Atalarımızı”,

MİNNETLE, ŞÜKRANLA, İNANÇ VE SADAKATLA ANALIM!

ONLARIN AZİZ RUH VE EMANETLERİNİ “İLELEBED “YAŞATALIM!

El ele,gönül gönüle , MUTLU VE SAĞLIKLI OLARAK yaşayalım.

.

“Dedemiz Türk Beyden bugüne değin uzanan  süreçlerde,

 BU SÜREÇLERDEN,İLERİ ÇAĞLARA UZANAN  GELECEKLERDE,

“ATATÜRKÇÜLÜK ÜLKÜSÜNÜN ORTAK PAYDASINDA,                         

 ” BÜTÜNLEŞMİŞ, ULUS VE ÜLKE OLARAK,

“AVRASYA’NIN, KAFKASYA’NIN ve ÖNASYA’NIN müşfik kollarında ,             

Nam-ı diğer AZİZ ANADOLU’NUN, “MUKADDES KUCAĞINDA”,

İLERİ UYRARLIKLAR’IN ZİRVESİNDE Kİ” SEÇKİN YERİMİZ’İ”ALALIM.

“AZİZ ATALARIMIZI, YÜCE MİLLETİMİZİ” BU ZİRVEDEN SELEMLIYALIM.

Ve gelecek yedi  Mart zaferlerini daha da büyük coşkularla kutlayalım.

Ne mutlu Yedi Mart Zaferlerinin sahibi olan Kahraman  Artvinlilere.

Ne mutlu Artvin ve Artvinlilere hizmet edebilenlere.

NE MUTLU ARTVİNLİYİM DİYEBİLENLERE!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENLERE!                

                                                                        7 Mart 2003 İzmir

 

İthaf: Bu şiirimi; A RTVİNLİLER  Platformu’nun  şahsında  Artvinimiz’e ve tüm Artvinli hemşerilerimize, 

 emeği geçmiş bulunan tüm Devlet,Siyaset ve İş adamlarımıza,Ülke ekonomisine, kalkınma mücadelemize,

Kültür ve san’at hayatımıza, eğitim, sağlık ve Ulusal Savunma Sanayimize, Atatürk Milliyetçiliği Ülküsünün akılcı,

 bilimsel,çağdaş Fikriyat ve aksiyonu noktasın- da  bütünleşmek suretiyle,Ülkemize,ulusumuza, Avrasya

coğrafyasında yer alan ve yaşayan kardeş ve Akraba Türk topluluklarına,Yüce Milletimizin  ileri uygarlıklara

ulaşma İdeal ve çalışmalarına hizmet etmiş ve edecek olan, faydalı olmuş ve olacak  olan  tüm şahsiyetlere ve

başta”Ulu Önder Yüce ATATÜRK,Doğu Anadolu Fatihi General Kazım Karabekir Paşa” olmak üzere,canları,

kanları, mübarek bedenleri pahasına zaferler kazanarak,

Artvinimizi, il ve ilçeleriyle bize hediye eden aziz Şehitlerimize, kahra-

man Gazilerimiz ve Necip Atalarımıza,tüm akrabalarıma,sınıf arkadaşlarıma,bende emeği olan tüm Artvinli

Hemşehrilerime, kardeşlerim ve yeğenlerime,torunlarıma ithaf ediyorum.

 

                                                         Şecaattin  ZENGİNOĞLU

                       

 

     ANA TÜRK

 

Anaların en büyüğü,Anatürk’ler dir.

Onlar’ın  çocukları ”Yüce Türkler’dir”

Anatürk’den doğupta ,”fazilet’e”erenler,

Birer eşsiz ”Güneş “ olan Atatürklerdir.

 

Her karanlığı boğacak  ışıklar,acak Anatürklerden doğarlar.

Doğ Anatürk’den kardeşim,çoğaldıkça çoğal!

Kalmasın Kainatta,Türksüz,Anatürksüz en ufak bir nokta!

“Medeniyet “denilen  onursal olgu,işte o’zaman doğar.

 

Türklüğün “mayası”ancak,”Babatürk ve Anatürk’den” hasıl olur.

Anatürkden doğanlar ,yarın;ya muzaffer,yada “Atatürk” olur.

Anatürk olmak,en büyük onurdur,şereftir Kardeşlerim!

Bu gerçeği Anatürk olmak isteyen her kadın bilmelidir.

 

Gönderlerimizde dalgalanan şanlı Bayrağımızdan,

Kavmimiz,soyumuz,sopumuz,oymağımızdan,

Burçlardan,Kalelerden,duman tüten her ocağımızdan,

Başımızdan,yüreğimizden,

Anıt-anıt yükselen eşsiz değerlerimiz,

Muazzez Anatürkler’dir.

 

Ülke ve Ulusumuzun onursal timsali,

Şanlı Bayrağımızın gönderleri,

Nöbetlerimizi bekleyen “tunç çehreli Kahramanlarımız”

Neslimizin devamlılığını sağlayan  o’sihirli güçler,   

  Destanlaşan zaferlerinşanlı  abidesi,

 Kahraman şanlı Türk  Silahlı Kuvvetleri,

Anatürklerden doğan  eşsiz Mehmetciklerdir.

 

Sen ne büyüksün   Anam benim,Anatürk’üm!

Senin  eserindir,başımızda ki o“eşsiz Güneş Yüce Atatürk’üm.

Seni ve ahvadını korumaktır benim  temel  ülküm.

Ne mutlu bana ki,senden doğmuşum.

Şeref sözü sana  muazzez Anam,

Yarın bende  ya Şehit,ya Gaziyim,

Ya Muzaffer,da da  Mareşal Gazi Mustafa Kemal’im.

 

Bugün,Anneler günü,dünyanın en mutlu,en onursal günüdür.

Anaları,Muazzez Anatürkleri,

Yılda bir kez değil, her gün  anmak ve yaşatmak ,

En kutsal görevlerimizdendir.

Bu gün, günlerin en seçkini,en saygın günlerinden bir gündür.

” ANNELER GÜNܔKutlu olsun hepinize.

Tüm ANNELERE ,ANATÜRKLER’e Kutlu olsun!

Ne mutlu ANATÜRKÜM DİYEBİLENLERE!

Ne mutlu Anatürklerden doğanlara!

Ne mutlu Türküm diyenlere!

 

                                                           ANNELER GÜNÜ- 1975                 

                                                           ANKARA

                                                                                                             

23 NİSAN

 

23 Nisan’da doğan” Ulusal Egemenlik Güneşiyle” ısındı yurdumuz.

Ulusal  Eğemenliğimizi , öz benliğimizi yeniden kazandı halkımız.

Bu onursal güne ulaşabilmek için ulusca  nice savaşlar verdik biz.

23 Nisan 1920 de Ulusal Egemenlik Bayramı en onursal hakkımız.

 

23 Nisan,”Ulusal  hür irademizin” Ulusumuza teslim etmenin adıdır.

Hakimiyetin, kayıtsız,koşulsuz,Ulusumuzun olduğunun  beratıdır.

Laik- Hür Demokratik  Cumhuriyet’in temel dayanağı ve güvencesidir.  

23 Nisan,Feodalitenin,Hanedanlık,Saltanat idarelerinin,

Ve kula-kul olma rejminin  son bulduğu,

Cehalet ,çağ dışı yaşamın mezara gömüldüğü  tarihi  günün adıdır.

 

Başımızda  artık “BATMAYAN ATATÜRK GÜNEŞİ”  var.

Ufkumuzda,Millet İradesi ve Demokrasinin onursal ışıkları parlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasıyla yıkıldı padişahlıklar.

Çünkü  artık,kendi elimizde olan,kendi Milli Egemenliğimiz var.

 

Bundan böyle,Hepimiz,23 Nisanlarda yeniden doğacağız.

Sarı saçlı,mavi gözlü,çatık kaşlı olacağız.

Hepimiz  büyüyünce birer Mustafa Kemal olacağız.

Şanlı Bayrağımızı  dünya durdukça,gururla dalgalandıracağız.

 

23 Nisan   Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı  dünyada tektir.

Türk Çocukları  Ulu Önder Yüce Atatürkün izinden gidecektir.

Bugünün çocukları,yarının büyükleri  olacaktır.

23 Nisan Çocuk Bayramının  ortak paydasında ,

Yarınların coşkulu dostluk ufuklarında buluşacak dünya çocukları,

Yarınlarda,ülke yönetimlerinde ve iş hayatlarında,

En sıcak dostluklarla  kucaklaşacaklardır.

 

23 Nisan ULUSAL  Egemenlik ve Çocuk Bayramını,                        

Çocuklara armağan eden Ulu Önder Yüce Atatürk’e borçluyuz.

Yarınlar adına,Ulusal Egemenlik haklarını koruyup geliştirmeliyiz.

Barış ve huzur içinde,

İleri uygarlıklar adına,dünya uluslarıyla yarışmalıyız.

23 NİSAN  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını ,

Tüm   dünya  çocuklarıyla,coşku  içinde kutlamalıyız.

Bu duygularla Bayramınızı kutluyorum.

 

Yaşasın Evrensel barış ve kardeşlik.                                                    

Yaşasın  Atatürkçülük,

Yaşasın cumhuriyet.

Yaşasın 23 Nisan.

Yaşasın Kahraman Türk Orduları.

Yaşasın Ulusumuz,

Yaşasın Türk Gençliği

Yaşasın Türk ve Dünya Çocukları ,,,

Yaşasın dostluk ve kardeşlik bağları.

Yaşasın  mutlu ve kutlu yarınlar.

Yaşasın eşsiz Kahraman Yüce Atatürk.                                           

Ne mutlu TÜRKÜM   DİYENE!

 

                                                                               23 nisan ı963-Artvin

 

 

 

ATATÜRK GÜNEŞİ’NİN  DOĞUŞ  DESTANI

 

Muazzam  gövdesiyle,üç Kıta’ya sığmayan  Ulu Devlet,

Nam-ı diğer,” Osmanlı İmparatorluğu,

Onlarca yüz yılların  biriken sorunları sonucunda,

Beden ve organlarında   yer alan  habis virüslerin ,

Uygun iklimler nedeniyle,

Tüm bedene  sinsice yayılmasıyla ,

Onlarca bin yıllık derin maziden gelen ,

Altı asırlık  BüyükTürk İmparatorluğu,

Gün geçtikçe  ilerliyen  iç ve dış  hastalıkları karşısında  eriyordu.

 

İmparatorluk,bozulan sağlığı nedeniyle, hergün  için-için  zayifliyordu.

Azametini, hakimiyetini güven ve gücünü  sürekli kayıp ediyordu.

 

Türk Bey’den Oğuz Kağan’a,

Oğuz Kağandan Gündüz Alp’e,

Gündüz Alpten Osman Gazi’ye,

Orhan Gazi’den Fatih Sultan Mehmed’e

 Yavuz Sultan Selim’den Kanuni Sultan Suleyman’a ,

Abdulhamid’den“Padişah Vahideddin Beş Mehmet’e ”değin ,

 Göklerimizin tek hakimi Koca Kartallar

“Şahinler,Sungurlar,Doğanlar,Çakırlar,”

Artık Ulusal ve evrensel ufkumuzda  özgürce uçamıyorlardı.

Zira,düşman avcıları ve yabancı kuşlar kuşatılmıştı afakımızı.

Kainatın en büyük Dev’i Osmanlı İmparatorluğunun,

 Tüm ufkunu saran karabulutlar,

Tüm Kıtalar coğrafyasıda,

Binlerce yıldan bu yana özgürce uçan,Oğuz Kartallarının,

Göklerin  kudretli  hakimi  Şahinlerin, Doğanların,

Çakırların,Sungur Kuşlarının ufuk hatlarını kapatmıştı.

Oğuz soyunun  azametli yırtıcı kuşları,

Göklerimizde  artık,rahatça uçamıyorlardı.

 

Zira,Karabulutlar,bir plan dahilinde kümelenmişlerdi tüm gök yüzüne.

Osmanlının tüm Ufuk hatları bir entegrasyonla kapatılmıştı.

 Oğuz Kartallarına karşın,tüm avcılar,haçlılar birleşmişti.

 Kainat’ın en büyük,en güçlü,en muhteşem  Devleti,

 Azametli Osmanlı İmparatorluğu,

Düşman avcılarını ve yabancı kuşları,

 Ufuk  hattından  ve kutsal topraklarından kovamıyordu artık.

 

Mevsimler,iklimler  bile değişmeye başlamıştı ülke genelinde..

Yağmurlar  bile rastgele yağıyor,

Topraklar’a fayda yerine, zarar veriyordu.

Canım Topraklar,

Her gün biryerlerden kayıyor ve  kayıp ediliyordu.      

Barajlar taşıyor,köprüler yıkılıyordu.

Nerdeyse rahatça yürünebilecek bir yol bile  kalmamıştı ülkede.

 

Bu düzensiz iklimden,afet ve fırtınalardan,

Ülke, günden güne sarsılıyordu.

Ahali,çaresizlik içerisinde kara-kara düşünüyordu.

 

Halk, bu olumsuzluklardan kurtulmanın  yollarını arıyordu..

Ülke ve Ulus,

Bozulan   iklimini ,

Sağlıklı olarak yeniden düzenleyecek,

 Güçlü ve güvenilir bir Güneş’i  bekliyordu.

Kendi atmosferinde böylesi bir Güneşin varlığını düşünen halk,

Bu umutlar etrafında kendi birlikteliklerini organize  ediyorlardı.

 

 

Yanacak bir meşale,parlayacak bir kıvılcım,

Yükselecek bir sıcaklık,

Halkla bütünleşecek,

Derhal korlaşacak,

Suratle yükselecek ve Güneşlecekti.

 

Çünkü;

 Büyük Türk Ulusu, var olmak ve yaşamak için buna mecburdu.

 

Büyük Türk Ulus’u  bir “mucize’nin” gerçekleşmesini  bekliyordu.

Zira, ortak  tek  bir düşünce  oluşmuştu:

”ya var olmak ve yaşamak,”

Ya da;”ölmek,tarihin sayfalarından silinip gitmekti!”

 

Ulusca verilen karar”Ya ölüm,ya İstiklal”dı!

 

Büyük Türk Ulus’u,bu olumsuzluklarla savaşırken ,

Tarih1919’ gösteriyordu.

Japon Denizinden,Alman Ormanlarına kadar,

Çin Seddi’nden Adriyatik denizi’ne değin,

En büyük coğrafyalarda,

Binlerce yıllardan bu yana, özgürce kanat açan  Türk Kartalları,

Üç Kıta’ya sığamayan O’ muazzam Dev Beden,

Maalesef  artık yerinden kalkamıyordu.

 

Osmanlı  İmparatorluğu”günden güne “ümitsizliğe doğru  gidiyordu.

Binlerce yıldır,göklerin hakimi Türk Kartalları’nın kanatları  kırılmıştı.

Bu olumsuzluklar,doğa ve evrenin  jeopolitik dengelerini bozmuştu. 

Zira,ülkeyi saran karabulutlar;

”bir ölüm mangası”gibi mevzilenmişti   İmparatorluk ufuklarında.

 

Türk İnsanı’nın  Padişahlığa güveni kalmamıştı.

Zira,Padişahlık idaresi acz içine düşmüş,şaşmış,şaşa kalmıştı.

Gelişmeler,gaflet ve dalaletin hudutlarını aşmış,

Hiyanete dönüşmüştü.

 

Devlet gemisi’nin kaptanlığı’na,

”bir Ajan mı oturdu?”şüphesi yayılmışti halk arasında.

Ülke ve Ulus’un kurtuluşu gerçekten bir mücize’ye kalmıştı.

Halk Kuvayi Milliye Ruhunu tesis etmişti.

Anadolu ve Rumeli halkı,

Müdafaai Hukuk  bilinci ve ülküsü ile örgütleniyordu.

 

Şaşkınlık ve acz içinde olan Padişahlık Sadareti,

Nam-ı diğer Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı,

 “sltanatını devam ettirmekten başka hiç bir şeyi düşünmiyorlardı.

Devletin en önemli  üst yönetim makamları,                                             

Artık, başka Devletlerin etkisi altında çalışıyorlardı.

 

Ne acıdır ki,Osmanlı Devlet  adamları ,

Emirleri,daha önceleri kendisinin önünde diz çökenlerden alıyorlardı.

Düştükleri esaretten kurtulmak için ,

Osmanlı İmparatorlarından yardım ve merhamet dileyenler,

Osmanlı İmparatorluğu tebaasını  esir alma konumuna gelmişlerdi

 Osmanlı Padişahlarından  merhamet ve yardım dileyen  Ülkelerin,

 Geçmişi unutan nankör Ulusları tarafından kurulan birlikteliklerle,

Meydana getirmiş oldukları “İtilaf Devletleri çeteleri,

 Ne hazindir ki  İstanbulu işgal etmiş,

Oysa ki,Alman Ordularının esir aldığı Fransız  Kralını,

Annesinin talebi üzerine Kanuni Sultan Suleyman Kurtarmıştı.

 

Padişahlık Sadareti,emirleri

” Komiser “ ünvanlı itilaf Devletleri  temsilcilerinden alıyorlardı.                              

Sadaret ve onun dalkavuğunu yapan  meczuplar ,

 Acz içinde  kalan şaşkınlar,

 Hainler, yada çaresizler  topluluğu,                                                                                                                       

Kıtalar coğrafyasında  yer alan ve  yaşayan onlarca Türk’ü,

 Osmanlı İmparatorluğu tebasında  ki milyonlarca  insanı,

Büyük Türk Ulusunun acı ses ve feryatlarını  hiç duymuyorlardı.

 

Oysa ki,iç ve dış düşmanlar,

Osmanlı idaresine istediklerini rahatça  yaptırıyorlardı.

Halk itilaf,ittifak devletleri senaryolarıyla oyalanıyor ve aldatılıyordu.

Çünkü;”Sevr ve Mondros Mütarekesi”adlı meşum  antlaşmalarla”                            

Türk Ulusu’nun”ipleri çekilmiş, eli-kolu bağlanmıştı.

 

 

Tehlike içerisine girmişti Ulusal Egemenlik!                                                                          

Vatan ve Millet bütünlüğü zedelenmişti!

Ülkede ,Mozaikler yer-yer,sökülmeye,dökülmeye başlamıştı!

Parçalanmak,paylaşılmak üzereydi mukaddes Vatan!                             

Yabancı güçlerin egemenliğine geçmeye başlamıştı Ulusal  değerler!

Ülkemizde,yabancı Bayraklar  gönderlerimize çekiliyordu yer,yer!

Böylesine kahredici  gelişmelere,

Türk Ulusu nasıl tahammül edebilirdi ki?!

 

Düşünen kafalar bile düşünemez olmuştu.!

Istırap içinde yaşayan halk ,

Artık” maküs” talihine  küsmüştü.

Cehalet ve taassubun kara perdeleri,

Bazı  halk kesiminin afaklarını kaplamıştı.           

Onlar,maalesef  acı ve açık  gerçekleri  göremiyorlardı.

 Gaflet ve dalalet içinde olanlar,

Hala “Padişahım sen çok yaşa” temposunu  tutuyorlardı!

Ne acıdır ki,bu gafiller,

Bilerek veya bilmeyerek şer güçlere hizmet ediyorlardı.

 

Çaresizlikler,olanaksızlıklar,cehalet,ihanet çeteleri,

Ülkede  tüm dengeleri bozmuştu!

Asırlarca Türk Milleti ile yaşayıp,ekmeğimizi yiyenler,

Artık düşmanla bir olmuşlardı.

 

İhanetler,içten içe  yoğunlaşmaya başlamıştı.

Halkın cahilliğinden yararlanan dış düşmanlar,                                                                       

Yurttaşlarımıza ,etnik ve dinsel ayrılık fikirlerini aşılıyorlardı.

 

“Yurttaş,vatandaş,dost ve kardeş” diye bilip,bağrımıza bastıklarımız;                                 

Ülkemizde,iç ve dış düşmanlarla bir olmuşlardı.

Bu birlikteliklerle,hiç acımadan bizi, alçakça hançerliyorlardı!.

Kimin dost,kimin düşman olduğu belli değildi!

Halkımız,

Büyük  Türk Ulusu,hıçkıra,hıçkıra ağlıyordu.

Matem içindeydi Vatan!                                                                                             

Her şey  kapkaranlıktı.                                                                                                                          

Ümitle bekleyiş ve Kuvayi Milliye Hareketiyle,

Müdafaai Hukukun  çatısı altında  bütünleşmekten başka çare yoktu.

 

Sanki Aziz şehitler ve Kahraman Gaziler,                                                                           

Yattıkları yerden ,sıçrayıp kalkmak istiyorlardı!

 

Buna karşın,Meclis-i Mebusan’Vezir’i,yükelası,

Bir sürü Allah’ın belası,

İşgalcı ve bölücü dış güçlerin isteklerini ,bir-bir yapıyorlardı.

Halk; artık isyan etme aşamasına gelmişti .                                                                                      

Zira, tüm sabırlar,tahammüller sınırlarını aşmıştı.

 

Nasıl işgal  edilebilirdi bu Aziz Vatan!?

Nasıl “esaret  zincirine”  muhatab olabilirdi bu Yüce Ulus!?

Elbette ki işgal edilemez ve paylaşılamazdı bu kutsal Vatan!

Esaret zincirine vurulamazdı bu Yüce Ulus!

Peşkeş çekilemezdi iç ve dış düşmanlara,

Ulusal değer ve varlıklarımız  yağmalanamazdı!

Koparılıp alınamazdı çiçeklerimiz dallarından!

Sökülüp atılamazdı fidanlarımız,

Mukaddes topraklarımızdan.

Gönderlerden indirilemezdi Şanlı  Türk Bayrağı!

Susturulamazdı” gökkubbemizden” Ezan-ı Muhammet!

Ülke ve Ulus,Yorgundu,bitkindi,çaresizdi.

 Fakat,ümitsiz değildi.!

Türk Ulusu,sinesinde saklı olan değerlerin varlığını biliyordu.

 Tanrıdan ve Tanyerinden,

Bu kutlu  “Güneşin” doğacağı günün müjdesini   bekliyordu.

 

Bir Güneş bekliyordu  Türk Ulusu umut yüklü ufuklardan,

Tüm yurdu, Ulusumuzu ısıtacak kadar güçlü bir Güneşi bekliyordu.

Halka  yeni bir ruh verecek kadar gizemli bir Güneş bekliyordu.                                                  

Halkı yeniden yaratacak kadar kudretli bir Güneş olmalıydı bu .

 

Tüm mikrop ve virüsleri yok edecek kadar  etkin bir Güneş olmalıydı!

Bir Güneş bekleniyorduk tüm Anadolu Halkı…,

 Bayrağımızı gönderlere çekecek kadar  kahraman bir Güneş!

Bir Kahraman bekliyordu Ulusumuz;

Gönderlerimize “ Bayrak” diye çekilen yabancı   paçavraları indirecek;

V eyerine şanlı Bayrağımızı yeniden çekecek  kadar  güçlü bir Güneş!

 

Gözler,ümitler,”Zübeyde Analar’a,Anatürk’lere çevrilmişti.

Dikkatler,Ali Rıza Bey’lere  çevrilmişti .

Yüce Türk Ulusunun gözleri ,

En büyük  Ulusal varlığı  olan“Şanlı Harbiye’nin” üstünde parlıyordu.

Zira Ulusumuz,oradan  nice yıldızların doğup yükseleceğini biliyordu.

Halkımız,Kahraman Ordularımızdan  doğacak bir ışığı,

Şahlanacak ve yükselecek bir yıldızı,

veya doğacak  kudretli bir Güneşi bekliyordu.

 

Çünkü ,Türk Halkı,

Kendi bünyesinde böyle bir cevherin varlığını  ezelden biliyordu.

Fatihin yaşında ki Mehmetler,Mustafalar Kemaller,

Nenehatunlar,Satı Kadınlar,Şerife Bacılar,Kara Fatmalar,

Karabulutların göklerimizden silinip gitmesi için,

Ulusca,top yekün  gereken  KURTULUŞ savaşını vermeye hazırdılar.

Zira,Kahraman Türk Ordusundan  şahlanıp  parlayacak  bir “Yıldız;”

Yada  doğacak kudretli bir Güneş;

Ülke ve Ulusu ısıtacaktı.

 Ve bozulan iklimleri suratle düzeltecekti.

Ulusal bütünlük içerisinden,

Batmayan  Evrensel bir Güneş  doğacaktı.

 

Halk,bu Güneşin güçlü ışınlarıyla,bütünleşmeye kararlıydı.

Çünkü kurtuluş için başka bir yol,başka bir çare kalmamıştı.    

Halk,tüm olumsuz iklimlerin düzeleceğini biliyordu,

Ve inançla  bu Ulusal ve Evrensel Kudretli Güneşi bekliyordu.

 

 Takvimler 16 Mayıs 1919’u gösteriyordu.

 Bir Ay doğdu İstanbul Boğazından.

Karadenizin azgın dalgalarıyla savaşa, savaşa yol alan…

 Bandırma Vapuru içerisinde  bir  yüce ışık vardı  umutlara parlayan.

 On yedi yıldızla bütünleşen, gemide ki bu Kahraman Ay,

Bu  eşsiz ışık,

 Doğanın olumsuzluklarına,

Karadeniz’in azgın  fırtınalarına  aldırmadan,

 Kaderin  hırçın saldırılarına  boyun eğmeden,

 İnançla,kararlılıkla,

Aydınlık ufuklara doğru yol alıyordu hızla...

 

 Samsun açıklarında  bir haçlı  engeli ile karşılaştı bu yüce ışık.

 Haçlı engelİ, İngliz  donanmasında görevli  ingliz askerleriydi.

 

 

Bandırma Vapurunda parlayan  yüce ışık ve Yıldızları,

Samsun açıklarında söndürmek üzere botlarıyla ilerleyen İnglizler,

Londradan aldıkları  emirle ,hırsla,deşhetle ilerliyorlardı .  

Fakat ;Bandırma Vapurundan  parlayan yüce ışık,

Mas-mavi gözlerde yükselen kurtuluş meşalesinin  müstesna ateşi,

Bu Yüce  ışığın azamet ve heybeti,

İngliz Kumandan ve askerlerini  şaşkına çevirmişti.

 

Söndürmek için gelen İngliz Askerleri,

Samsun açıklarında,

Karadenizin azgın dalgaları  arasında ,

Bandırma Vapuruyla gelen  bu muhteşem  ışık karşısında ,

Hayranlıkla ısınmaya başlamışlardı.

 

Seni tutuklamaya geldik diyeceklerine,

 “emret Komutanım” demişlerdi bu eşsiz Kumandana.

İngliz askerleri de,

Bandırma Vapuru Heyetiyle birlikte   karaya çıkmışlardı.

Samsunu işgal etmiş olan İngliz  askerleri,

Selam durdu  Samsuna çıkan ” yüce ışık ve Yıldızlar karşısında”.

 

Orada hazır bulunan Kuvayi Milliyecilerle bütünleşen  Yüce  Işık,

 Hep birlikte ilerledi Samsun Limanına doğru.

 

 Onları Samsunda  bekleyen “Kuvayi Milliyecilerle  bütünleştiler”

 Özlemle  Gazi Mustafa Kemal Paşa ve heyetiyle kaynaşan halk,

Kuvayi Milliyenin Kahramanları,Samsunda meşasleyi derhal yaktılar.

 Ulusal kurtuluşun şimşeklerini,Samsundan tüm yurt sathına çaktılar.

Tüm Anadoluyu,

Egeyi,Akdenizi,Trakyayı,

Karabulutlardan ve kötü iklimlerden kurtaracağını deklere  eden ,

Yüce Umut ışığı Gazi Mustafa Kemal Paşa

BüyükTürk Ulusu ve yıldız kümeleriyle  derhal  birleşti.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ‘nın  eşsiz  Işık  ve enerjisi,

 Anadoluyu,Umutla bekleyen  halkımızı  ısıttı.

Halkla bütünleştikçe  dahada  güç kazandı.

Samsundan Anadolu içlerine doğru  yol alamaya başladı.

Umut ışığı Güneşe dönüşmeye  başladı.

 

 Zira yüce ışığın ,geçtiği her yerde ki karanlıklar  ağarıyordu.

Bir türlü ağarmayan  karanlık ufuklar ,artık tek-tek aydınlanıyordu.

Samsundan,Havzaya,

Merzifondan  Amasyaya ulaşan  bu ulusal  ışık,

22 Haziran1919da, Amasya semalarından,

Türk Ulusunun Güneşi olarak doğduğunu  tüm dünyaya ilan etti.  

 

Kudretli bir Türk Güneşi olduğunu  ,

“Amasya tamimiyle”  tüm dünyaya duyurdu.

Bu yüce Güneş,

 Amasya’nın   ufuklarından artık  tüm dünyaya parladı.

Tanyeri ağardıkça,

Şafaklar söktükçe,

Türk Ulusunun  hüzünlü yüzleri gülüyordu.

 3 Temmuzda ,Erzurumda  parlayan yıldızlarla  bütünleşen ,

Gazi Mustafa Kemal  Güneşi,

 2 Eylül 1919 da Sivas’da yanan ve  yükselen,

 ulusal meşalelerle birleşti.

 7 Ekim 1919 da Türk Ulusunun Güneş’i olduğunu  resmen ilan etti.  

 7 Kasım l919 da  toplanan Meclisi-i Mebusan’,

Gazi Mustaga Kemal Paşa  Güneşin  gücünü    kabül etti.

 27 Aralık l9l9 da  yüce  Güneş,

İç Anadoludan ,Ankara Ufuklarına  doğru yol aldı.

 

 Halk,seymenler,tüm Anadolu sevinç içindeydi.

 Tüm Anadoluda ufuklar,gök yüzü artık berraktı.

 Ülke, bu müstesna Güneş Kütlesi’nin,

Ulusal  enerjisiyle ısınmaya  başlamıştı .

Kara bulutlar,olumsuz iklimlerin amilleri,

İç ve dış virusler,kös-kös düşünmeye başlamışlardı.

 Gazi Mustafa Kemal Paşa  Güneşi,

 Artık,Türk Ulusu’nun batmayan tek Güneşi olmuştu.

 Zira ,Osmanlı Meclis-i Mebusan-ı,,

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ulusal   ışınlarını kabül  etmişti.

 

 İtilaf Devletlerinin çok uluslu düşman kuvvetleri,

İstanbul’u işgal  etmişti.

 Gazi Mustafa Kemal Paşa,

Bu süreçte Ulus’u ile bir bütün olmayı başarmıştı.

 23 Nisan 1920 de,Ankaradan,Ulus Meydanından,

 Tüm Dünyaya o’muhteşem  yükselen sesiyle haykırdı:

 “Hakimiyet-İ Milliye,bila kaydu şart,Milletindir”.

 

“ Ulusal Egemenlik,kayıtsız-şartsız  Türk Milletinindir”

 Ulusal çağrısıyla bütünleşen “Türk Ulusunun tüm temsilcileri,”

Suratle , Ankarada toplandı.

 Toplantı’ya katılanlara   “Hey’et-i Temsiliye“Üyeleri,

Toplantının adına;

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Toplantısı“adı   verildi.

 Burada toplanan  Türk yıldızları,

Yüce Güneş’in başkanlığında bütünleşen vatan evlatları,

Türk halkı adına,Şanlı Harbiyeden doğan,

Gazi Mustafa Kemal Paşa  Güneşiyle  bütünleşti.

                                                                                                                                                

T.B.M.M’i,Gazi Mustafa Kemal Paşanın Başkanlığında toplandı.

Yüce Türk Ulusunu, kötü,hain iklim ve afetlerle yok etmek isteyenler,

Bu meşum  arzularını gerçekleştiremeyeceklerini   görebiliyorlardı.

 Çünkü üşüyen  halk ısınmıştı.

Karabulutlar afakımızı terk etmeye başlamıştı.

 Dış güçler gibi,

Bu şahlanıştan rahatsız olan ,

İstanbulda ki iç çevre  ve Sadaret mensupları,

 Gazi Mustafa Kemal Paşa Güneş sistemini,

Yıldızlarıyla birlikte ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi.

 11 Mayis l920 de İstanbuldan bu amaçla  fırlatılan meşum bir füze,

 Türk halkı ile bütünleşen ,

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yüksek kudretine   çarpmıştı.

 Top geri tepmiş ve onu atanların sonunu getirmişti.

 

 Gazi Mustafa Kemal Güneşi, şahlanmış,

Ülkemizde ki tüm  Ulusal Güneş sistemiyle,

Kuvayi Milliyecileri,Müdafaayi Hukukçularıyla,

Türk  Halkı  ve  Kahraman ordusuyla birleşerek,

Yenilmez bir güç olmuştur.

 Türk Ulusunun Ulusal iklimini bozanlardan  sonra,

 Sıra ,işgal kuvvetlerine  gelmişti.

 

 Gazi Mustafa Kemal Paşa,

Bu inanç ve kararlılıkla yürüdü cepheye.

 İnönü’ne,Dumlupınar’a,Afyona,Sakarya’ya,Ege’ye yürüdü.

 Tarihin en kanlı meydan savaşlarında,

 Güneyde,İngliz,Fransız ve İtalyan Güçlerine karşı,

 Kuzey ve Doğu Anadoluda ,Ermeni ve Ruslara karşı,

 Batı Anadolu ve Marmarada,

Yunanistan ve  İtilaf devletlerine karşı

 Destanlaşan zafer ve kudretiyle tüm savaşları kazandı.

 

 Zira uLusal Güneş sisteminde yer alan,

 Ulusal Işın ve Meşaleler,

 Muhteşem Yıldız Kümeleri,

Mareşal Mustafa  Fevzi  Çakmaklar,

Kazım Karabekir Paşalar,

 İnönüler,Orbaylar,Okyarlar,Özalplar,

Dirikler,Cebesoylar,

 Galıp Hocalar,Sütçü İmamlar,Şahin Beyler,

Hasan Tahsinler,

 Kara Fatmalar,Satı Kadınlar,

Seymenler,Dadaşlar,Efeler,

Türk Bey ve Oğuz Kağanın  nesilleri,

Tüm  Kahraman Mehmetler,

Baş Komutan,

 Mareşal Gazi Mustafa Kemalle Paşa ‘nın Komutasında,

“Kurtuluş savaşları” adıyla tanımlanan  çok Uluslu savaşlar dizisini,

İç ve dış düşmanlar’ı Ulusal birlik içerisinde savaşarak  yenmişlerdi.

 Tarih Yüce Türk Ulusu ve Kahraman Mehmetçiklerle gururlanıyordu.

 Türk Milleti ve Şanlı Harbiye’nin bağrından  şahlanarak,

Yüce Türk Ulusu’nun makus talihini değiştiren bu yüce Güneş,

29 Ekim 1923 günü,tüm dünyaya,yükselen bir haykırışla seslendi:

 “Çağdaş,Demokratik,Laik

Türkiye Cumhuriyetini kurdu.

 

Sevr ve Montros’la oynanan  meşum oyunlar,

Lozan’la  bozulmuştu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’de Türk Milleti adına;

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya,

“Gazilik ve Mareşallık” ünvanını vermekle yetinmiyordu.

Türk Milletinin  geçmişini,geleceği ile birleşltirmek suretiyle,

Tüm Tarihi sonuç ve Ulusal Ülküleri  bir bütünlük içinde özümseyen,    

Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Türk Ulusunun tarihsel öz ve sonuçlar  bütünlüğünü ifade eden, 

  “ATATÜRK” Soy Adını,

Ulu Önder Mareşal Gazi Mustafa Kemal  Paşaya, 

  Türk Ulusu adına,”oy birliği” ile vermiştir.

Atatürk ve Atatürk Güneşi ,

Nam-ı diğer” Atatürkçülük “ işte budur !

Asıl Mayasını  Anadoludan,Karamandan,

Müslüman   Oğuz Türklerinden,

 Türkmenlerden,Yüğrük’lerden,Kızıl Oğuzlardan alan,

Larendeden,Kızıllardan,Taşkaleden,

Aydından,Sökeden,Sarıgölden ,

 Kocacıktan,Selanik’den  alan ,

Ve Kahraman  Türk Silahlı Kuvvetlerinden şahlanan,

Şanlı Harbiyeden  “en kudretli Güneş” olarak  doğan,

Karadenizin azgin dalgalarıyla  savaşarak,Samsun’a ulaşan ,                     

“Bandırma Vapuru adlı “şanlı Gemiden,

Yüce TÜRK Milletinin  kaderinden  yükselen  eşsiz Lider,

Büyük Önder,Baş Komutan,

Mareşal  Gazi  Mustafa Kemal  Atatürk,       

Yüce Türk Milletinin  ebedi lideridir.

 

Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK,

Fanilikten,ebediliğe ulaşan,

Eşsiz bir  Kumandanlıkdan,

Kudretli  Liderlikten,Güneş’e dönüşebilen,

”Batmayan Ulusal GÜNEŞ“olma olgusuna ulaşan” tek” İstisnadır. 

ATATÜRK; Ulusal Güneş olma  evresinden,                                                           

 Evrensel GÜNEŞ  olma olgusuna ulaşan,

Kainatın tek ve örnek yüce bir  varlığı ve eşsiz  Kahramanıdır.

Bugün,Mazlum Milletlerin ufkunda yanan kurtuluş ışıkları ,

onun  eseridir. 

 “Yurda barış,Cihanda Barış”ilkesi ;

onun hiç sönmeyecek olan  meşalesidir.

Cumhuriyet,çağdaş uygarlığa giden yollar ,

onun  ölümsüz  eserleridir.

“Atinin ufkundan” yeni bir Güneş gibi  doğma”hedefi,

 onun Ulusal direktifidir.

 Türk Ulusunun muhtaç olduğu kuvvet ve kudretin yerini gösteren,

 Millet ve Devlet Varlığını,

Bağımsızlık ve egemenliğin sönmeyen ışığını,

 Türklük gurur ve şuurunu,

 Ruhumuza işleyen   ışık,enerji,lider,önder Güneş”ATATÜRK”tür.

 

Bu Güneş,Trablusgarp’tan,

Çanakkaleden,

İstiklal Savaşlarından,

Anatürklerden,

Zübeyde ve Ayşe Analardan ,

Şanlı Harbiyeden,

Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinden, 

                                                                                  

Türk Ulusunun Ulusal varlığı ve özelliğinden,

 Büyük Türk Ulusunun yükselen  tüm Ulusal ülküleri

 Ve değerlerinden doğan eşsiz   Güneştir”.

 

 İnsana,insanlığa,

Barışçı hür dünyaya hayatiyetler veren bu Güneş,

 Kendisini tanımayanları,                                                                                              

Tanımak istemeyenleri ,

 Öğrenmiyenleri,öğrenmek istemeyenleri  yakar.

Yok eder.

 

 Dünya durdukça ,hür ve mutlu olarak yaşamak  isteyenler,

 Onurlu,özgür,egemen kalmak isteyenler,

 Atatürk Güneşini tanımalı,bilmeli ve öğrenmelidirler.

 

 İşte Atatürk ve Atatürk Güneşi budur kardeşim.

 Atatürk Güneşi,Salt bir çağı değil,tüm çağları aydınlatmaktadır.

  Salt çağları değil,

  Çağdaş olan insanların,kalp ve kafalarını da aydınlatmaktadır.

 

Yüce Türk Ulusu, hür dünya  Atatürk Güneş altında yaşayacaktır.

Her 23 Nisan,19 Mayıs,26 ve 30 Ağustos,29 Ekimlerde,

 “Atatürk Güneş sistemine” entegre  olan “ulusal  yıldız  kümeleri”,

 Atatürk Güneşiyle  yeniden-yeniden bütünleşecekler,

 Ve Atatürk  Güneş sisteminin güç ve enerjisini artıracaklardır.

 

 Doğan ve doğacak olan  tüm Türk Yıldızları,

 Atatürk  Güneş’in  ana unsurlarıdır.

 Tüm Anatürkler,Zübeyde Analar;

Milyonlarca Mustafa Kemalleri ,

Ve atide parlayacak  Türk Yıldızlarını doğuracaklardır.

Dünya bir evrim geçirse bile ,

Atatürk Güneşinin  özellik ve önemi bitmeyecektir.

Atatürk Güneş’in  eşsiz ışınlarıyla,aydınlananlara  mutlu!

 Ne  mutlu  “Atatürk Güneşi”,benim “Güneşim” diyen nesillere!

 Ne mutlu  Atatürk Güneşin  onursal ışınlarıyla aydınlanan Uluslara!

 Ne mutlu Türküm diyenlere!

 

                                                        26 Ağustos 1968 / ANKARA.

 

 

 

 

                     19 MAYIS GÜNEŞİ

 

   19 MAYIS 1919 DA   DOĞDU GÜNEŞİM;

    GÖKLER YÜKSELDİ EĞİLMEZ  BAŞIM.

   

 

 

19 MAYIS 1919,

ULUSUMUZUN YENİDEN DOĞUŞ GÜNÜDÜR.

19 MAYIS 1919,

 ULU ÖNDER YÜCE ATATÜRK’ÜN ŞAHLANIŞ GÜNÜDÜR.

 

 

 BÜYÜK TÜRK ULUSU,ATATÜRK GENÇLİĞİ,                                                                      

SALT  ATATÜRK  GÜNEŞLE AYDINLANACAKTIR.                                            

HER 19  MAYISLARDA,SAMSUN UFUKLARINDAN

ATAMGÜNEŞ ,YENİDEN  DOĞACAKTIR!

 BİR BAŞKA  GÜNEŞ,BİR BAŞKA IŞIK,

 BİZİM AFAKIMIZDA  OLMAYACAKTIR.                        

TÜRK GENÇLİĞİ, GELECEK OLAN HER 19 MAYISLARDA,                        

YÜCE ATASINI,

 ÇAĞDAŞ  UYGARLIKLARIN ZİRVESİNDEN SELAMLIYACAKTIR

 

 ULUSUMUZUN PARLAYAN YILDIZLARI,

 YURDUMUZUN  YANAN TÜM IŞIKLARI,

 DÜNYA DURDUKÇA ATAM GÜNEŞLE BÜTÜNLEŞECEKTİR,

TÜM YILDIZLAR  ;

ONUN  GÜÇLÜ  ENERJİSİ  İLE  PARLAYACAKLARDIR.                                                                    

ULUSUMUZ,

ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK BİLİNCİYLE ,

ATATÜRKÇÜLÜK ORTAK PAYDASINDA BÜTÜNLEŞECEKTİR. ULUSUMUZU,İLERİ ÇAĞLARA,

SALT  ATATÜRK GÜNEŞİ TAŞIYACAKTIR.

,

Büyük Türk Ulusu ,Salt ATAM GÜNEŞLE  YAŞAYACAKTIR.

NE MUTLU ATAM GÜNEŞLE AYDINLANAN TOPRAKLARA!

NE MUTLU ATAM GÜNEŞ’LE AYDINLANAN ULUSLARA

NE MUTLU ATATÜRK GÜNEŞİYLE AYDINLANAN İNSANLARA!

 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENLERE.

                                                             19 MAYIS 1976/ANKARA   

 

 

 

 

 

 

     AZİZ VATANIM !

   

Aziz  Vatanım;Seni salt “ karatoprak”olarak bilenler var!

Dağ,taş,dere,tepe,yayla,kışla,bağ,bahçe,tarla,çayır,ova,

Hatta seni; “dünyanın bir parçası olarak” düşünenler var.

Oysa ki sen,bizim dünyamızın” tümü,tamamısın”.

 Seni,”sende yaşadıkları halde” hala idrak edemiyenler var!

Seni,sende yaşadıkları halde tanımayanlar var Aziz Vatanım!

 

Senin kutsaliyet ve eşsizliğini idrak edemeyenlere,

Bu zavallı balık  hafızalı  meczup ve şuursuzlara ,

 Benim de bir çift sözüm var Aziz Vatanım!

Zira,hayat,yaşam ne ki?

Esas sensin!

Sen başımızda ışıyan Güneş,

Ciğerlerimizde bize hayat veren tek nefessin.

 

Sen Toprak Anasın!

Sen Vatan Babasın!

Sen bizim her şeyimizsin.

 

 

 Sen,havamız,suyumuz,ekmeğimizsin!

Egemenliğimiz  ve özgürlüğümüzsün.

Canımız,cananımız,sızan alın terimizsin.

İstiklal,İstikbal ve insanlığımızın  aslı, esası sensin.

Sen bizim  namusumuz,haysiyet ve şerefimizsin!

 

Birliğimizin,dirliğimizin,Bayrağımızın  temeli sensin.

Sen bizim,tüm Türk aleminin özü,gözü,hür sözüsün.

Ulusumun” ezelden ebede  giden eğilmez dik başısın!

Milletler camiasında  Ulusumun, onursal ak yüzü sensin.

 

 

                       Sana “Anam desem”,yada”Babam”;

                   Onların özünde de sen varsın.

                   Soyum,sopum,Milletimle,Devletim,

                   Seninle vardırlar ancak.

                    Bağlarım,bahçelerim, cıvıl-cıvıl çocuklarım,

                   Seninle çiçek çiçektirler,

                   Onlar salt sende var, sende yaşayacaklar!

 

Namustan,haysiyet ve onurdan söz etsek bile,

Onların özünde de sen varsın.

Sen olmadan,namuslu olmak,

Namuslu kalmak  güven içinde  değildir.

 Bu onursal  değerlerimizin  özünde yine sen varsın.

Sen sevdamın özü,kara sevdamın  taaa kendisisin.

Sen olmadan,sevda  olmaz ki Aziz Vatanım!

Bu gerçeği herkesten önce sen bilmelisin.

Sen her şeyin temelisin.

 

.

                  Vatan demek;”namus demektir,hatta şeref,şan”

                  Vatansız insanlar,birer et torbasıdırlar,

                  İsterse olsunlar  birer ünlü “HAKAN”

                   Hür Vatanımın varlığı ile  müsterih olururlar ancak,

                   Senin bağrında  “Kefensiz yatan” !

                   Zira,Senin kutsal varlığındır,bizim yaşamımıza ,

                   Ve Şehitlerimizin  varlığına anlam katan!

 

  Sana “canım,kanım,” feda olsun” ey Kutsal Vatan.”

Hayatta bir ömür kalırım,sende ise ilelebet,

Sensin beni  yaşatan güç,en büyük servet.

 

Canımın  kökleridir,üzerinde yaşayan  o’Aziz Millet.

Bayrağımla,Milletimle senin öz varlığınızız  biz elbet.

Kanımın bedelidir,üzerinde dalgalanan Şanlı Bayrak.

Canımın bedelidir,üzerinde  parlayan “Ay ve Yıldız,”

Sen  özümden,Bayrak Kanımdan,Millet Canımdandır.

Ben Türküm,Türkoğlu Türküm.!

Vatansız yaşayamam!

Bu ülkü benim yaratılışımdandır.!

Çünkü ben “Türkoğlu -Türküm,”

Bu Mefküre  ve sevda  benim tarihi şanımdandır.

 

Ne ben sensiz,nede sen,bensiz yapamayız.

Türk Millet  olarak biz,

Vatan hasretini yüreğimizde taşıyamayız.

Her acıya katlanırız ,

Fakat,Vatan hasretine katlanamayız!

Vatan bizim canımız,en mukaddes varlığımızdır.

Biz Vatanımız olmadan,bir saniye bile yaşayamayız.

Üzerinde “ bir çiçeğinin dahi solmasına”   tahammül edemeyiz.

Üzerinde coşup oynayan,cıvıl-cıvıl çocuklar,

Ufkunda,ağaç dallarında özgürce uçup,ötüşen kuşlar,

Senin kutsal bağrında,sıcak kucağında  yaşayan  vatandaşlar,

Benim,Ulusum, hayat damarlarını oluşturan  varlıklarımdırlar.

 

Bir  saliselik  zaman için bile olsa ;

Yüce Allah  bize”Vatan hasreti” çektirmesin!

Her acıya,her ağrıya  tahammül ederiz,

Ancak;bu acıya    asla dayanamayız.

Vatan  sathına,Türkden gayrı, Mehmetcikten başka kimse  girmesin!

Bir iç, yada dış meczup ,şaşkınlıkla,yada  yanlışlıkla dahi olsa,

Vatanıma,Milletime, Bayrağıma   hain bir gözle bakmasın!

 

Böylesi meczupları,değil yurdumuzda yaşatmak!

Küre-i Arz’ın hiçbir  yerinde  yaşatmayız!.

 

 

 Tüm Dünyayı,yüksek sesle uyarıyor ve ihtar ediyoruz işte;

Biz’e ,her hatayı yapabilirsiniz!

Fakat;”Vatanımız’a,Bayrağımız’a,Özgürlüğümüz’e”,

“Egemenlik haklarımıza,namus,haysiyet ve onurumuza “

Değil  dokunmak!,yan gözle bile bakmayın!

Türklüğümüze,

Türklüğümüzün, ayrılmaz  en  mukaddes  varlığı olan;                     

“Yurdumuza’a “ hain gözle,yada art  niyetle asla bakmayın!

Sonra; gözlerinizi oyar,kökünüzü kurutur,yuvalarınızı yıkarız.!

Bunların dışındaki  hususları hoşgörü ve anlayışla karşılayabiliriz..

Aksi halde şimşek gibi çakar,yıldırım gibi deler,Güneş gibi yakarız.

Biz Türk’üz,Atatürk Çocuklarıyız,

Nam-ı diğer” Kahraman Mehmetcikleriz!”

Söylediklerimizi mutlaka yaparız.

 

Şimdi Analara,Anatürkler’e,

Kardeşlerime,Yurttaşlarıma sesleniyorum:

“Türk için,

Türklük için,

Vatan için,

Millet için,

Bayrak için,”

Barış,Özgürlük,

Uygarlık,hak ve Adalet için,

Anasından “bin defa”doğmayanlar,

”Bir” defa ölmesin”!

Bu Ülkü için dünyaya gelmeyenler,

”Anasından hiç doğmasın”!

 

Sen ey! Canımdan  da aziz Vatanım.!

Bağrında milyonlarca Kefensiz Yatanım_

Yeter ki  Milletimle,Bayrağımla,siz var olun,

Feda olsun size  canım.

Her parçam,bin parça olsun,

Yeter ki Şanlı Bayrağıma ulaşsın  kanım.

Çünkü Sen her şeyimin üstündesin”

Benim  en  Mukaddes “ Aziz vatanım”!

 

 

Başında ki onursal “Tac’ın”

Şanlı Bayrağım,senin mukaddes“Al Duvağın”dır.

Atatürk Güneşi’ninin eşsiz ışınlarıyla aydınlanan topraklar,

Senin eşsiz kutsal bedenindir.

Kahraman Türk Ordusu’nun güvencesi altında huzur duyar otağın.

Sen, en uygar,en güçlü, en özgür,

En mutlu vatanı olacaksın  her çağın!

 

Senin Ufkundan doğan Atatürk Güneşi,

Dünya Türklüğünün başında, dünya durdukça  parlayacaktır.

Sen asla  kararmaz ve karanlık günler yaşamazsın !

Çünkü;tüm soyumuz,sopumuz,

Yüce Türk  Ulusu,salt senin için yaşamaktayız.!

Asla şüphen ve endişen olmasın ki,

Sen bizden başka kimsenin olamazsın!.

 

 

Sen salt vatan değil milyonlarca  cansın!

Dünya durdukça sen,

Türk Yurdu,Türk vatanı olarak kalacaksın.

Nöbetinde Kahraman Mehmetçikler,

Başında Atatürk Güneşi,

Gönderlerinde Şanlı Türk Bayrağı,

Çağlar, nice bin yıllar geçse de,

Evren  evrimler geçirse,

Dünya yaşlansa da,

Sen daima ;

“Büyük Türk Milletinin Kutsal değerleriyle taçlanacaksın”.

Dünyanın en güçlü, ve en onurlu “Vatanı” olarak sen yaşayacaksın.

Ne mutlu Türk Vatanıyım diyen topraklara!

Ne mutlu Türk Vatanında yaşayan insanlara!

Dağlara,denizlere ne mutlu.

Sende yaşayan şanslı insanlara ne mutlu.

Ne mutlu Türküm Diyene!

 

                                                     9 Eylül 1975/İzmir

 

 

HEP BİRLİKTE UYANALIM

 

Güzel Yurdumuzun  ulusal İklimlerinde,

Düşündürücü ölçeklerde değişmeler var!

Dağlar’ın  başında,kar yerine  Ağrı var.

Erezyonlu bölge topraklarında,

Derelerde, “sular “bir değişik sesle akıyorlar.

 

Denizler,Nehirlerlerden,

Göller,derelerden,

Derler  Irmaklardan  rahatsızlar!

 

Belli ki yalnızca dağlar da değil,

Sularda da bir huzursuzluk var.

 

Sanki bunların hepsinden,hepimize,

Ülke ve Ulusumuza   bir uyarı,

Herkesin payına düşen birer çağrıları var!

 

Denizler ,körfezlerden,

Körfezler; nehirlerden,

Nehirler ,ırmaklardan,

Irmaklar derelerden,

Dereler düzensiz akan  çay ve sulardan  rahatsız.

 

Göller;derelerden,

Dereler de;erezyonlardan rahatsız.

Erezyonlar,faylardan,

Faylar, toprak altından  sızan sulardan rahatsız.

Ne acıdır ki sular ;  

Mikroplu,bakımsız,kontrolsuz ve ruhsatsız!

 

Ne denizlerde  sağlıklı bir balık  kalmış,

Ne de kıyılarda sevimli bir Martı !

 

Karabataklar,göçmen kuşlar ,

Bu sağlıksız  ortamlarda dolaşıpduruyorlar!

Tüm  doğa ve çevre,

Bu olumsuzluklardan  alenen rahatsız ve huzursuz!

 

Salt Dünya değil,

Tüm Kainat bile  bu süreçten rahatsız.

 

 Naturel  Dünya,

 Tek kutuplu  dünyadan ,

Tek Kutuplu dünyada,Küresel oluşumlardan,

Küresel oluşumlarda,

Avrasya coğrafyasında fışkırıp filizlenmekte olan,

Alternatif olgu ve oluşumlardan,

Güçlü,genç,dinç yeni dünyanın;

Meydene gelebilme   olgu ve oluşumlarından rahatsız.

 

Ülkeler,ülkelerden,

Uluslar,uluslardan,

Bağımsız,bağlantısın Devletler,

Bağımlı ve bağlantılı devletlerden,

Özerk Vilayetler,

Muhtar Cumhuriyetler,

Bağımsız Devletlerden  rahatsız.

 

Mahalleler,köyler,beldeler,

İlçeler,İller,Belediyeler,

Hepsi birbirlerinden  dertli.

 

Çevreciler,Sağlıkçılar!

Kim varsa yurdum içinde,

Tedaviye yönelik hizmetlerden sorumlu?

Yaşadığımız coğrafya ve dünyanın sağlığından ,

”münferiden ve müştereken  sorumlu” olanlar!

Uzmanlar,pratisyenler,

 Küçükler,Büyükler,

Kim varsa bu ortak kaderi paylaşan,

 Ortak coğrafyalarda yaşayan  herkes!

 

Artık birlikte, bilinçle,sadakatla,

Kararlılıkla,samimiyetle,içtenlikle,

Yansız ve tarafsız  bir şekilde,

Ulusal ve evrensel  bütünlükten yana  olan ortak ülkülerle,

Ortak coğrafya ve ortak çıkarlarda  kenetleşerek.

Çağı,gelecek çağları ve koşulları  göğüsleyerek,

Görev yapma zamanı gelmiştir.

 

Zira,Uluslararası arenada cirit atan virüsler,

Her yerde,her gün daha tehlikeli boyutlarda  yayılmaktadırlar.

Belli ki ilgili sorumlular da,sorumsuzlarla birlikte  uyumuşlar.!

Uyuyanlar,birbirlerinin  etkileşimleriyle  uyuyakalmışlar!

 

 

Dost görünüşlü düşmanlar ,

Dost sanılan düşmanlarla dost olanlar,

Ezelden ebede düşman olanlar,

Düşmanlarla düşman olan uluslar,

Geniş bir coğrafyada,

Müştereken ve münferiden,

Küresel süreç olgusu içerisinde,

Bu işleri planlamışlar.

 

Önceleri  legal ve illegal ortamlarda  çalışanlar,

 Sonraları İç ve dış çetelerle el-ele çalışmışlar !

Daha sonra,

“Çok uluslu platformlarda “birbirleriyle  entegre olmuşlar.

Zaman içinde güç kazanmışlar.

 

Ne acıdır ki; dostu da,düşmanı da,

Ortak bir arzu ve girişimlerle,

Ülkemizin ve Ülkemizle dost ve kardeş olan Ülkelerin,

 Genel sağlığını bozmağa karar almışlar!

 

Hatta,Genel Sağlık“ sorunlarımızı çözecekleri ”yalanlarıyla ,

Ülke ve ulusumuzu,

Hatta dost ve kardeşlerimizi aldatmış ve  uyutmuşlar.

 

Bizim saf sağlıkçılar ,

“gaflet ve dalalet içinde”  bu yalanlara inanmışlar!

 

“Demokratiklik,şeffaflık “ teraneleriyle,

 Meydanları,bunlara bırakmışlar.

 

Sinsi, hain,maskeli  ihanet kervanları,

 Mikrop ve virüslerini,yer-yer de  zehirlerini,

Ülkemizde,insafsızca  saçmışlar…

Yaya bildikleri kadar yaymışlar!

 

Bunlardan daha  vahim olanı,

Bu mikrop ve virüsler için ,

Ülkemizde  yer alan ve yaşayan,

İç ve dış kökenli,

Dost görünüşlü maskeli  düşmanlar ,

Kendi emellerine yönelik olan”uygun iklimler”yaratmışlar!

 

 

Bizim meteoroloji  görevlileri de ;

Bu oluşumları görememişler!

Hiçbir hava raporunda,

Kamuoyuna bu konuda bilgiler verememişler.

Belli ki,onlarda uyumuşlar!

 

 

 Provakatörler;sinsi ihanet şebekeleri,

Salt ülke nöbetini bekleyen” Kahraman Mehmetçikler’i,

 Ve ülke’nin ulusal güvenliği ile ilgili birimler’i” uyutamamışlar.

Onların kutsal ve onursal mahallerine sirayet edememişler.

  

Fakat,ne var ki,

onlarında  çok yakınlarına  kadar gelip yayılmışlar!

Bu ne gaflet,bu ne cesaret?

Anlamak olası değil.!

 

Bu ihanetleri yapmak  zaten, dostluk ve insanlık değil.

Demokrasi,uygarlık,yada insan hakları ise hiç değil!

 

Ulusal bütünlüğü bozup,parçalamanın adı,

 Ne zaman“demokratik hak”  veya insan hakları oldu?

Yada stratejik ortaklık veya dostluk krıterleri oldu?

 ……………………….

Gerçek uygarlarla,

uygarlık penceresinden bakanlar,

Bu rezil organizasyondan,

Uygarlıklar,insanlık ve dostluklar  adına utanmıyorlar mı?.

 

Hal bu,durum bu  zat-ı muhteremler…

Ahval-i umumiye bu iken,

Kimler daha daha neyi beklerler  anlamadım.?

Bu bataklıklar, zehir saçılmış ve mikroplar yayılmış,

Virüslü  mahaller,ortamlar,zatlar,zevatlar,

Ne zaman?

Nasıl ?

Hangi teknik ekiplerle  kurutulacaklar?

 

Korkarım ki, bu ilgiszlikler,bilgisizlikler,

Duyarsızlıklar,

Çok yakın gelecekte birgün,

Ahalinin kafasının  sigortasını attıracaklar!

 

  O’zaman halk,

Hiçbir silah ve teknolojinin tahrip edemeyeceği  silahını,

“ Kuvayi Milliye ve Müdafaa-i Hukuk’ mekanizmasını” kullanacaktır.

 

 Mikroplar,virüsler,zehirlenmiş alanlar,

Bunları besleyenler ,

 Planlayanlar ve lojistik desteklerle  yardım edenler,

 Sanırım ki yakın bir gelecekte” girecek delik” bulamayacaklardır?

Bu  meşum mikrop ve virüsleri besleyip teşvik edenler,

Türk ulusu’nun karşısına ,

Nasıl,hangi yüzle çıkacak ve duracaklar.?

 

Durum bu Hekim başı!

Çevreci,Beldeci,Belediyeci,

Sağlıkçı,Eczacı,Kimyacı,Laborant,Ziraatçı,Röntgenci,

Veterner  Hekimler,

Kim varsa teşhis ve tedavilerden sorumlu olanlar,

Durum bu.!

Gerçek bu!

İçte,dışta, coğrafi alanımızda yer  alan herkese sesleniyorum.

Çağırın tüm  uzmanları,şefleri,Ana Bilim Dalı Başkanlarını…

İntörleri,Asistanları!

Hemşireleri ,

Sağlık Memurlarını,Laborantları,

Cerrahları ve Nükleer Tıpçıları derhal gelsinler.

Ülkemizin,bölgemiz ve coğrafyamızın,

Ulusal   ve evrensel sağlık güvenliğine yönelik olarak,

 Tüm acil önlemler alınsın!

 

Bugünün,yarının ve ileri çağların,

Ulusal  ve evrensel sağlık güvenliği güvence altına alınsın.

 

Ülke ve Ulusumuz ,bölge ve coğrafyalarımız,

Küresel oluşumlardan,

Tek kutuplu,yada art niyetli ittifaklardan ,

Kaygı verici  sonuçlardan kurtarılsın!

 

Herkes uyansın ,kalksın,görevleri başına gelsin!

Ulus ve Ülkemiz,

 Her türlü  çiyan,virüs ve mikroplardan  temizlensin!

Entegre olmuş,

Çok uluslu  virüs ve mikroplara yönelik  önlemler  acilen  alınsın!

Ne canlar yansım,ne de insanlar ölsün.

 

 

Herkes görevini yapsın.

Ne dağlar,sulardan,

Nede Denizler ırmaklardan rahatsız olsunlar!

Ne  insanlar,insanları,

NedeUluslar,Ulusları huzursuz  edebilsin!

 

Bu cennet vatanda,

Bu güzel dünyada  herkes, huzurlu ve mutlu olarak yaşasın.

 

Mikrop ,virüs,yada hastalıklarla  yaşamak ,

Yada bunlarla savaşmak, hiç kimsenin kaderi olmasın.!

 

Bu çağ dışı hastalıklar,bünyemizden,

Çağımızdan,yarınlarımızdan silinip atılsın!

Ülke ve Ulusumuz,

İçinde yer aldığımız hür ve uygar dünya,

Barış içinde,sağlıklı olarak yaşasın.

 

Dağlarımızın başında ağrı yerine çiçekler  açsın.

Tertemiz havası,gizemli doğasıyla  evren,

Ülke ve Ulusları,toplumları,tüm canlıları ve  çevreyi  beslesin.

Ülke ve coğrafyalarda ki çirkinliklerin tümü  kalksın.

.Her taraf en güzel çiçeklerle süslesin.

 

Bu onurlu ve mutlu sonuca varmak adına,

Öyle fazla  kitap karıştırmaya’da gerek yok dostlar.

Herkes,birey,kurum ve kuruluşlar,

Devlet ve siyaset adamları,

İlim ve Bilim çevreleri,

İş ve ekonomi  çevreleri,

Resmisi,sivili,

Yaşlısı genci,

Kadını erkeği,

Küçüğü büyüğü herkes,

Salt”Ulu Önder  Atatürk’ün Güneş sistemiyle aydınlansınlar” yeter!

ilke ve fikriyatlarını uygulasınlar,

İnkılaplarını korusun ve yüceltsinler yeter.

Servis ve nöbetlere,

Sorumluluk taşıyan   tüm yer ve makamlara,

Bu bilinç ,ruh ve karaktere sahip olanlar  getirilsinler.

 

Atatürkçülük  ülküsü ile vucüt bulan ,

Çağın yükselen değerler olgusunu,

Ulusal ve evrensel boyutlarda ,

Hayata geçirme yeteneğine sahip olanlar,

İnsan hak ve hürriyetlerine sadakatla bağlı bulunanlar,

Çağdaş,uygar Vatan ve milliyetperverler bireyler,

Aktif,duyarlı,çalışkan insanlar,

Devlet ve siyaset adamları ,

Ulus ve ülkelerini,

Bölge ve coğrafyalarını,

Daima barış ve huzur içinde yaşatmaya  muktedir olurlar.

 

 

Hep birlikte uyanalım, el- ele verelim.

Gönül-gönüle olalım  gayrı.

Bu vatan,bu dünya,bu evren bizimdir.

Özgürce,uygarca,mutlu  ve huzurlu yaşamak,

İnsanların en doğal hakkıdır.

 

Büyük Türk Ulusu,Vatan ve Milletiyle,

Bölünmez bir bütün olarak,

Bü ülkü ve kararlılık içerisinde ,ilelebet yaşayacaktır.

Tüm Ulus ve toplumların, aynı olgular içerisinde olması ,

Ortak ülkümüz ve temel dileğimizdir.

 

Bu bilinç ve kararlılıkla,

Çağdaş ileri  uygarlıkların zirvelerini  ötelere aşmak ana idealimizdir.

İleri uygarlıklarda ki  huzur ve  mutlululukları paylaşmak hakkımızdır.

Bu Ülkü, inanç ve kararlılık adına,

Herkes görevi başına geleli ve şuurla yerini almalıdır.

Ülke ve Ulusumuzda  hastalık,mikrop ,virüs diye bir şey olmamalıdır.

 

Ülke ve Ulusumuzun sağlığı;

Yüce Baş Hekimimiz ;

ve ondan feyiz alan güçlü kadrolarımıza,       

İnançlı ve kararlı Atatürkçülerin  sorumluluğunda olmalıdır.

Ne dağımızda,ne bağımızda,

Ne  insanımızda,

Ne de otağımızda ,

Bir ağrı,bir acı  ve keder kalmamalıdır.

Bu ölçek ve ülkülerde,

Sağlıklı  birer ülke ve ulus olabilme olgusuna ulaşan,

Ulus ve Ülkelere  ne mutlu.

Bu  bağlamda  ileri  uygarlıkları yakalayanlara ne mutlu.!

 

Dil,din ırk,mezhep,etnik köken,

Renk ve ten ayırımı yapmadan,

Vatan ve ulus bütünlüğü içinde,

vatandaşlık bilinç ve sadakatıyla,

Atatürk milliyetçiliği  Ülküsünün ortak paydasında ,

Çağın ve insanlığın yükselen değerleri,

Ve Hukukun üstünlüğü ilkesi ile  birleşmek ana Ulusal görevimizdir.

Bu bilinç ve kararlılık içerisinde,

Sağlıklı yaşam ve yarınlar adına,

Ülke ve Ulusumuzun  ulusal iklimleri ,

Tüm coğrafyamızda hayata  geçirilsin.

Dağların başında ağrı yerine kar olsun.

Kendine özgü,gizemli kar çiçekleri olsun.

Dağlar denizlerden,

Denizler göllerden,

Göller derelerden rahatsız olmasın.

Hepsi birbirlerini tamamlasın.

Huzurlu ve mutlu olsun doğamız.

Yurdumuzda  bağlar,bahçeler çiçek çiçek  olsunlar.

Tüm kuşlar ülkemize coşkulu kanatlarıyla  özgürce uçsunlar.

Hiçbir kuş,diğer bir kuşu rahatsız edemesin.

Avcılar,saçaları,saçmalıklarıyla hiçbir kuşu avlayamasın.

Özgür göklerimiz,

Hür ve güvenli afakımız,

Yaşamın tek cenneti olsun dünyada.

Zaten,Ülkemizi,”Reel bir cennet olarak “ yaratmış Ulu tanrım.

Herkes,barış ve kardeşlik içinde bu cennette yaşasın.

Evren herkese huzur, hayat ve mutluluklar versin.

Yaşasın bu ideal ve olgularla vucüt bulacak olan Ulusumuz,

Yaşasın Cennet Vatanımız...

Yaşasın  sömürgeciliği, savaşları yok eden yeni hür dünya…

Yaşasın  birbirleriyle kucaklaşan  medeniyetler.

Yaşasın bu  olgu ve oluşumlar için çalışan Liderler.

Yaşasın yarınlarımızın sahibi,bilinçli,sağlıklı  Gençlik.

Yaşasın dostluklar.

Yaşasın Barış.

Yaşasın Adalet.

Yaşasın  tam demokrasi.

Yaşasın  tam Cumhuriyet.

Yaşasın Atatürkçülük,

Yaşasın Büyük Türk Ulusu,

                                                              4/11/2oo3/ İzmir

 

 

 

 

  ATAM  GÜNEŞ  ve  ON KASIM

 

 Başımızda parlayan “ Eşsiz Güneş’in “ güçlü ışınlarıyla,

 Övünçle,güvenle,başarılarla Ulusca ileriye koşuyorduk.

Gözümüzün ulaşa bildiği yerler yem- yeşildi.

Uufkumuz,tüm Anadolu, çiçek- çiçekti.

Yurdum ve ulusumuz,

Gururla,inançla,kararlılıkla uygarlığa doğru ilerliyordu..

 

Az zamanda çok büyük işler yapmanın heyecanını yaşıyorduk .

Sonra karşımıza” meşum bir On Kasım” çıktı !

Yıl 1938,

Kasım ayının onuncu günüydü.!

Sabah  saat “dokuz’u beş geçe”

Milli Tarihimizin ”en şiddetli depremi  meydana geld!

Deprem üssü,Dolmabahçe Sarayı ,

Yıktığı,tahrib ettiği alan”Türk Milleti’nin yüreği ve kaderiydi”

 

Ülkemiz  ve Ulusumuz , hatta tüm dünya;

Derinden  sarsılmış ve yürekten  yaralanmıştı.

Işıklar sönmüş,ortalık kararmış,

Gözlerimiz  görmez,şuurumuz çalışmaz olmuştu.

Ay ışımıyor,Yıldızlar parlamıyordu artık.

 

Başımızda parlayan “ eşsiz Güneş” ışınlarını durdurmuştu!

Ülkemiz, yurdum insanı,her şey  birden sararıdı, soldu!

Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti  sanki birden yaşlanmıştı.

Ülkemizin  bütünlüğünden,Ulusumuzun her ferdinden,

 Tarihi sarsan hıçkırıklar yükseliyordu.

 

  Tarih,”destanlaşan zaferlerle dolu sayfalarını” açmış,

  ”için için” ağlıyordu.

 

  Tüm Dünya sarsılmıştı !                                                                        

   Dünya Liderleri,

   Taziyelerini,Ulusumuza  bildiriyorlardı.

 

 Yeniden doğup şahlanan yüce Türk Ulusu,

 Matem içindeydi!

 Yüreklerimizi ;”param-parça “eden bu meşum afet,

 Kadersizlik  değilde neydi acaba?

 

 Göklerimizde  parlayan Işıklar,lanbalar yanmıyordu .

  Zira  tüm   Lanbalar ,armatürler,

 Işık ve enerjisini “ Atam Güneşten”alıyorlardı.

 

 

 

   Atam Güneş olmadan “Türk Ulusu” yaşayabilir mi hiç?I

  Uğursuz bir “On Kasım,

  Zalim Kaderle birlerşerek,Ulusal Fay zonunu infilak ettirmiş,

Batmayan Tek Güneşimizin  eşsiz ışınlarını  durdurmuştu.

   Meşum on kasım depremi,

 Acılı ulusumuzu “Canevinden,taaa Yüreğinden” vurmuştu!

 

  Dünya Türklüğü’nün,

  Mazlum milletlerin ve çağın Batmayan Tek  Güneşi;

  Takdir-i İlahinin  değişmez kararına yenilmişti!

   Zira, “Batmayan tek Güneş” eşsiz Lider Yüce Atatürk,

   Mukadder olan  yolunu, yörüngesini değiştirmişti.

 

Dolmabahçe Sarayından Ankara Etnoğrafyasına getirilen,

Ve oradan da onbeş yıl sonra,

 Anadolu’nun bağrında,

Ankara-Rasattepe de “                                                                             

“Anıt Kabir “adlı yüce bir mekanda ,

 Ebedi istirahatgahına tevdi edilen eşsiz Güneş,Yüce Atatürk,

Işınlarını artık buradan yansıtacaktı.

 

Burası vatan kalbinin tam ortasıydı.

Ulusumuzun kalbi ve nabzı artık  burada atıyordu.

 Zira,Evrenin batmayan”Tek Güneşi,                                                                        

Yüce Önder Atatürk,”burada” yatıyor,

Ülke ve Ulusun nabzı burada atıyordu.

 

Atam Güneş;

Ebediyen,Türk Milletinin” Kalbinde”Anıttepe’den ışıyacaktır. 

Tüm Dünyaya,

Ulus ve Ülkemize,

ileri uygarlıklar’a, 

Atam Güneş;Anıtkabirden ışıyacak,

Kafa ve kalplerimizi ,buradan ısıtacak ve  aydınlatacaktır.

 

Ulusumuzun başında  parlayan “Atam Güneş,”

 Evrenin” ebediyen batmayan tek Güneşi” olarak   parlayacaktır.

 

 Bakınız işte;

 Ulusumuz,” ışık altında “ yürüyor.                                        

 Vatan ve Milletimiz,Salt Atam Güneş’le aydınlanıyor.!

  Atam Güneşle yaşıyor.!

Yurdumuz,Atam  Güneşle ısınıyor,

Ulusumuz, Atam Güneşle ilerli hedeflere koşuyor.

 

Atam Güneş;Vatan ve Millet Güneşidir,

Cumhuriyet Güneşidir,

O’hiç batar mı?

Barışın,özgürlüklerin,uygarlıkların Güneşi  batmaz!

Batamaz.!

Battığı ve batacağı dahi asla düşünülemez.!

Kahraman Türk ulusu,

Atam Güneş’den gayrı hiç bir ışıkla aydınlanmaz!.

 Ülke  ve Ulusumuz,

Atam Güneşten başka bir enerji ile ısınmaz!

 Isınamaz!

Ulusumuz,Atam GÜNEŞ’siz  bir Ülkede,

Yada” Dünyada” yaşayamaz.!

Nitekim,ulusumuz,yarınlara,ileri uygarlıklara,

Atam Güneşle gidecektir.

Atam Güneş,öyle bir muhteşem Güneşki,

O’nu, hiçbir kara bulut gölgeleyemez!

 

Zaten, kara bulutlar, artık bizim göklerimizde yer alamazlar!

Ufkumuzda, karabulutlar    yaşayamazlar!

Atam Güneş,görene gurur,

Tanıyanlara unutulmazlık ve en kudretli bir güçtür.

Salt düşmanları değil,

Cehaleti,hıyaneti,gaflet ve dalaletleri  söküp atan,

Entegre olmuş çok uluslu güçleri dize getiren,

Türk varlığı ve egemenliğine göz dikenleri denizlere döken ,

Gönderlerden inen Şanlı Bayrağımızı burçlara yeniden çeken,

Susan ezanları,minarelerden yeniden  Gökkubberye yayan,

Çanakkaleyi,geçilmez kale yapan,

26 ve 30 Ağustos Zaferlerini,

Lozan antlaşmasını altın harflerle tarihe yazan,

Cephelerde,savaşlarda destanlar yaratan,

Kahraman  Mareşal Gazi MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN,

Ulu Önder Yüce Atatürk’ün,batmayan” Güneşi ,

”işte bu GÜNEŞTİR”

Bu Güneş,

Samsun’un,

Amasya’nın,

Erzurum’un,

Sivas’ın,

Ankara’nın,

Afyon’un ,

Dumlupınar’ın,

Sakarya’nın,

İzmir’in ,

Aziz Anadolu’nun ,

Ve Yüce Türk ulusunun  eşsiz Güneşi’dir.

Bu  eşsiz Güneş’te,Mareşal  MustafaFevzi Çakmak’ın,

General Kazım Karabekir’in,

Mustafa İsmet Paşa’nın,

Okyar Paşa’nın,Orbay paşanın,

Cebesoy paşanın,Özalp Paşalar’nın

 Galip Hocalar’ın,Sütçü İmamlar’ın,

Şahin Beyler’in,

Yahya Çavuşlar’ın,

Hasan Tahsin’lerin,

Satı Kadınlar’ın,

Şerife Bacıların,

Nene Hatunlar’ın,

Anatürkler’in,

Aziz Şehitler’in,

Kahraman Gaziler’in,

 Emsalsiz  Kahraman Mehmetcikler’in ,

Eşsiz  kutsal ışınlarını içermektedir.

 

Büyük Türk Ulusunun,

Tüm Ulusal sıcaklık ve enerjileri,

Atam Güneşte bütünleşmiştir.

.

 Atam  Güneş’de,;

Büyük Türk Ulusunun“ezelden-ebede” değin sürüp giden,

Tüm süreçleri,

Sonuçları ,

Değer ve kazanımları vardır.

Büyük Ulusumuzun,

Ulusal ve Evrensel  tarihi enerji ve güçleri,

Atam Güneş’te bütünleşmiştir.

 Ne kara bulutlar,

 Ne’de olumsuz iklimler,afakımızı karartamazlar artık !

 Düzensiz akan dereleri,yada kirlenmiş suları,

 Topraklarımız güçlüdür emer.

 

 Toprakların izale edemediğini de,

 Ulusumuz ,hak ettiği yere gömer!

  Başımızda,kafa ve kalbimizde  Atam GÜNEŞ’in  ışınları oldukça,

 Ülke ve Ulusumuzu, içimizi  Batmayan Güneş  ısıttıkça,

 Hiçbir olumsuz iklim,yada iklimler ,

  Bizi  etkileyemez ve dengemizi bozamazlar.

 

Sen rahat ol,müsterih ışı Yüce Atam GÜNEŞ!

Batmayan tek GÜNEŞİM,Yüce Atatürk!

 Biz ,yalnız senin ışınlarınla aydınlanacağız.

Salt ,Senin sıcaklığınla ısınacağız.

Yalnız seninle yaşayıp,seninle var olacağız.

 

Devirler geçecek,çağlar açılıp,çağlar kapanacak..

Fakat,başımızda,ufkumuzda,kalbimiz ve kafamızda,

Yalnızca Atatürk Güneşi parlayacaktır.

 

Yüce Türk ulusu,

Muasır Medeniyetler’in Ufkundan,

Atinin  muzafferiyetler zirvesinden,

Atatürk  ışınlarıyla “yeni bir Güneş gibi”  doğacaktır.

Yüce Türk Ulusu,

“Büyük Atasını” yeni çağlarda, zirvelerden selamlayacaktır.

Ne mutlu” Atatürk Güneşiyle” aydınlanan topraklara.

Ne mutlu “Atatürk Güneşiyle “yaşayan  Uluslara.

Ne mutlu “Türküm “diyene!

 

         

                                                    10 Kasım  /ANKARA

 

     ŞAİR VE MİLLET

 

 

 Yağmurlar yağar,ırmaklar coşar,

Dereler taşar,nehirler çağlar,

Doğa  dumanlı,ağaçlar hazan’da,

Bağlar,bahçeler hüzünlü,

Güller solmuş,çiçekler kurumuş,

Kuşlar,Bülbüller ağlar.!

Doğadan, daha da mahzun  çaresiz insanlar …

İçlerinde Gülende var,ağlayanda.!

 Ölende var,yaşayanda…

Mutlu da var,mutsuzda….

 

 

 Umutlarla bekleyiş içinde olan insanlar

Aşıyanında,”fırtınanın dinmesine bekleyen  kuşlar,

Henüz kanatları oluşmakta olanlarla,

Kanatları kırık olan onlarca yavrular,

 Yerlerinde kıpırdayıp duruyorlar çaresizce.

 

 Özgürce uçmak onların  en doğal hakları.

 Ne var ki, korkunç fırtınalar ,acımasız doğa koşulları,

 Onların özgürce uçabilmelerini engelliyorlar!...

    ………………………………………

    Savaşsalar,kimle,ne ile  savaşacaklar?

    Olası değil.

    Her zorluğun,her çilenin  bir kurtuluş yolu vardır elbette.

    Aklı,mantığı,bilim ve teknolojiyi  kullanmak,

    Bilinçle öz güveni kazanmak ,

     Bu güçle  hedefe doğru koşmak ,

    Savaşı kazanmanın  ana koşulu olsa gerek.

    

    Keskin göz ve sezgileriyle gördüğü olayları,

    Tüm  boyut  ve çizgileriyle   özümseyebilen,

    Gördüklerini,bildiklerini,anladıklarını,

    Sezgilerini tel- tel işleyip ,

     Motif motif nakşederek ,

     Hak kokan,hakikat kokan,

      Doğa  kokan,insan kokan,

     İnsanlık kokan,

     Sevda kokan,sevgi kokan gizemli ürünlarini,

     Toplumlara,bireylere,

      Bilim,kültür ve san’at dünyasına armağan eden üstadlar’a,

     “ Şair “.

      Ustalıklarla ürettikleri ürünlerini,

       İnsanların rengine,uyruğuna,diline,dinine,

       Coğrafi konumu ve mevsimlerine  bakmadan ,

        Engin gönül zenginliği ile,

        Berrak ve sıcak yüreğiyle

 

       Tüm insanlığın  hizmetine  sunmayı,

        Kendisine en kutsal  şiar edinen  üstadlara “şair”denir.

 

      Aç, muhtaç olanlar, Aş,iş arayanlar

      Bir ilaç, bir  nefes şıfa bekleyenler,

      Bir kuru sevgi,

      Veya bir sıcak ilgiyi  düşleyenler,

      Doğanın ,ya da zalımın  zülmü ,

      İsanların göz yaşları ,

      Sevinç ve mutlulukları,

      Dert ve dilekleri,

      Aşklar,sevdalar,

       Yaşamın tüm güzellik ve  kötülükleri,

       Evrenin  tüm renkleri ,

       Şairin anatomisini oluşturan olgu ve unsurlardır.

      

 

Coşmuş, taşmış, şaha kalkmış duygularıyla,

Ufkun ötesine ulaşmış keskin  göz ve gözlemleriyle,

 Engin ve  parlak  bakışlarıyla,

Kalemi,kelamı,söz ve satırlarıyla,

Dize,beyit ,mısra ve kıtalarıyla ,

Ruhlara,beyinlere,

Aşılmaz ve ulaşılmaz yerlere  ulaşabilen,

Gizemli saygın üstadlar şairlerdir.

 

Mısralarla,dizelerle,satırlarla,

Köprüler kurup, dar geçitlerden  geçmeden,

Hedeflerine  varmadan,

İnsanlara,insanlığa,

Canlılara, uygarlıklara,

Hakka,hukuka ,

Hayata hizmet etmeden,

 Şair hiç durur mu?

 Şair hiç susar mı?

Durmaz şair durmaz!...

Susmaz şair susmaz!

 

O’ coşmalıdır zaten, taşmalı.

İnsanlık için,i çağları öteye aşmalı.!

İnsanlık adına,  her zorluğu  yenmeli,

Ve hedefine ulaşmalıdır.

 

 Şair;İnsanlığı,insan olmayana  götürmeli….

İnsan olmayanı,insanlığa taşımalı…

Dizelerle,mısralarla Güneş -Güneş olmalı  “ Şair “…

Irmak ırmak çağlamalı .

Mısralarında ki     söz ve mesajlarla

 Ve her karanlık noktayı mutlaka aydınlatmalı şair!

Her zorluğu,zorbalığı yenmeli şair.

…………………………………………………..

Salt çirkinlikleri,

Olumsuzluklkarı ya da haksızlıkları değil,

Her güzelliği görmeli,

Gözleri ve gönülleri açmalıdır şair.

Doğayı,insanları,insanlığı,

Geleceği,yarınları,ileri uygarlıkları,

Dünü,bugünü,yarını

Bir bütünlük içinde  kucaklamalı .

 

Zira şair,

Salt yaşam için,

İnsan için,insanlık için var olduğunu bilmelidir.

 Vatan için,millet için,

Gönüller ve güzellikler için yaşamalıdır” Şair.”

Ulusal   varlıklar  ve yükselen değerler için çalışmalıdır.

 

Salt kendini yaşayan ve yaşatmaya çalışan şairler,

 Zaten ,en baştan ölmüş demektir...

 

Zira , Ulusal Ülkü,ülke ve Ulusal varlıklar adına,

Hakikatler  yolunda  yürümeyen  bir şairin ,

Yaşama şansı yoktur.

 

Toplumu,Ulusu,

Ülkeyi,insanı,insani değerleri,

Çağı,çağdaşlık  olgu ve oluşumlarını,

Yükselen değerleri,

 Güzellikleri esas alan şairler,

 Mısralarını  ulusal gerçek ve bünyeden  imal ederler.

 

 Mesaj ve uyarılarını,

Mısra ve dizelerini,

Yaktıkları ve yakacakları  ışıkları,

Ulusu ve insanlık adına ortaya koyan  şairler,

Ebediyen  ölmezler.

Ölemezler.

Onlar yaktıkları onursal meşalelerinin yükselen alevleriyle,

Tüm zamanlarda aynı sıcaklıklarıyla yaşara ve yaşatırlar.

 

  Beyinlerde,bilinçlerde,

  insanların kader ve hayatlarında,

  Dünde ,bugün de,yarın da,

  Ezelden ebede,her zaman her yerde..

  Vatan,Millet,Bayrak,Ulusal değer ve uygarlıklar  adına,

  Can pahasına haykırmayan  şairleri olmayan bir  Ulus,

   Veye  bir Ülke,                                                                  

   Zaten karanlığa gömülmüş demektir.

 

   Zira, Vatan,Millet uğrunda haykıran şairleri  olmayan,

   Yada susmuş,susturulmuş şairleri bulunan  bir millet;

   “Suları kurumuş toprak gibidir.

 

    Suları kurumuş toprak ,

    Ve şairleri susmuş bir millet ,

    Aynı kaderi paylaşmaya mahkümdurlar.

    Sonuçta ikisi de “ölmüş” demektir.

 

Uluslar;kendi şairlerini  yaratmak ve yaşatmak   zorundadırlar.

Şair ve Millet ilişkisini ,her birey ve uluslar,

Böyle  bilmeli ve algılamalıdırlar.

 

Ulus ve Ülkeler;hür,demokratik,mutlu yarınlar adına,

Vatan,Millet,Bayrak,özgürlük,hak,hukuk,

barış ve Uygarlıklar  yolunda,

Yılmadan,usanmadan,korkmadan “ kalem oynatacak olan, Şairleri,sanatçıları,yazarları,

Fikir,Sanat ve düşünce adamlarını yetiştirmelidirler.

Yaratmalı ve yaşatmalıdırlar.

 

Zira,”Şairleri susmuş  bir millet,

Suları kurumuş  bir toprak gibidir”

“Birinde Ulus,birinde toprak ölmüş demektir”

Ne mutlu;şairleri susmamış,

Yazarları,fikir ve sanatçıları küsmemiş Uluslara ne mutlu,

 Şairleriyle,sanat ve fikir adamlarıyla bütünleşen,

Uygar  toplumlara ne mutlu.

Tüm insanlık alemiyle bütünleşebilen,

 Ölümsüz şairlere ne mutlu.!

Ölümsüz Şairleri olan uluslara ne mutlu.

Ne mutlu Türküm diyene.

 

                

                                                                                  1965/ANKARA

 

                                                                     Şecaattin ZENGİNOĞLU

 

 

                                     

      I9  MAYIS GÜNEŞİ VE                                                                          

       CUMHURİYET

 

    Erelim daha nice yüz yıllara erelim.

    Cumhuriyetin erdemiyle,barış ve uygarlık  yolunda,

    Atatürk Güneşi altında  ileri uygarlıklara ilerleyelim.

    Gelecek çağları,çağdaş uygarlıkların zirvesinden,

    “Yeni bir Güneş gibi doğarak”  selamlayalım.

 

On dokuz Mayıs da doğdu Güneşim.

Egemen olduk,gökler yükseldi başım.

     

           Yüzüncü yıl,Atam Güneş’in doğuşunun daha birinci yaşı.

            Atam Güneşle aydınlanacaktır yurdumun dağı,taşı.

            Işınlarını Atam Güneşten alıyor her Türk VATANDAŞI..

            Yüce Türk Ulusu  Atam Güneşle kazandı her savaşı.

 

   On dokuz Mayıs da doğdu Güneşim,

   Egemen olduk,gökler yükseldi başım.

 

            Yüz yıllar geçtikçe Atam Güneş,dahada güç kazanacaktır

            Büyük Türk Milleti,uygarlıktaki yerini,Atam Güneşle alacaktır.

            Atam Güneş,Dünya Barışı’nın  güvencesi olacaktır.

            Şanlı Türk Bayrağı,Atam GÜNEŞLE,gururla dalgalanacaktır.

  

 On dokuz Mayıs da doğdu Güneşimiz

Egemen olduk,gökler yükseldi başımız.

 

            Atam Güneş,erdemdir,özgürlük,bağımsızlık,ulusal Ülküdür.

            Hürriyettir,Cumhuriyettir,fazilettir.Çağdaşlıktır.

            Atam Güneş,Milli birlik ve beraberliktir.Hak,hukuk,Adalettir.

            Ulus ve Ülkemde  Can,damarlarımda dolaşan asil kandır.

 

On dokuz MAYISDA DOĞDU Güneşim,

Egemen olduk,gökler yükseldi başım.

 

             Atam Güneşin sönmeyen meşalesi elimizde  yanacaktır.

             Onun ışık ve sıcaklığı,ruhumuzda,bilincimizde yükselecektir.

              Atam Güneş’le parlayan yıldızlar,Mustafa Kemal olacaktır.

              Mustafa Kemallerin güçlü ellerinde Yurdumuz ilerleyecektir.

 

Türk yıldızları,Yüce Ulusu ve Atatürk Güneşiyle bütünleşecektir.

  Ulusumuz,çağdaş uygarlıkların zirvesinden bir güneş gibi doğacaktır

 

On dokuz Mayis da doğdu Güneşim,

Egemen olduk gökler yükseldi başım.

      

         Atatürk Güneşiyle aydınlanmayan bir toprak,bizim değil.

          Bu Güneşle aydınlanmayan kim varsa bizden değil.

          Atatürk Güneşi,Ulusumun en yüce varlığıdır.

          Atam Güneşle aydınlanmayan bir baş,

          Veya bir taş, bizim değil!

 

On dokuz Mayıs da doğdu Güneşim,

Egemen olduk,gökler yükseldi başım.

 

      Çağlar geçse,çağlar gelse de,

       Biz,salt Atam Güneşle aydınlanacağız.

       Atam Güneşle ısınıp,onunla yaşayacağız.

       İleri uygarlıklarda ki seçkin yerimize,

       Bu Eşsiz Güneşimizle  ulaşacağız.

        Barışı,huzuru,hak ve Adaleti,

        Atam Güneş’in ışınlarıyla koruyacağız

        

On dokuz Mayıs da doğdu Güneşim,

Egemen olduk Gökler yükseldi başım.

 

             Atam Güneşin doğuşunun yüzüncü yılında,

              Barış,dostluklar,Çağdaş Uygarlıklar yolunda,

              Türk Ulusu olarak ,Tüm Dünya Uluslarının önünde,

               Gururla haykırıyoruz işte!;

               “Yaşasın Atam Güneş,Yaşasın Cumhuriyet”.

 

                                                                 10 Kasım 1980/ Ankara

 

Not: Bu şiir,Ulu Önder Yüce Atatürk’ün doğumunun 1oo.yıl dönümü

      Dolaysı ile Kültür Bakanlığınca düzenlenen  yarışmaya katılmış  

      ve Şairin yayınlamış olduğu kitaplarında yer almıştır.

 

 

 

BAYRAĞIM

 

Göklerin en mukaddes süsü,

Yüce ulusum’un onursal Timsalı,

   Kahraman Gazilerim ve şehitlerimin asil kanı,

   Tarihsel varlığımın Evrensel  şanı,

   “ Aziz Şanlı  Bayrağım,”

   Seni,Göklerin en derinliklerine çekmek,

   Benim onursal  ve Ulusal birinci görevimdir.

   Namus,Haysiyet ve şeref borcumdur.

 

    Bedenimle bütünleşen  şanlı Gönderini,

    Kainat’ın  en  zirvesine dikeceğim.

    Seni ileri uygarlıkların doruklarında selamlayacağım.

     Bundan böyle,bu erekle çalışıp,bu ülkü için yaşayacağım.

   

 

    Dünya  evrimler geçirse,

     Evren’in altı üstüne gelse de ,

     Senin  şanlı gönderin asla devrilmeyecektir.

    Zira,senin gönderin ,bağrıma çakılmıştır.

 

    Tunçlaşan iradem,çelikleşen gücümle,

     Sarsılmaz inanç ve imanımla,

     Gönderin bedenime  kaynamıştır.!

     Seni ,ölüm bile alamaz elimden.

    

     

     Kahraman Ulusum,sana kan verdi,can verdi,

     Şeref yaptı seni,şan yaptı,

     Canından aziz yaptı.

     Şanlı tarihine, ulusal  hayatiyetine  ölümsüz simge yaptı.

      Milletim,senin için savaştı,senin için yaşadı.

      Ateş yağmurları  altında bile ,

     Seni, ebediyen başı üstünde taşıdı

.

      En kutsal varlığımız olan  canımızı ve bedenlerimizi ,

      Tüm cephelere,savaş meydanlarına,

       Her yere senin için döşedik.

       Seni hiçbir zaman yerlere  düşürmedik.

      Çünkü ; hep senin için var olduk,senin için yaşadık.

 

 

      Sönmeyen  meşale olarak,gönderlerde al –al yanan,

       Başımızda,onurla,gururla dalgalanan Şanlı Bayrağım,

       Dön de o’ muhteşem rengine,asil tenine bir bak.!

       Rengin kanımdan,tenin canımdan,kumaşın  bedenimdendir.

       Şehidimden,Gazimden,Şanlı ordumdan,Yüce Ulusumdandır.

       Şimdi söyle bana,

       Böyle şanlı,böyle kutsal Bayrak,nerde! Nerde vardır?

 

 

  

    Kahraman Türk ordusu,

    Büyük Türk Ulusu,

    Göklerden indirdikleri Ay ve Yıldızları,

    Vatan ve Millet uğrunda,

    Akıttıkları asil kanlarıyla  boyamışlar.

    Tenleriyle,bedenleriyle,

    Aziz  canlarıyla  dokumuşlar

    Adına”Bayrak” diyerek   seni  yaratmışlar.

    Büyük Türk Ulusu ,

    Seni onursal Timsalı  olarak,

     Ebediyen  başına en mukaddes taç yapmıştır.

    

     ”Kahraman ulusumu,özgürlüğümü,

     Eğemenliğimi  tek başına salt sen temsil  ediyorsun.       

     İşte bu muazzez kutsaliyetinle,

     Seni yaratan aziz şehitlerimin üstüne sen örtülüyorsun.

     Burçlara,kalelere,gönderlere,

     Kıtalarda,okyanuzlarda,dağlarda,denizlerde,

      Dik başlar üstüne,vatanımın her karış toprağında,

      Nazlı-nazlı dalgalanışınla,

      Beni , bizleri,Kahraman Ulusumuzu ,

      Ebediyete sen taşıyorsun.

    

     

      Mukaddes şanlı gönderin ,

      Kahraman Büyük Türk Ulusunun bağrına çakılmıştır,

      Ulusca,senin uğruna ölmeyi,

      Dünya durdukça seninle yaşamayı ,

      En büyük şeref ve haysiyet biliriz biz.

     

 

      Sen  bizim ” onursal Tacımız,”

       Hayat manamızda tek ilacımızsın.

       Sen olmadan “Ulusum,”

       Ulusum olmadan “Sen” olamazsın.!

      “ Sen “ve” Yüce ulusumuz”,

      “ Bölünemez ve ayrılamaz bir bütündür.”

       “Türk Bayrağı” tek başına,

       “ Kahraman Türk Ulusu ve Aziz Vatandır.”  

       

       

        Destanlar yazdığımız her yerde ,

        Gönderlerimize seni çektik.

        Egemen olduğumuz hür topraklara,

        Yalnızca seni  dikdik.

        En zorlu savaşları,seninle kazandık,

       Duşmanları seninle yendik.

        Ulusal gücümüzün “onursal Timsali,şanlı Sancağımızı ,”

        Senin varlığın için,senin  güvencen için  yanına diktik.

         Burçlara,Kalelere,Gönderlere,Göklere,hep seni çektik.

 

 

       Sen başımızda dalgalan ki ,biz  olalım.

       O’ nazlı çehrene  kurban olalım.

       Sen emret yeter ki,

       istersen Gazi,İstersen Şehit olalım.

       İstediğin bir yer,yada bir coğrafya varsa eğer?

      Söyle  seni oralarda da dalgalandıralım.

 

        Kahraman Ulusum seni,

        Ebediyen  göklerin,en derinliklerinde dalgalandıracaktır.

        Yükselen Şanlı Sancak,

        Kahraman Türk ordusu,

        Onurla,gururla ilel ebed seni selamlayacaktır.

       

 

 

        YüceUlusum,dünya durdukça seninle yaşayacaktır.

        Onursal Timsal olarak yalnızca seni taşıyacaktır.

        Sana kem gözle bakanların ,

        Yuvaları yıkılacak , köklerini kazınacaktır.

         Can pahasına,milyonlarca beden pahasına da olsa,

         Kahraman Büyük Türk Ulusu,

         Seni  ebediyen gönderlerde  dalgalandıracaktır.

         

 

        Selam sana Şanlı Bayrağım,

        Selam sana Onursal Sancağım,

         Selam sana Yüce Ulusum,

         Selama sana  Eşsiz Atam,

         Selam sana Kahraman Ordum,

         Selam sana  Aziz Yurdum,

         Selam sana Necip Halkım,

        Selam size,  aziz şehitlerim

         Selam size kahraman Gazilerim,

        Biz sizin için varız,sizin için yaşarız.

        Ya gazi,ya şehit,yada  muzaffer oluruz.

 

        Dünyada çağları biz açıp,biz kapatırız.

        İleri uygarlıkların zirvesinden,

       ”yeni bir Güneş gibi” yine biz doğacağız.

        Biz Yüce Türk Milleti’nin  satvetli bekçileriyiz .

         Biz  Türküz, Atatürk çocuklarıyız.     

         Bu görevleri,namus ve şerefimiz adına  mutlaka yapacağız.

         Göklerin en mukaddes süsü Şanlı Bayrağımızı,

         Dünya durdukça,Karada,Havada,Denizlerde,

         Her zaman ,her yerde,

         Şanıyla,şerfiyle yaşatacağız.

         Şanlı Bayrağımız nereyi emrederse ,

         Onu oraya mutlaka dikeceğiz.

          Ne mutlu Şanlı Bayrağımıza…

           Ne mutlu seni taşıyan gönderlere,

           Burçlara ,kalelere ne mutlu,

           Ne mutlu seninle berraklaşan göklere,

           Seninle  mukaddesleşen topraklara,vatana ne mutlu.

          Ne mutlu Türküm diyene…

                                                                             

29 Ekim              1977/Artvin/Şavşat

 

 

 

 

                       SEVDİKLERİM VE SEVMEDİKLERİM

 

Güneş,Ay,Yıldızlar,ışıklar ,

Benim  ufkumda parlarlar…

Ben,Aydınlık  varken ,

KaranlIarı hiç sevmem.

 

Gündüzler varken geceleri ,

Meltem,İmbat  varken,fırtınayı,

Düzenli yağmur varken,doluyu,

Kar’ı,kasırga’yı,tipi’yi  hiç sevmem.

 

 

Sağlıklı olmak varken,hastalığı hiç sevmem,

Kolaylık varken,zorlukları ,

Huzur varken,huzursuzluğu,

Güzellikler varken,çirkinlikleri hiç sevmem.

 

 

İnsanlık varken,insaniyetsizliği hiç  sevmem.

Medeniyet varken,medeniyetsizliği ,

Hak,Adalet,varken,haksızlığı , Adaletsizliği ,

Akıl varken,akılsızlığı,aptallığı  hiç sevmem.

 

 

Tatlı varken acıları,

Hoşluk varken,nahoşluğu hiç sevmem.

Mutluluk varken,mutsuzluğu,

Sevinç varken üzüntüyü,gamı-kederi  sevmem.,

Sadakat varken,sadakatsızlığı,ihaneti hiç sevmem.

 

 

Dostluklar varken düşmanlığı,

Affetmek varken kindarlığı,

İyilik varken,kötülüğü,

Faydalı olmak varken zararlı olmayı  sevmem.

Çalışma varken tembelliği  ,

Yaşamak varken,ölümü,

Hayatiyetsizliği hiç sevmem.

 

 

Gezmek görmek varken,yatmayı  hiç sevmem.

Kulak,duymak,işitmek varken,kulaklığı,sağırlığı,

Göz varken gözlüğü, görmek varken görmemezliği,

Birlik,beraberlik varken,yalnızlığı hiç sevmem.

 

 

Zenginlik varken,fakirliği,

Varlık varken yokluğu hiç sevmem.

Helal varken haramı,

Meşru varken,gayri meşru’yu

İnanç varken inançsızlığı,

Düşünce varken,düşüncesizliği,

 Fikirsizliği hiç sevmem.

 

 

Kader varken kadersizliği,

Şans varken şanssızlığı hiç sevmem.

Dürüstlük varken sahtekarlığı,hileyi,entrikayı ,

Namuslu olmak varken,namussuzluğu ,

Ahlak varken ahlaksızlığı,

Kişilik varken,kişiliksizliği,faziletsizliği hiç sevmem.

 

 

Şeref varken şerfsizliği,

Haysiyet varken haysiyetsizliği hiç sevmem.

Onur varken onursuzluğu,

Gurur varken gurursuzluğu ,

Gönül varken gönülsüzlüğü,

Güven varken güvensizliği,

İtimat varken itimatsızlığı hiç sevmem.

 

 

Uygarlık varken medeniyetsizliği,

çağdışılığı hiç sevmem.

Bilim,İlim,İrfan varken bilgisizliği ,cahilliği ,

 Teknoloji varken iptidailiği ,

 Terbiye varken terbiyesizliği,

Saygı varken saygısızlığı hiç sevmem.

 

 

Doğallık,naturellik,otantiklik varken  yapmacılığı,

Orijinallık varken taklitçiliği,

Tabiilik varken özentiyi,

Asillik varken vekilliği ,

Yaratıcılık ,emek alınteri varken, kopyacılığı ,

Hazırcılığı, emeksizliği ,aslalaklığı hiç sevmem.

 

 

Melaikeler varken şeytanları hiç sevmem.

Huri Melekler varken,zebanileri ,

Cömertlik,mertlik varken nekesliği,namertliği ,

Somut varken soyutu,sanalı hiç sevmem.

 

 

Yaşam herkesin hakkı iken,

salt kendisi için düşünenleri hiç sevmem.

İnsanlara yardım varken duyarsızlığı veya sömürüyü,

Menfaat olgusunu  salt kendisi için kullananları,

 Fırsat düşkünü   acımasız  egoistleri ,.

İnsanların,insani değerlerini istismar edenleri hiç sevmem.

 

 

Merhamet varken acımasızlığı,zalimliği hiç sevmem.

Hoşgörü,affetmek varken,kini,nefreti,kuralcılığı ,

Yükselen insani değerler varken ,çağdışılığı,feodaliteyi,

Ruh ve Vicdan varken,ruhsuzluğu ve vicdansızlığı hiç sevmem

 

 

Mesleklerini ,mesleki kurallar içerisinde yapmayanları hiç sevmem.

Siyaseti,halka,hakka ve Ülkeye hizmet için yapmayanları ,

Devlet Hizmetlerini,Kamu için,

Kamu yararına yapmayanları ,

Politikayı,yalancılık,menfaatçılık olarak algılıyanları hiç sevmem..

 

 

Vatan varken ,Vatansızlığı ,

Millet varken,Milliyetsizliği ,

Ulus varken hanedanlık,yada ummetçiliği,

Bayrak varken ,Bayraksızlığı ,

Egemenlik varken,esareti asla ve asla hiç sevmem.

 

 

Barış varken savaşı hiç sevmem.

Yiğitlik varken,korkaklığı ,

Dil varken, suskunluğu ,

Din varken dinsizliği hiç sevmem.

 

 

Kanun varken,kanunsuzluğu ,

Kural varken,kuralsızlığı ,

 Saygı varken saygısızlığı ,

Naziklik varken,kabalığı hiç sevmem.

 

 

Sevgi varken,nefreti hiç sevmem.

Gülmek varken ağlamayı ,

 Neşe varken,somurtmayı ,

Şen ve şakrak olmak varken,

Gam turşusu satanları hiç sevmem.

 

 

Kahkaha varken,surat asmayı,kaş çatmayı ,

Tok  olmak  varken açlığı,aç gezmeyi  ,

Sıcaklık varken soğukluğu ,

Yaz varken kışı,

kar varken buzu hiç sevmem.

 

 

 

Berraklık varken bulanıklığı hiç sevmem.

Temizlik varken,pisliği ,

Ses varken,sessizliği ,

İnsan varken,yalnızlığı,

insansızlığı hiç sevmem.

 

 

Yenilik,gelişim varken,eskiliği,bağnazlığı hiç sevmem.

Komşuluk varken,komşusuzluğu ,

Güç varken,güçsüzlüğü,cılızlığı ,

Sağlamlık varken sakatlığı hiç sevmem.

 

 

Mis gibi kokular varken pis kokuları ,

Öz varken,kabuğu,kıyıyı,kenarı ,

Asıl varken,sureti,kopyayı ,

Realite varken,rüyayı hiç sevmem.

 

 

Sağlam varken çürüğü hiç sevmem.

Ucuz varken pahalıyı ,

Yakın varken uzağı ,

Gerçek varken hayali hiç sevmem.

 

 

Umut varken umutsuzluğu ,

Hayır varken hayırsızlığı ,

Asalet varken,asaletsizliği ,

Ata,soy,sop varken,

Atasızlığı,soysuzluğu hiç sevmem.

 

Eş varken eşsizliği ,

İş varken işsizliği ,

Yol varken yolsuzluğu ,

Aş varken aşsızlığı,

Ekmeksizliği hiç sevmem.

 

 

Ahlak varken ahlaksızlığı ,

Karakter varken,karaktersizliği ,

Meziyet  varken,meziyetsizliği

Kabiliyet varken,kabiliyetsizliği hiç sevmem.

 

 

 

Erdemli olmak varken,erdemsizliği hiç sevmem.

Hürriyet,özgürlük varken,esaret ve köleliği ,

Demokrasi varken,başka hiçbir idare şeklini sevmem.

Laiklik varken,laik olmayanları hiç sevmem.

 

 

Helal varken haramı,

Hırlılık varken hırsızlığı hiç sevmem.

Emek,Hak,Adalet varken,vurgun,soygun ve talanı

Doğruluk,dürüstlük varken, yanlışı,yalanı,

Samimiyet varken,riyayı,samimiyetsizliği hiç sevmem.

 

 

Şıfa varken hastalığı,

ilaç varken reçeteyi hiç sevmem.

Doktor varken ,doktorsuzluğu,

Hür ve dürüst Medya varken,bağımlı ve yanlı medyayı,

Kamuoyunu sömüren,ona ihanet eden kalemleri hiç sevmem.

 

Sevdiklerimi sevmeyenleri de hiç sevmem.

Sevmediklerimi çok sevenleri ,

Bayrağımı,vatanımı,milletimi sevmeyenleri ,

 Yüce Atamı,Kahraman Ordumuzu

 Adli,idari ve güvenlik birimlerimizi sevmeyenleri  hiç sevmem.

 

 

Şehitlerimizi,Gazilerimizi sevmeyenleri hiç sevmem.

Hakimimizi,Yargıçlarımızı sevmeyenleri ,

İlim ve Bilim Adamlarımızı sevmeyenleri ,

Okulları,İlim ve İrfan ocaklarını sevmeyenleri hiç sevmem.

 

 

Mit’i,Polisimizi,Jandarmamızı,

İstihbarat ve Ulusal  güçlerimizi sevmeyenleri hiç sevmem.

Çalışanları,Ülke ve Ulusumuza hizmet edenleri sevmeyenleri ,

Gücünü,kaynağını,ilhamını miski millimizden almayanları ,

Teröristi,bölücüyü,eşkıyayı,yardakçı ve yatakçıları hiç sevmem.

 

 

Su varken susuzluğu,

Hava varken havasızlığı hiç sevmem.

Sabah varken,akşamın alaca karanlıkları,

Işık  ve ak perdeler varken,karanlığı vekaraperdeleri ,

Şükretmek varken,nankörlüğü hiç sevmem.

 

Moral varken moralsızlığı hiç sevmem.

Kendi kutsal mabedim varken,başka mabetleri,

Laiklik varken şeriat,yada başka sistemleri ,

Dünya işlerini,ahret işeriyle karıştıranları hiç sevmem.

 

 

Kul ile,Yüce Allah arasına girmek isteyenleri hiç sevmem.

Ben Türk ve Müslümanım,

Ulusumu,Soyumu,sopumu ve inancımı sevmeyenleri sevmem.

Çağdaş,ileri uygarlıklar yolunda olmayanları ,

Atatürkçü,Çağdaş Türk Milliyetçisi olmayanları sevmem.

Milliyetçiliği kafatasçılık olarak algılayanları hiç sevmem.

 

 

Kendi Ulusal değerlerimiz varken,

Başka  ulusal değerlere özenenleri  sevmem.

Başka Ulusların Ulusal değerlerini  göremeyen çağ dışı kimseleri,

Kendi Ulusal değerlerini,başka Uluslara karşı koruyamayanları,

Yüce Türk Ulusu ve Devletini geliştirerek,güçlendiremiyenleri

Atatürkçülük Ülküsünün şanlı bayrağını çekmeyenleri,

Zaten  temelden hiç sevmem.

 

Tek Ulus,Tek Devlet,

Tek Dil,Tek Bayrak Ülküsünde birleşmeyenleri ,

Devletimizin üniter yapısını bozanları,

Din,ırk,mezhep,renk,sosyal sınıf ayırımı yapanları,

Ulusal birlik ve bütünlüğümüze ihanet edenleri hiç sevmem.

 

İşte ben buyum dostlar.

Gerçekçi olmayanları hiç sevmem.

Vatan  ve milliyetperver olmayanları  temelden sevmem.

Çağı,yükselen değerleri esas almayanları hiç  sevmem.

Birey ve Ulusun hak ve hukukunu en öne almayanları sevmem.

 

Yukarıda arz ettiğim sevdiklerimi sevenler dostumdur.

Sevmediklerimi sevenlerse,sevmediklerimdir.

SEVMEDİKLERİM bile BENİM  DOSTUMDUR.

Çünkü;muhatap olduğum zümre insandır.

TÜM ÇARELER,İNSANLIKTADIR,

DERMANLAR ,ŞİFALAR ,İNSAN OLMAKTA VARDIR.

Ben İnsan olmayanı,insanlığı bilmeyenleri hiç sevmem.

İnsanla,İnsan olanlarla,İnsanlık için varım.

Kaç gün ömrüm varsa işte onu bu ideallerimle yaşayacağım.

Bu İDEALLERİME UYMAYAN HİÇBİRŞEYİ SEVMEM.

 

                                                          12 ARALIK 1998 

                                                           

                                                              İzmir.           

 

 

 İNSANLARIN VE UYGARLIKLARIN  MİMARLARI

 GÜNEŞ İNSAN  ÖĞRETMENLERİMİZE

 

 

Karanlık ufkumuzu aydınlatan Güneş İnsanlar,

 öğretmenlerdir.

İnsanoğlunu, insan yapan Yüce Mimarlar,

 öğretmenlerdir.

insanları insan yapan,

 uygarlıkların gerçek sahibi öğretmenlerin,

öpülesi ellerinde şekillenir tüm  insanlar!

İnsanları,motif-motif işleyerek şekillendiren öğretmenlerdir.

Dünyayı şekillendiren beyinler,öğretmenlerin  eseridirler.

Dar ufukları genişleten,

Boş kafaları dolduran,

Karanlıkları aydınlatan,

Uyumayı değil,

uyanık olmayı öğreten  Önderlerimiz  öğretmenlerdir!

Öğretmenler olmasaydı eğer,

şimdi biz , kim bilir hangi meçhüle gidiyor olurduk. ?

Gözlerimiz görmez,

Kulaklarımız duymaz,

kafamız çalışmaz  olurdu.

Kuşkusuz ,

İnsan şeklinde birer et torbası olurduk herbirimiz.

O’zaman ne işe yarardık?

 Nasıl bir hayat yaşardık?

Öğretmensizliği düşünmek bile istemiyorum  öğretmenim.

Öğretmenler olmasaydı,

Şimdilerde  kendi kimliğimizi dahi bilemeyecektik.

Tarihimizi,kültürümüzü,geçmişimizi,

Geleceğimizi bilemeyecektik.

Uygarlığı yaratamayacak,

Bugünkü uygar dünyayı kuramayacaktık.

Beklide insan şeklinde ,

vahşi bir yaratık olarak  yaşayacaktık.

Bizi uygarlığa,

Medeni aleme taşıyan yüce değerlerimiz öğretmenlerdir.

Onursal yolumuzu,

Aydınlık ufkumuzu  ışıtan güçlü ışıklar öğretmenlerdir.

En kutsal varlığımız , biricik Annemiz,

 Bizleri  hep ninnileriyle  uyutur…

Bizi uyutan değil,

uyanık tutan,gözlerimizin açılmasını sağlayan,

Ufkumuzu,afakımızı ,

Bizlere sağlıklı olarak gösterenler  öğretmenlerdir.

Bizi bağrına basıp besleyen vatan gibi,

Öğretmenlerde  bilincimizi besliyorlar.

Varlığımızı koruyan ve geliştiren,

 Kahraman ordularımız gibi bizleri ,

sağlıklı eğitimlerle korumaktalar.

işte bu nedenle öğretmenlerimize,

”İrfan Ordularımızın Güneşi” idiyoruz.

Öğretmenler, vatan kadar,

 Annemiz  kadar,

Hatta  Güneşimiz kadar yüce ve kutsaldırlar.

Hayatiyetimizde,

Geleceğimizde,

En  müstesna değerlerimiz  öğretmenlerimizdir.

Bizleri,yarınlara,

ileri uygarlıklara taşıyan ışıklar  öğretmenlerdir.

Fikri Hür,İrfani Hür,Vicdani hür nesiller ,

 öğretmenlerle vardırlar ancak.

 

Saygı,sevgi,minnet ve şükranlarımızın  en  yücesi,

Vatanımızın,Yüce Atamızın,

Bayrağımızın,Kahraman ordumuzun,

Ve Yüce Öğretmenlerimizindir.

Öğretmenler gününde sizleri,

 içtenliklerle anıyoruz  öğretmenim.

Saygı ile eğilip,ellerinizden öpüyorum.

Baş Öğretmenimiz Ulu Önder Yüce Atatürk,

Ve şehit öğretmenlerimizin  yüksek huzurlarında,

Tüm öğretmenlerimize,

 şükran ve saygılarımızı sunuyorum.

Hayatta olanlara,sağlık ve saadetler diliyorum,

Ebediyete intikal etmiş olan yüce öğretmenlerimize,

Yüce Tanrıdan rahmet ve mağfiretler diliyorum.

Ne mutlu öğretmen olmuş  yüce değerlere…

Ne mutlu öğretmenlerin  öpülesi ellerinde  yetişen insanlara…

Ne mutlu   öğretmenlerimizin değerini bilenlere.

Ne mutlu seçkin öğretmenler yetiştirebilen Uluslara..

Ne mutlu öğretmenlerin müstesna ışığı ile,

 Aydınlık yolunu bulanlara.

Ne mutlu öğretmenle,

okulla,ilimle,irfanla bütünleşen insanlara..

Ne mutlu İleri uygarlıkların zirvesine varanlara…

Ne mutlu Türküm diyenler…..

 

                                                                24 Kasım 1994- İzmir

 

 

 

DUR DOST !

 

Dur dost,bir kez yüzüme bakmadan, geçme!

Beni,” bir soluk” dinle!....

Sana , “ acı bir dert yanacağım” ki;

Adıma “İnsan” dedirtmeyi iğrendiren  dert bu!...

 

”öyle bir hale,

öyle bir kara zamana geldik ki” Dost!

“Dost,dost”deyip,neylersin “dostu?”

“Dost.dostu;

öksüz,yetimi  tanımıyor!”

Kör,”topalı “kovalıyor.

Kıskanıyor,sokakta ki “dilenciler “dahi birbirlerini!

Kimse,kendisinden başkasına,

“Bir dilim ekmek yeme hakkını” tanımıyor!

Artık,bundan sonrasını “neylersin ?” dost!...

 

Kim kime “ne dert yanıp,”ne söyleyebilir ki?

Sokaklar ,

”Tinerci,kapkaççı,eşkıya ,

vurguncu,soyguncu” ile dolu…

Birde; “siyasi,sosyal,

Ekonomik ve kültürel soyguncular” var!...

Maazallah!

 “en acımasız,ve en  tehlikeli soyguncular da bunlar“ zaten.

Esnaf mı?

Tüccar mı?

İhracatçı mı?

 İthalatçı mı?

Bankacı mı?

Sülük mü ?

Soyguncu mu?

“vurguncu mu?

Yoksa,”hayali hortumcu mu ?” belli değil!

 

Bu vahim duruma çare bulmak için,

 Ekabirler bir araya gelmişler.

Çare bulucular,

En büyük mekanlarda toplanmışlar.

Gerçek uzmanlar bakmışlar ki,

”netameliler “içlerine  değin sızmışlar.!

Hepsi,şaşırmış ve şaşa kalmışlar.

Her şeye rağmen,

Yinede  toplanıp gündemi belirlemişler.

Vahim  olan acil sorunların çözümlerine yönelik olarak,    

Bir çok komisyon kurmuşlar.

Sonuç alamayınca da,

” çala tokat “birbirlerine girmişler.

 

Çare bulucular da,

”biçarelerle” çalışıp zaman kayıp etmişler.

Bu nedenle “ çözüm getirecek projeleri “hazırlayamamışlar.

“Yasa “yapmak gerekmiş…

Caydırıcı ve kalıcı önlemleri,

Yansız ve tarafız  uygulamak gerekmiş.

Kimseyi” kayırmadan, kollamadan”,

Tavizsiz bir yöntemle,”icraat “düşünülmüş.

Fakat,ne yazık ki,sonuç alamamışlar….

 

“Birey,

vatandaş,

Dürüst   esnaflar

Temiz olarak kalmayı başarabilmiş saygın şirketler,

İmalatçılar,

üreticiler,

işçiler,emekliler,

Namuslu iş adamları”  yanmışlar!

Lakin,bu yangın,

 Kimsenin   pek umurunda olmamış.

Yangınlar umursansaydı eğer ,

zaten bunca ormanlar yakılmazdı!

 

Yinede aramışlar,taramışlar,

 Bir çok yoğun mesailerden sonra suçluyu yakalamışlar.

Suçlu kim miş biliyor musunuz?

“ sistem”miş!

“Sistemi” işletemeyenler,

”sistemi” tıkayanlar  ise “hiç suçlu” değilmiş.!

Bu kargaşada herkes şaşırmış,şaşa kalmış.

 

Fırsatçı yüzsüzler,

Doyumsuz  hortumcular,

Kravatlı soyguncularla ,kravatsız   hırsızlar,

Ülke ve Ulusumuzu,

Yurt içinde ,yurt dışında,

Soyabildikleri kadar soymuşlar.

 

Hatta  kafi gelmemiş,

Başka Ulus ve Ülkeleri soymaya devam etmişler.

Devasa hırsızların bazıları da çok doymuş.

Onlar artık ,

Küresel boyutta  soygunlar yapmaya başlamışlar…

Bu soygun ve talanlara ses çıkaran,

 “duyarlı,bilinçli,namuslu vatandaşlar ise,

  “bir şekilde” susturulmuşlar.

Susmayan  vakur kimselerde ,

çeşitli şekillerde kıstırılmışlar…

Vatandaşın işi,

 Allaha,ileri çağlara,huzur-u mahşere  kalmış!

 

Bir Ümit daha varmış..

O’da Anatürklerde,

 Zübeyde Analardaymış.

 Mustafa KEMAL’LERİN,

 Yeniden doğup,şahlanması gerekiyormuş.

Ya  Kuvayi Milliye  ruhu,

 Veya Müdafaai Hukuk  şuuru yeniden şahlanacakmış.

Yada , bu vurgunlar,soygunlar,

Ahlaksızlıklar,hortumculuklar  sona erecekmış.

 

Demokrasi çok güzel bir idare sistemimiş…

Ancak,ne var ki ,

“parakrasi,bürokrasi,üçkağıtçı siyaset’in “şeytan üçgeni,”

Satılmış kalem ve beyinlerle entegre olmuş,

 Her boyutta ki  çeteler,

Ülkede ne hak bırakmış ne hukuk!

 

Demokrasinin ümüğünü ;acımadan sıkmışlar!

Garibim “Demokrasiyi”,

Adeta   “pembe pantere” benzetmişler….

Ülkenin ana taşıyıcı kolonlarını teşkil eden,

 Atatürk İlkelerini,

Ülkenin orijinal mimari projesi olan,

 Atatürkçülüğü,

“Tadilat,revize,restorasyon” yalanlarıyla bezetilmiş,

Kamufle edilmiş  vitrinlerle ,

“ tahrip etme lobilerini” kurmuşlar.

Ülke ve Ulusumuzun,

Ana taşıyıcı kolonları,

İç ve dış  saldırının hedefi  olmuş!

Ana projeler tarumar  edilirken,

Bizim” kaderci sakinler,

Ülkemizde ki ” olay ve gelişmeleri “ seyrede” kalmışlar…

 

Peki, bu bina yıkılmaz mı?

Bina yıkılırsa sizin,bizim,hepimizin  hali nice olur?

Bunu düşünenler,

Demokratik tepkisini koyanlar,

Ulusal   Kahramanlar yok mu?

 

Vazgeçtim bireyin,vatandaşın,

işçinin,memurun,emeklinin  çilesinden.

Vazgeçtim çöplerde yiyecek ekmek arayan,

 çaresizlerin  ıstırabından!

Daha vahim olan,

onlarca sorunlardan “söz etmekten “vazgeçtim.

Önce  bu  Ulusal binayı kurtaralım dostum!

Bu “Bina” çökmesin!

Vatan ,Millet,Laik Cumhuriyet,

Atatürk İlke ve inkılaplarıyla yeniden sağlamlaştıralım temelleri. 

Şanlı Bayrak dalgalansın.

Gerisi kolay…

Elbette ki Zübeyde Analar, Mustafa Kemalleri doğuracaktır.

Ve bu Ülke ,”hak ettiği yere” bir gün  mutlaka” ulaşacaktır”!

Zira Atatürkler, ancak “Anatürklerden” doğar.

Bunun içinde bize,

” sağlıklı,güçlü,bilinçli,cesur bir Babatürk” gerek…

Daha çok şey var bahsedebilecek,

Fakat,neden bahsedebiliriz ki Dost?

Sen sarhoş,ben sarhoş.!

Senin” kafan” boş;benimki  “seninkinden” de  boş!

                                                              2003  İzmir

                                                    

               

 

ULUÇINARIN YÜKSELEN SESİ

 

 

Ben, dünyanın en yaşlı,en güçlü,en büyük Ulu Çınarıyım.

Nam-ı diğer,    Büyük Anadolu’yum.

Yaşım,Dünyanın kuruluşu ile başlar.

Güçlü bedenim,devasa büyük,sağlam,kuvvetli dallarım var.

Ana köklerimden fışkıran onlarca filizlerim,

Küresel süreçten sonraki  yeni dünyada da,

Benim  ana gövdem  etrafında  yükselen,

Benim özümden,benim köklerimden şahlanan,

Yeni,genç,güçlü “Uluçınarlarım “olacaklardır.

Benim yapraklarım dahi,birer dal kuvvetindedirler.

Birer ana gövde   kudretindedirler.

Asırlardır,bedenime,dallarıma,yapraklarıma konmuş bulunanları,

Afakımda yer alan her türlü  canlı ve cansızları ,

Şefkat ve hoş görümle   bağrıma  basıp,onları yaşattım.

Salt yaşatmak la kalmadım.Onları asırlardır besledim,yücelttim.

Salt besleme ile kalmadım.Onları korudum,bugünlere taşıdım. Böceklere,sineklere,yılanlara,çiyanlara,

Tüm sürüngenlere  dahi mekan oldum.

Bedenimde yer alıp,dallarımdan tutunmak isteyenleri kucakladım.

Sinsice,yaprak ve çiçeklerimi kemirenleri bile hoşgörü ile karşıladım.

Hain,art niyetli olmayan kemirgenlere dahi  kol-kanat  olup,korudum.

Ancak,hain,art niyetli olanları da asla affetmedim.

Gereken cezalarını verdim.

Hainlere,kötü gözlü,art niyetlilere  yataklık eden dallarımı budadım.

Gerektiğinde  yapraklarımı  bile döktüm.

Bedenime,dal ve yapraklarıma zarar verenleri de  cezalandırdım.

Fakat,bana sadık ve dürüst olanları ,her şeye rağmen korudum.

 

Şimdi,bünyemde,dal ve yapraklarımda  yer alan,

Veya yer almak isteyen hainlere sesleniyorum:

“Hain Kargalar,sürüngenler,çiyanlar,

Maskeli,maskesiz  olarak alalanmış yılanlar,çakallar,domuzlar,ayılar!

Bunlara yataklık eden meczuplar şimdi sizlere sesleniyorum!

 Beni iyi dinleyin!

Aklınızı başınıza toplayın!

Tutunduğunuz dalları bana kestirmeyin.!

Hainliği,ihaneti bırakın artık!

Eğer beni,dal ve yapraklarımı beğenmiyorsanız,terk edip gidin!

Eğer bende,dal ve yapraklarımda yaşamınızı devam ettirecekseniz,

“Başka kaynaklardan beslenmeyi,

İhaneti,hainliği,kötü,düşmanca düşünceleri,

Ve ayırımcılığı,nifakı derhal terk edin!

 

Asırlarca sizlere, şefkatle,gerçek Adaletle kucak açan benim. Bedenimde,dal ve yapraklarımda ayırımcılık,bölücülük yapmayın.!

Ant olsun ki,dal ve yapraklarımla ,Ulusal bir karar alırsam eğer,

Değil konup yaşadığınız yerleri,

Geçtiğiniz her zemini,tutunduğunuz her dalı,

Soluduğunuz havayı kuruturum.!

Sizi kandıranları da,sizinle birlikte siler atarım.!

Ben Ulu Çınarım.Nam-ı diğer,şanı büyük” Anadoluyum.”

Söylediklerimi  mutlak yaparım.

 

Şüpheniz varsa ,dönün tarihe bakın!

Gerçekleri ondan öğrenin.!

Gerektiğinde “yepyeni filizlerle” bedenimi yeniden donatırım.

Gerekirse,tüm dal ve yapraklarımı feda ederim !

Güçlü Kartallarım,şahinlerim,Doğanlarım,Çakırlarım,

Sungur Kuşlarım var özgür ufuklarımda.

Tüm evrene,afakınıza onları salarım.

 Yaman pençeleri,çelikleşmiş Gagalarıyla,Param- parça  ederler sizi!

Bütün yaptığınız,ihanet ve kötülüklere karşın,

Böylesi bir cezalandırmayı,böylesi bir taarruzu  istemiyorum.

Fakat ;sabrım bitti.

Hala aynı  şekilde hareket ederseniz,

İnanız ki,tüm önlemleri almaktan başka yapacağım bir  çarem yok.

O’ zaman, ya bedenimi,tamamen” terk” edip gideceksiniz;

Ya yürüdüğünüz “yanlış yoldan” döneceksiniz,

Yada “yok” olup gideceksiniz.!

Bunun şakası  ve başka  yolu yoktur,bilesiniz!

 

Üç kıtaya sığmayan bedenimle,asırlarca dünyaya hükmettim.

Destanlaşan zaferlerle tarihin altın sayhalarını kapladım,

Kahraman Türk Ulusunun  aziz vatanı olarak nam saldım.

Be hey beyinsizler,sizler bu gerçeği bilmeyecek kadar cahil misiniz?

Bu gerçekleri görmeyecek kadar kör,yada aptal mısınız?

 

Çungeryadan,Çin Seddinden ,Adriyatik Denizine değin ,

Hint Okyanusundan,Büyük Okyanusa kadar olan alanda,

Kıtalar coğrafyası boyu yer almış,

Çağ dışı toplumları,çağlara taşımış,

Dünyaya şekil vermiş,” Büyük Türk Ulusunun Aziz VatanıyımBEN!

Ne zamandan beri,ne idüğü belli olmayan devşirme meczupların,

Hain, sapık  ve nankör çiyanların  at oynattığı meydanlar oldum?

Yoksa dünyanın sonu mu geldi?

Ey aldatılmış zavallılar! “Yılanlar,çıyanlar,Kargalar,Çakallar,Ayılar,Domuzlar”

Tövbekar olup gelin, bağrım,dallarım,yapraklarım size açıktır.

Fakat,ihanet ve kalleşliğe yeniden  devam ederseniz,

O’ zaman,neslinizi kurutup,kökünüzü kazımaya kararlıyım bilesiniz.!

Ben şanı Büyük Anadoluyum.

Türküm.

Türk yurduyum.

Söylediklerimi mutlaka yaparım.

Yaptıklarım,yapacaklarımın kanıtı değil midir?

Bekleyin göreceksiniz.!

Sizleri, bu yanlışa,bu ihanetlere,

İnsanlık suçuna itenler ve destekleyenler ne yapacağımı görecekler.

Pişman olacaklar.

Ancak,heyhat !.

 O zamanda İş- işten geçmiş olacak.

Mehter  Takımı,zafer marşını çoktan çalmış olacak!.

Bakınız şanlı Harbiye Marşının  o muhteşem sesleri ;_

Ulusumun yükselen sesinden  tıkırdayan evrenin  cam sesleri ,

Kulaklarımı beslemeye bile başladı.

 

                                                 20 Haziran 1999-İzmir.

 

.

HAİN KARGALAR,

Çağımızda KARGALAŞAN ÜLKE VE İNSANLAR

 

Çağımız ve Günümüz dünyasında,

Legal ve illegal zeminlerde,

Yurt içinde,yurt dışında,

Tüm coğrafyalarda,

Özellikle ülkemiz ve afakımız da,

Meşum” Kargalar  sürüsü”  dolaşmaya  başladılar  Dostlar!

Kendilerini ,yer yer”bülbül”yer yer” Martı”,

Yer yer” Şahin”yada “Kartal “ olarak tanıtan bu Kargalar,

Aslında birer leş kargası hepsi!

Önlerine ne gelirse gagalamaya çalışıyorlar.!

Bu işi , daima ,bir”karga “kurnazlığı ile yapıyorlar.

Üstelik,”Ulusal varlık ve değerlerimize”saldırıyorlar.

Kendilerini kovalayıp,önlemler aldığımızda da,

Yaygarayı basıyorlar…

Bilmeden,yanlışlıkla yaptıklarını söylüyorlar.

Oysa ki,gece gündüz demeden ,

Fırsat buldukça  her yere  saldırıyorlar.

Gagalarına vurup,kanatlarını kırdığımızda da ,

Tüm güçleri ve çirkin sesleriyle,yaygarayı koparıyorlar.

Hep bir” karga kurnazlığı” ile bu  eylemlerini tekrarlıyorlar.

Kendilerinden  gayri,başka kuşların da ;

Yaşama hakkı olduğuna  inanmiyorlar bu hain kargalar.

Zira,hiç yemeleri  mümkün olmayan değer ve varlıklara  saldırıyorlar.

 Hain ve sapık kargalar,

Gagalarını,dıştan gelen sinyallerle  oynatıyorlar.

 Belli ki,bazı iç ve dış merkezlerden,kargalara kumanda edenler var.

 

Bu kargalar,o denli hain, o’denli sapık ve satılmış kargalar ki ;

Aldıkları dış sinyal ve kumandalar doğrultusunda ,

Kendi soylarından olan Kargalara bilesaldırıyor ve öldürüyorlar!.

Yaşlı, yada genç , yavru karga  olduklarına bakmadan katlediyorlar!.

Hatta, kendi ebebevlerini,kardeşlerini bile vahşice öldürüyorlar!

Belli ki içlerinde cinsleri kendilerinden olmayan meşum kargalar var.

Küreselleşen yeni dünyanın, meşum Kargaları  bunlar!

Yarınlarda, birbirlerini yiyecekleri gerçeğini bildikleri halde,

Ulusal varlık ve değerlerimize saldırmaya  yönelik   kilitlenmişler!

Bu nedenle de, bu şuursuz,nankör  hain Kargalar,                                                

 Ülkemiz ve afakımızdaki bazı,bilinçsiz,saf kargaları kandırmışlar.

Yine bir “karga kurnazlığı “ile bunları “ kendi saflarına” katmışlar.

Hatta karga olmayanı dahi,”sen kargasın” savıyla  kandırmışlar.

Amaçları belli!

Kendilerinden  olmayanları ,bir plan  dahilinde  katledecekler!

Sonra dönüp yaygarayı basacaklar dünya kamuoyu önünde!

“Türkiye Cumhuriyetinin avcıları biz öldürüyor “diye….

Utanmadan  tezvirat yapacaklar.!

 

Yandaş,iç ve dış kargaların şahitliği ve desteğiyle ;

Faturayıda ülke ve Ulusumuza çıkarmayı hedefliyecekler!

Kargaların Senaryoları  bu.

Gerçekler bunlar  kardeşim!

Fakat,hain,sapık ve satılmış oldukları kadarda,aptal karga bunlar!

Zira,bizim ülkemizde,

Şahinlerin,Doğanların,Çakırların,Sungur Kuşlarının,

Çelik kanatlı,pençeleri yaman,

 Oğuz Kartalların olduklarını bilmiyorlar mı?

 

Bugüne değin,

Oğuz Kartallarının,Şahin ve Doğanların  güçlü kanatları altında,

Onların  toprak ve  kucaklarında yaşaya gelmediler mi  bu hainler?

Onların varlık ve güvenceleriyle beslenip büyümediler mi  hepsi!?

Oğuz Kartallarının  hoş görü veulviyetleriyle çoğalıp gelmediler mi?

Salt onlar değil

Onlarla birlikte  kargalaşan yabancı kuşlarda biliyor bu gerçeği.

Lakin ,bu  iç ve dış hain kargalar,

Sabrında bir sınırı olduğunu unutuyorlar!.

Bizim gök  ve  topraklarımızda yaşadıklarını idrak etmiyorlar mı?

Ülke ve Ulusumuzun,

Ulusal Avcıları,doğal olarak bu kargaları izlemektedirler.

 Kendi soyunu bile  katleden  bu hain Karga sürüleri karşısında,

Türkiye Cumhuriyetinin” Ulusal Avcıları,Şahin,Doğan ve Kartalları,”

Seyirci,yada ilgisiz kalamazlar elbette.

 Bu doğal gerçeği hiç kimse yatsıyamaz!

 

Kargaların yayıldığı alanlar ,

Kargalaşan meskun yerler  güvenceye alınacaktır elbette!

“Pençesi yaman,demir bilekli,çelik yürekli  Kartallar” ,

Ve” Ulusal Avcılarımız”,

Kargalara ,Sinyaller,yiyecekler,silahlar gönderen,

İç ve dış kumanda merkezlerini  bularak  izale edeceklerdir.

 Onların,hain ve alçakça oyunlarını bozup,sistemlerini dağıtacaklardır.

Dost görünüşlü düşmanların maskeli yüzleri deşifre olacaktır. !

Lakin aptallsr ağılına giriyor bu kargalaşan yabancı hain meczuplar!

Zira,bu hain kargalar,

Hakimiyetlerini sağladıktan,sonra dönecekler “onları yemeğe”.

Kendilerini besleyen ve yönlendiren  yabancı kargaları yok edecekler.

Aynı taktik ve metotla saldırı ve katliamlarını  onlar için yapacaklar.

Tüm dünya bu gerçeği,çok yakında görecektir.

Ne yazık ki bunları,”bülbül,yada altın sülün sanan”  bazı cahiller,

Hatta,bu kargaları,kendi ırklarından sanan  meczuplar,

Ne acıdır ki,bu hain,sapık ve satılmış kargalara yataklık ediyorlar!

Ve böylece onlarda kargalaşıyorlar!

Onlarda , avcılarımıza,şahinlerimize ve Kartallarımıza hedef oluyorlar.

Çok uluslu konsorsuyumların gıdalarıyla beslenen Kargalar,

Ulus ve Ülkemize saldırmakla  çok yanlış yaptılar.

Kendini besleyenlerin,

onları umdukları sonuca taşıyacaklarını sandılar.

Her zaman olduğu gibi bu eylem ve düşüncelerinde de yanıldılar.

Ulus ve Devletimizin  şefkatlı kollarında hayat bulacaklarını unuttular.

Bundan böyle,bizde,topraklarımızda,

Afakımızda,hain ve satılmış kargaları istemiyoruz.!

Ne pahasına mal olursa olsun,caydırıcı önlemler alaınacaktır.

Biz saldırı ve akınlarımızı ,bir “karga kurnazlığı” ile de yapmayacağız.

Biz,Alp Arslan gibi,Fatih Gibi,Kanuni gibi,Yüce Atatürk gibi yapacağız.

Biz Büyük Türk Milletiyiz.

Söylediklerimizi mutlaka yaparız!

Haydi uyanın,kendinize gelin Hain Kargalar,Kargalaşan kuşlar !

İnsan haklarını esas aldıklarını söyleyen çifte standartlı Ülkeler!

“Kargalardan ve yaratacakları kargaşalardan medet uman meczuplar”

 Göklerinizde ve topraklarınızda bu kargaları beslediğinizde,

Saklayarak,eğitip,yönlendirerek bizim ufkumuza   yönlendirdiğinizde,

Sizi  öncelikli düşman bilerek kanatlarınızı kırar atarız.

Birdaha uçamaz ve yaşayamazsınız.!

Yeter artık!Sabrımızı taşırmayın.!

Taşarsa ne olur demeyin sakın!

Sonra dünyayı başınıza yıkarız.

Şupheniz varsa eğer,dönün tarihe  bir bakın!.

Yirmi birinci yüz yılda,savaşmayı hayatımızdan çıkarıp atalım.

Uygarca,insanca,dostça,anlayış ve  huzurla birlikte yaşayalım.

İleri uygarlıklarda,süper çağlarda,bilimle,Terknolojiyle kucaklaşalım.

Yükselen değer ve hayat standatlarıyla,Küresel Demokrasiyle,

Hukukun üstünlüğü ve bireysel hakların egemen olduğu bir dünyada,

İnsanca ,dostça,kardeşçe yaşayalım.

Bu olgu ve ulaşımları,yeni nesillere,daha ileri çağlara taşıyalım.

Savaşmayalım,barışalım.

Dostluklarda,birbirilerimizle yarışalım.

Fikir ve haklarımızı,isteklerimizi,uygarca tartışalım.

Terörü,entrikayı,pravake girişim ve hainlikleri bırakalım.

Türk Yurdu  ve Türk Toplumu,dostluğa ve uygarlığa açıktır.

Düşmanlığa,pravakasyonlara,hainliğe,sadakatsızlığa kapalıdır.

Hele iç bölünme,anarşi ve teröre asla ve asla geçit vermeyiz.

Bu gerçekler tüm dünya alemlerince bilinmelidir.

Devletimizin Üniter yapısı,

Coğrafi konumumuz ve toplumsal yapımız bize bunları emretmektedir

Atatürkçülüğün ve Ulusal politikaların değişmez hedefi de budur.

Bakın ülkemize,topraklarımızda her türlü canlılar  yaşamaktadırlar.

Saksağanlar,Karabataklar,Martılar,Papağanlar,Kargalar,

Kartallar,Şahinler,Doğanlar,Çakırlar,Sungurlar,Altın sülünler,

Tavuslar,Bülbüller,serçeler,Tavuklar,Kazlar,Ördekler,Hindiler,

Balıklar,sürüngenler,Öküzler,İnekler,Mandalar,Develer,

Atlar,eşekler,Ayılar,kurtlar,Tavşanlar,Tilkiler,Çakallar,

Samurlar,Sansarlar,Filler,Zurafalar,Arslanlar,Kaplanlar,

Su aygırları,Domuzlar,Keçiler,Koyunlar,Kuzular,

Daha nice hayvanlar,İnsanlar,otlar,bitkiler,onlarca cevherler,

Birbirinden güzel varlık ve değerler,

Muhteşem bir zenginlik içerisinde ,

Asırlardır  bizimle  birlikte yaşamaktadırlar.

Dikkat edin yurttaşlarım,vatandaşlarım, Dostlarım,kardeşlerim,               

Kem gözlü hainlere,dost görünüşlü,maskeli düşmanlara  dikkat edin!

Haramilere ve hırsızlara,arsız ve yüzsüzler dikkat edin!

Değerlerimizi çaldırtmayın!

Onları,Koruyun,kollayın ve hiç kimseye elletmeyin!

Gaflet ve dalaletle de olsa,

Kötü amaçlı zat ve zevatlara yataklık etmeyin.

Kendinizi ve değerlerinizi  kullandırmayın.

Geleceğiniz ve mutluluğunuza zarar  vermeyin.

Hain kargalara,Kargalaşan insan ve ülkelere  bu tokadı mutlaka atın.

Sadık,samimi, yapıcı,birleştirici,barışçı,adaletçi her canlıya açığız.

Ulusca,Devletçe,Milletçe açığız.

Hain, sadakatsız, samimiyetsiz  iç ve dış  tüm zevat ve oluşumlara ,

Her türlü bölücü ve yıkıcı  amaç ve eylemlere  karşıyız.

Bu hainlik ve tahripkarlıkların,demokrasi,hak ve hukukla ilgisi yoktur.

Küresel süreçte,

Bilgi Çağı Dünyasında ,yirmi birinci  yüzyılın baharında,

Birlik ve beraberliklerimizi,dostluk ve kardeşliklerimizi pekiştirelim.

Yükselen değerleri,ülke ve ulus hayatında,dünyada hakim kılalım.

Her canlı ve varlığın ,imtiyazsız,sınıfsız eşit olduğunu kabul edelim.

Her bireyin,dil,din,ırk,renk,soy ve sopuna bakılmaksızın,

Ülke birliği,Vatandaşlık bilinci ve sadakatıyla ,                                            

Büyük Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti’yle bütünleşen herkesi,  

Birinci sınıf vatandaş  olarak bağrımıza basarız.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yer aldığı karmaşık coğrafiya’ya rağmen,

Çağdaş,Laik ,Demokratik,Sosyal Hukuk devleti olmasına karşın,

 Tek “İslam Devleti” olmasının onurunu ve gururunu  paylaşmaktayız..

Bu  köklü,muhteşem,muazez  cennet Ülkeyi,

Uygar Devletimizi,

Necip Türk Ulusunu,

Ulusal  varlık ve manevi değerlerimizi  korumaya kararlıyız.

Can pahasına  yaşatmaya,geliştirip güçlendirmeye andımız vardır.

Vatan ve milletin bölünmez bütünlüğü bizim hayati varlığımızdır.

Hiçbir ülke,bu kadar zenginliklere sahip değildir.                                         

Hiçbir ülke, böylesi  zenginlikleri  bütünlük içerisinde tutamamıştır.

Bizim Ulusal özelliklerimizi kıskanan,

Yıkmakmaya çalışan iç ve dış mihraklara,  

 Maskeli ,maskesiz,

Legal,illegal ,münferit  ve müşterek,entegre girişimlere, Provakasyonlara geçit  

ve olanak vermeyeceğiz.

Yanlış yoldan dönmeyen hain,sapık ve satılmış kargaları,

Bunlara yataklık eden,yada besleyen iç ve dış hain zat ve zevatları,

Yada münferit ve müşterek  entegre düşmaca kaynakları ,

Kuvayi Milliyeciler,Müdafaai Hukukçular,

Mustafa Kemaller,

HasanTahsinler,Nene Hatunlar,Sütçü İmamlar,Şahin Beyler,

Efeler,Seymenler,Dadaşlar,Çakmaklar,Karabekirler,

Okyarlar,Orbaylar gibi  yanıtlamaya kararlıyız.

Türk gibi,Yüce Atatürk gibi  gereğini yapacağız.

Bu kabus,endişe ve huzursuzluklar bizim hakkımız değildir.

Yurda sulh,cihanda sulh ülküsünde,

Mevlananın hoş görüsünde,

Kahraman Mehmetçiğin dikkat ve hassasiyetlerinde,

Çağın ve insanlığın yükselen değerlerinde  birleşelim,bütünleşelim.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin müşfik ve güçlü kollarında ,

Huzur ve mutluluklar içerisinde ,

Dostluk ve kardeşliklerimizi perçinleyelim.

Dünya durdukça,birlik ve bütünlük içerisinde,özgürce yaşayalım.

BİZE UZANACAK HER MEŞUM ELİ,TA DİBİNMDEN KIRALIM.

Bizi bölmek isteyenleri biz paylaşalım.

Aziz şehitlerimizi,Kahraman Gazilerimizi,

Yüce Atalarımızı,şanlı  tarihimizi  mutlu edelim.

Sinsi düşmanların,can kurtarıcı ilaç diye verdikleri preparatları,

Kendi milli laboratuarlarımızda imal edilmeyen ilaçları kullanmayalım.

Kademeli  olarak  öldüren ilaçları, servislerimize sokturmayalım.

Eczane ve sağlık kuruluşlarımıza,

Uzman veya pratisyen  hekimlerimize bunları pazarlatmayalım.

Bunları,ufkumuzdan,,ülke,ulus ve topraklarımızdan  kovalım !

Sağlıklı,güçlü,güvenilir,barışçı,özgür,uygar  Ülke olalım.

Dünya durdukça,birlik berberlik içinde,onurla,gururla yaşayalım.

Ne mutlu bu ruh ve bu ülkü içerisinde olanlara.

Ne mutlu çağın yükselen değerleriyle bütünleşenlere.

Ne mutlu,uygarlığı,

Hakkı,hukuku,barışı,dostluğu esas alan  toplumlara.

Ne mutlu Türküm diyene!                                                                       .                                                                       

 

 

5 Temmuz 1999-iZMİR

 

 

 

 

KUTSAL GEMİNİN KAPTANLIĞINI YAPABİLMEK

 

En onursal maharet,

Kutsal Geminin Kaptanlığını yapabilmektir.

Onu, Ulusal ve Evrensel rotasında ,başarıyla yürütebilmektir.

Kutsal geminin,tüm yapısal özelliklerini, detaylarıyla bilmektir.

Alacağı yolları, izleyeceği rotayı,aşacağı denizleri iyi bilmektir.

Geminin ana gövdesi ve diğer tamamlayıcı bölümlerini,                            

Tüm alaşım ve karışımlarıyla,fiziksel ve kimyasal özelliklerini,,

Hatta  eleman ve ekipmanların,

Kimyasal,fiziksel,Biyolojik yapılarını, derinlemesine bilmektir.

Geminin ana gövdesiyle,omurgası tek ve bir bütündür.

Fakat Geminin tamamını oluşturan bölümlerinde,

Gemiyle bütünleşen değişik kısımlarda, mozaikler olabilir.

Bunlar doğal bir durumdur.

ve imalattaki sanatsal zenginliktir.

Burada ki  maharet veya ustalık,

Gemiyi kullanırken,yada yol alırken,

Kayalara,taşlara,azgın dalgalara çarpmadan ,

Deniz trafiğinde,karmaşık,fırtınalı, seyruseferde ,

 Yerli-yabancı bandıralı gemilere,

irili-ufaklıTeknelere çarpmadan,

 Her boy ve tonajdaki  deniz araçları  karşısında kaza yapmadan ,

Hedeflenen ulusal ve evrensel rotada devam edebilmeyi başarmaktır.

Gemide ki ekleri,mozaikleri,tüm parçaları,

Ana gövdeyle bütünleştirebilmektir.

 

Geminin ana gövdesiyle bütünleşmeyen  parçaları ,

Yada, kopma,düşme,dökülme olasılığı olan  kısımları,

Nerede ne zaman ne arıza yapacağı bilinmeyen aparatları,

Derhal ,anında  izale etmektir.

Aparat, parça ve mozaikleri,

Büyük bir ustalıkla  yerli-yerine oturtmaktır.

Yada derhal geminin bünyesinden söküp atmaktır..

Zira,hangi ek parçanın,hangi mozayiğin,hangi denizin,

Hangi Okyanusların,

Hangi  derinliğinde  negibi  arıza yapabileceğini bilmektir.

 

Her Geminin gövdesinde,zaman-zaman ciddi sorunlar çıkabilir.

Önemli olan,arızaları,başka arızalara fırsat vermeden yapabilmektir.

En ağır bir yükle, deniz  ve okyanuslarda  seyrederken, arıza çıkarsa,

Veya ek parçalar,yada mozaikler koparsa,yada dökülürlerse,

Veya gövdede  bir delik açılırsa;

Daha da vahimi, Gemi  deniz ortalarında su alırsa!?

 İşte O’zaman Kaptan  ve  mürettebatları   çok zor durumda kalırlar.

Gemi  batarsa,onların hayatiyetleri de biter.

Eğer gemide,güçlü ve bilgili,tam donanımlı teknik ekip yoksa,

Yada,acil yardıma gelebilecek bir başka Gemi  bulunmuyorsa,

 İşte o zaman,Geminin ve tüm Mürettebatın hayatı tehlikededir.

Bu nedenle ,Kutsal Geminin Kaptanlığı maharet ister diyoruz.

Bilgi ister,cesaret ister,tam donanımlı ekip ister diyoruz.

Çok büyük  hassasiyet ve Dikkat ister diye haykırıyoruz.

 

Bu nedenlerle, Vatan Gemisinde,Yurt Gemisinde,

Malzemede kalite yanında“TSE Belgesi “aranmalı ve uygulanmalıdır.

Bu gemilerde,ustalık,yetenek,deneyim,sadakat ve samimiyet ister.

Bu nedenlerle,Kutsal Devlet Gemisinin Kaptanları,

Geminin  tüm Mürettebat ve teknik ekipleri,

En başta Kaptanları olmak üzere Gemiyi dikkatle izlemelidirler.

Gözlemeli,bilmeli,anlamalı ve doğru olarak algılamalıdırlar.

Türkiye Cumhuriyeti Gemisi ,

Türkiye Cumhuriyeti karasularında seyredecekse,

Veya evrensel deniz trafiğinde,

Türkiye Cumhuriyeti Bandırasını taşıyacaksa

Bu geminin ana gövdesi, salt “Türk Ustalarınca “yapılmalıdır !

Tüm alaşımlar,karışımlar,bileşimler,

Türk patentli cevherlerle yapılmalıdır.

Türk ekibi  olmayan elemanlar,

Türk cevherinden mamul  olmayan  hiçbir  aparatlar,

Geminin ana gövdesine,

Motor,rota ve kumanda merkezine sokulmamalıdır.

Geminin Kaptanı,mürettebatı ve tüm ekibi de Türk olmalıdır.

Burada ırkçılığı asla savunmuyor ve söz etmiyoruz.

 

Dile getirip,dikkat çekmek istediğim  gerçek şu;

Türkiye Cumhuriyetinin  devasa kutsal Gemisi,

Kocaman yurt Gemisi,Vatan Gemisi,Millet gemisidir.,

Bu konu,dikkat ve ayrıcalık isteyen Ulusal bir konudur.

Bu geminin tüm gövdesi,alaşım ve bileşimleri,

Kaptan ve mürettabatı,teknik ekibi  Türk olmalıdır.

Geminin ,hayatiyetini oluşturan kısımları,

Türkler tarafından  yapılmalıdır.

Türkler tarafından yönetilmelidir.

Geminin “ TSE” damgasını taşıması zorunludur.

Bozulması olası  parçalara bu gemide yer verilmemelidir.

İhmal,gaflet ve dalalet

Özden olmayanlar,yabancı mürettebatlar  Yurt Gemisini batırırlar.

Bu nedenle Geminin Kaptanı,Özbeöz Türk,bilgili ve güvenilir olmalıdır

Gemiyi ve mürettebatını ,canından aziz bilmeli ve korumalıdır.

Kaptan,Mürettebat’a,Mürettebat  ta kaptan’a  sadık olmalıdır.

Geminin sahibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti,Ulusumuz ,

Mutlu ve huzurlu  olmalıdır.

Gemide yer alanların,anası Türk,babası Türk,Lisanı Türk  olmalıdır.

Bu özellikleri taşımayanlara ,

Devlet Gemisi teslim edilmemelidir.

Amacımız,ırkçılık,yada Türkçülük ayırımcılığı değildir.

Ortaya koyduğum ve dile getirdiğim olay,

Gerçekçi bir durdum tespitidir.

Tüm Dünyanın uyguladığı ana prensibi,

Bizim de uygulamamız gerçeğini,

Temel,ana kriterlerin ;

 Devlet-millet hayatında korunması gerektiği koşulunu,

Açık bir yüreklilikle, sadakat ve samimiyetle,

Vatandaşlık sorumluluk bilinciyle,

Görevimizi yapabilmeye özen göstermektir.

Milyonlarca can’a,onlarca yıl ve asırlara,

Ve değeri rakamlarla  ifade edilmesi olanak dışı olan ,

Kutsal bir Gemiyi,

Vatan ve Millet Gemisini,

Tarih,Kültür ve Medeniyetlerin,

Yüce Türk Milleti’nin;”beka’sınin ” yüklü olduğu mukaddes bir gemiyi,

Büyük bir hassasiyet ve dikkatle sevk ve idare etmek gerekir.,

Ve bu hususun hayata geçirilmesi zorunludur.

Bu hususa  dikkat etmek,

Gözlemlemek ve  ilgilileri uyarmak,                                                     

Her Vatan ve Milliyetperver Türk vatandaşının  birinci görevidir.

Namus,haysiyet ve şeref ödevidir.

Yurt Gemisi Kaptan’ın değer ve önemi,

 Böylelikle  ortaya çıkmaktadır.

“Küreselleşme,şeffaflık,çağdaşlık”şu birlik,bu ittifak üyesi olmak gibi,

 Kamufle edilmiş,maskeli ve örtülü amaçlarla Gemi Kaptanlığını,

Mürettebat teşekkülünü,

Ulusal rota ve yol trafiğini ana ilkelerden ayırmak,

Vatan ve milliyet perverlik,yada kaptanlık veya idarecilik değil.

Dostluk,kardeşlik,komşuluk,yada çağdaşlaşma krıteri ise hiç değil!...

Gemide,ana gövde ve tüm  makine,çark  ve ekipman sistematiğinde,

Bir bütünlük içerisinde,öz bir olmalı.Söz bir olmalı.

Amaç ve hedefler bir olmalıdır.

 

Alaşımlar,karışımlarda çeşitlilik ,

 Fiziksel veya teknik olarak kaçınılmaz ise,

Ana cevher,ana gövde,ana kumanda ekibi  Türk olmalıdır.

 Bu nedenle,

Gemi sahipleri,sahipliğini,

Kaptan Kaptanlığını,

Mürettebat,Mürettebatlığını çok iyi bilmelidirler.

Arz ettiğim  Ulusal ve Evrensel ana kriterlerden başka,

Geminin yol aldığı ve alacağı Deniz trafiğinin de,

 Kendine özgü yasaları vardır.

Ayrıca,denizler içerisinde yer alan ve daima hareket eden araçlar var.

Eski ,yeni,

onarım görmüş,yada görmeye aday ,

çeşitli boy ve tonajlarda Gemiler, Tekneler,tankerler,yatlar,botlar,yelkenliler vardır.

Yasal yolcu,yada kaptan ve mürettebatlarda var,

Korsanlarda var.

Bize dost olanlarda var,olmayanlarda.

Üstelik denizlerde,binbir çeşit,balıklar, canlılar var.

Karmaşık bir trafik,karmaşık bir dünya burası…

Çok dikkat etmek gerekiyor çok…

 

Bilip-bilmediğimiz yolcu ve yükü almamak,taşımamak gerektir.

Tarih-kültür,yaşanan deneyim ve olaylardan kazanılan bilgi yumağı,

Çağın gelişen ve uygulamaya konan sistemleri içerisinde,

Ulusal ve Evrensel değerler manzumesi içerisinde,

Ulusal ana ilkelerin tavizsiz hakimiyeti içerisinde,

Yurt gemisi,Vatan Gemisi,Devlet ve Millet Gemisi yol almalıdır.

Kaptan ve mürettebatı bu nitelikte,

Saygınlık,bilinç ve güven içinde olmalıdır.

Filikalar,Kılavuz kaptanlar,

Deniz ve Gemi Güvenlik sistemleri de aynı olmalıdır.

Gemi ,güven içerisinde,sağlıklı olarak yoluna devam etmelidir.

Üzerindeki yük,içerisindeki yolcular,hedeflerine ulaştırılmalıdır.

En onursal görev,böylesi bir Gemide,başarıyla kaptanlık yapmaktır.

Mürettebatlık,kılavuzluk,koruyuculuk ve sahiplik yapmaktır.

Bundan daha onurlusu,

Faziletlisi,mukaddes ve muhteşemliği ise,

Böylesi Kutsal bir Gemiye,arz ettiğim bilinç ve kriterler içerisinde;

“Kaptanlık,mürettebatlık,klavuzluk ve korumacılık”yapmaktır.

Bu gemiyi çağdaş uygarlıklar deryasında,

ileri uygarlıklar limanına taşımaktır

En büyük okyanusların ortasından ,

Bir “güneş gibi” doğmasını sağlamaktır.

Ne mutlu böylesi kaptan ve mürettebat ile yol alan Kutsal Gemilere.

Ne mutlu; Kutsal Gemimize ,

Bu vasıflarda Kaptanlık yapan  değerlere.!

Mürettebat ve teknik ekipmanlara  ne mutlu!

Vatan ,nam-ı diğer yurt Gemisinin koruyucularına,

Ulusal  güvenlikçilerine  ne mutlu.

 Ne mutlu Türküm diyenlere.                                                                          

29       Ekim1998 Ankara

 

 

 

ANADOLUNUN  YÜKSELEN SESİ

 

 

Ben,Kainatin en seçkin  Ülkesi, “Kutsal Anadoluyum”.

Nam-ı diğer  “Cennet  vatan,Büyük  Anavatanım”.

Benim,her karış toprağım,şehit kanlarıyla sulanmıştır.

Tarihin derinliklerinde seçkin ve  onursal bir yerim var.

Yirmi ana köküm,yaşayan yedi  gövdem var.

Milyonlarca köklerim,dallarım ve yapraklarım var.

Birbirilerinden güzel onlarca nadide çiçeklerim var.

Gök yüzünde parlayan,

Çağları,dünyayı ve insanlığı aydınlatan ,

“Ay’ım,Güneşim,

Milyonlarca Yıldızlarım”var.

Asırlarca en güçlü,en sağlıklı,en güvenilir ülke bendim.

Fakat şimdilerde;

Doğuda ağrım,

Güneyde sancım